loader

BU KADAR NEFRET NEDEN? YILMAZ ÖZDİL

Allah’ın Rasulu (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Hayâ etmiyorsan dilediğini yap.”

“Dünyada 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamid Han’da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünya siyasilerindedir.” (Prens Bismarck)

Sultan II. Abdülhamid’in doğumunun 174. yılı münasebetiyle bir takım etkinlikler düzenlenmektedir. Bu etkinlikler çerçevesinde medyada ve bir takım gazete köşelerinde II. Abdülhamid’in icraatları ele alındı ve hakkında birçok yorumlar yapıldı. Fakat bunların en dikkat çekeni ise Yılmaz Özdil’in “Abdülhamid” isimli makalesi oldu. Ben bu makalede yazılanlara tek tek cevap vermeyeceğim. Buna gerek duymuyorum, sadece niçin böylesine düşük bir makaleyi kaleme aldığının gerçekliğini ortaya koymakla yetineceğim.

Özdil makalesinde özetle bu topraklarda ilk rakı, bira ve şampanya fabrikasının onun döneminde kurulduğunu söylemektedir. Hatta bununla da yetinmeyip kendi şahsiyetini daha da düşürerek ilk genelevin onun döneminde açıldığını beyan etmektedir. Şayet Özdil bu makalesinde samimi olsaydı o zaman beraberinde şunları da zikretmesi gerekirdi. Osmanlı topraklarına ilk defa gazı getirenin, ilk modern eczaneyi açtıranın, ilk otomobili getirenin, Karaköy-Taksim metrosunu yaptıranın, atlı ve elektrikli tramvayları kurduranın II. Abdülhamid olduğunu cesaretle söylemesi gerekirdi. Yine bununla birlikte Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryolunun ve buna benzer onlarca eserin ona ait olduğunu da söylemesi gerekirdi.

Aslında bu tür laik zihniyetin II. Abdülhamid’i göklere çıkarması lazım gelirdi. Onu övmesi gerekirdi. Çünkü Abdülhamid’e isnat ve iftira ettikleri bu tür iddiaların tamamı hatta daha fazlası kendilerinde mevcuttur. Bu tür laik kafalar rakı, bira ve şarap içmeyi çok severler. Bununla da övünürler. Bunu çağdaşlığın -Batılı olmanın- bir göstergesi olarak görürler. Hatta genelevine gitmeyi de sözde adamlıktan sayarlar. Hâlbuki aynı işleri hatta daha fazlasını İttihatçı ve cumhuriyetçi kadrolar yapmıştır. Özdil şayet iddiasında samimi olmuş olsaydı, bu kadroları da bu nedenle eleştirmesi lazımken, tam tersi onlara toz kondurmaz. Öyle ya özellikle Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Özdil’in sözde Abdülhamid’e isnat ettiği birçok işleri zaten o kadrolar yapmıştır. Ama ne kadar vahim bir tablo ki Özdil’in İslam düşmanlığı aklının önüne geçmiştir. II. Abdülhamid’in sözde bu tür icraatları gerçekleştirmiş olmasını iddia ederken ve o şahsiyete hakaretler düzerken, İttihatçı ve cumhuriyetçi kadrolara, yapmış oldukları gayri İslami uygulamalarından dolayı minnettarlıklarını bildirir. Fakat asıl dert bu değil. Bunların asıl derdini birazdan sizinle paylaşacağım.

Bununla birlikte ben burada II. Abdülhamid hakkında detaylı bir bilgi vermeyeceğim. Onu savunacak da değilim. Çünkü bu büyük Halife, yapmış olduğu işlerle müminlerin kalbinde büyük bir taht kurmuştur. Zira hem laikler hem kâfirler hem de dönmeler onun nasıl bir şahsiyet olduğunu çok iyi bilirler. Bununla birlikte Allah kendisine merhamet etsin Halife II. Abdülhamid’in nasıl bir şahsiyet olduğunu biz de çok iyi biliyoruz. İnşaAllah tekrar II. Râşidî Hilâfet Devleti kurulduğunda böylesine yiğit liderleri görmemiz çokça olacaktır.

II. Abdülhamid bu çevreler tarafından niçin sıklıkla eleştirilmekte, hatta bundan daha da öte tahkir edilmektedir. Bu soruya cevap vermeden önce şunları vurgulamakta fayda görüyorum.

Şayet Özdil ve onun gibi bir takım laik zevat Allah ve Rasulu (s.a.v)’e itaat edip, şer’î ahkâma önem vermiş, İslam ve Müslümanları sevmiş olsalardı, belki bu eleştirilerinde bir nebze de olsa kendilerine hak verebilirdik. Hatta bu söylediklerini cahilliğine verip, bunu şer’î bir çerçevede tartışabilirdik. Fakat durum bunun tam tersidir. Bu tür laik kafalar her defasında İslam’a ve Müslümanlara saldırmaları ile ön plana çıkmışlardır. Her fırsatta içlerindeki İslam ve Müslüman düşmanlığını açığa vurmaktadırlar. Bundan büyük bir haz duymakta ve bunu da büyük bir maharet sanmaktadırlar.

Şimdi ise az önce yukarıda zikretmiş olduğum bu zevatın asıl dertlerine ve düşmanlıklarına gelecek olursak: II. Abdülhamid’in Hilâfet’i ve Filistin topraklarını korumasındaki hırsı ve azmidir. Mübarek İsra ve Miraç topraklarını Yahudilere peşkeş çekmemesidir. Bununla birlikte dönemin birinci devleti olan İngiltere’ye ve diğer sömürgeci kâfirlere karşı olan siyasi tutumu ve mücadelesidir. Bu mücadelesi ve siyasi dehasıyla mümeyyiz olan bir şahsiyettir II. Abdulhamid. Öyle ki cennet mekân II. Abdülhamid bunun bedelini Hilâfet makamından hal edilmesiyle ödemiştir. İşte o gün hem Yahudiler hem de İttihatçılar için dünyanın en önemli günlerinden biri olmuştur. İşte o zamandan bu zamana kadar bu hastalıklı zihniyet, devamlı olarak bir takım İslami şahsiyetler üzerinden İslam ve Hilâfet’e saldırmaktadır. Bu ikisinin düşmanlığını yapmaktadır. İşte bunlardaki asıl dert “Hilâfet düşmanlığı ve Yahudi seviciliğidir.”  Bundan dolayıdır ki II. Abdülhamid hem laiklerin hem oryantalistlerin hem kâfirlerin hem de özellikle de Yahudi dönmelerinin hedefinde olan birisidir. Yoksa bir takım çevrelerin iddia ettiği gibi despot bir yönetim göstermesinden dolayı değildir. Bu tâli bir konudur. Asıl konu ise az önce de zikretmiş olduğum, Abdülhamid’in Hilâfet’i korumasındaki azmi ve Yahudilere karşı olan sert tutumuydu.

Şimdi Özdil ve onun muadillerinin II. Abdülhamid’i bu kadar aşağılamalarının ve tahkir etmelerinin asıl sebebi bu olsa gerek. Bu zevat bunu açık bir şekilde zikretmeyerek bir takım konular üzerinden Abdülhamid’e saldırmaktadırlar. Özdil ve onun gibi düşünenlerin zihniyeti sadece belden aşağı vurmaktır. Akılları ancak bu tür küçük işlere çalışır. Çünkü onların İslam’a ve Müslümanlara olan bu kini bir takım gerçekleri görmelerine engel olmuştur. Aynen Rabbimizin kerim kitabında beyan ettiği üzere لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا “Onların kalpleri vardır onunla hissetmezler, gözleri vardır onunla görmezler.”

Yine bununla birlikte Özdil’in II. Abdülhamid’e saldırmasıyla, İttihat ve Terakkici kadronun saldırması birbirine ne kadar da benzemekte, söylemleri ne kadar da örtüşmektedir. Emin olun şayet o zamanki ittihatçı kadrodan biri günümüze kadar yaşamış olsaydı Abdülhamid’e ancak bu kadar düşmanlık beslerdi. Acaba Özdil’in İttihatçılarla “bir akrabalık bağı var mı?” diye kendime sormadan edemiyorum. Öyle ya aynı gerekçelerle Halife II. Abdülhamid itham ve tahkir edilmektedir. Yok, eğer aralarında bir akrabalık bağı yoksa her ikisinin de ortak noktaları olan İslam ve Müslüman düşmanlığıdır. Çünkü kullandıkları siyasi argüman ve dil birebir örtüşmektedir. Yani II. Abdülhamid’in ölümünün üzerinden seneler geçmesine rağmen düşmanlıkları sanki dün gibi halen daha tazedir.

Dolayısıyla laik kafaların bu düşmanlıkları ve bu söylemleri ağızlarından dökülenlerden belli olmaktadır. Hatta içlerinde sakladıkları kin ise daha büyüktür. İnşaAllah Hilâfet Devleti kurulduğu zaman da, acaba bu kadar cüretkâr olabilecekler mi? Doğrusu çok merak ediyorum.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız