loader

Bill Gates ve Koronavirüs Aşısı

Küresel anlamda Mart ayının başından beri tek bir gündemimiz var o da koronavirüsü ve alınan/alınmak istenen önlemler… Uzmanların ve siyasetçilerin ortaklaşa hemfikir oldukları mevzu hastalığın çok hızlı yayılması ve bununla beraber solunum cihazlarına bağlanmak zorunda olan insanların sayısının solunum cihazlarına nazaran daha fazla olabilme korkusu. Yani örneğin Almanya’da şuan 30 bine yakın solunum cihazı bulunmaktadır. Bir hasta solunum cihazına bağlandığında takriben 10 gün bu alete bağlı bir şekilde tedavi görmek zorunda kalmaktadır. Almanya’da an itibarı ile 10 milyon insana bu virüs bulaşmış ve bunun sadece 2 milyonu bağışıklık elde etmiş, geri kalan 8 milyonun da ağır veya hafif semptomlarla hastalığı yaşıyor olduğunu düşünsek şöyle bir durum ortaya çıkar: 8 milyon hastanın sadece 1%’i solunum cihazına bağlanmak zorunda olduğu düşünüldüğünde bu, -Almanya örneğinde- aynı anda 80 bin insanın solunum cihazına bağlanmak zorunda olduğu anlamına gelir. Yani 30 bin cihaz kapasitesinde 50 bin insanın solunum cihazına bağlanamayacağı ve büyük olasılıkla acı çekerek oksijen kıtlığı ile ölüme terk edileceği anlamına gelir. Bu tablo, gelişmiş Batı için rüyalarında dahi yaşamak istemedikleri bi tablo. Bu alanda Fransızca olan “triaj” kelimesi yani “olağan üstü hallerde hızlı seçme ve kodlama işlemi” kelimesi kullanılmaktadır.

İşte bu durumun önlenebilmesi ve dünyaya ve özellikle kendi halkının karşısında rezil olup onların ayaklanmasının önüne geçilebilmesi için bir çok ülke, özellikle -halklarının özgürlüklerini her şeyin üstünde gören- Batı ülkeleri; “shutdown” hayatı -(marketler, fırınlar, ezcane ve doktorlar gibi) önemli alanlar hariç- tamamen durdurmak ve “luckdown” (sokağa çıkma yasağı, izolasyon ve bununla beraber işyerlerinin faaliyetlerinin, ekonominin durdurulması) tedbirini uygulamaktadır. Aslında her iki kelime de benzerlikler içermekte ve hayatın ve ekonominin belirli bir zaman için durdurulması anlamına gelmektedir. Ekonomik olarak bu, Almanya örneğinde duracak olursak, takriben 730 Milyar Euro mali zarar demektir. Hatta bazı uzmanlara göre bunun 1,2 Trilyon Euro olacağı söylenmektedir. Yani paranın ilahlaştırıldığı Batı’da bu kadar yüksek rakamlarla zarar görülmesi kesinlikle istedikleri bir durum değil. Angela Merkel 9 Nisan’da halka koronavirüsü ile alakalı açıklamada bulunurken “Alınan önlemler ve uygulanan kuralların önümüzdeki dönemde kesinlikle hayattan bir parça olacağını” vurguladı. Bu önemleri kaldırabilmesi için de bir aşının üretilmesi gerektiğinden bahsetti. Aşı konusunda aslında birçok uzman ve yönetici hemfikir. Lakin normal şartlarda sahip oldukları zamana şuan bu küresel pandemi esnasında sahip değiller. Yine ülkelerin ve insanların korktukları bu salgın kesinlikle başka salgınlar gibi görülmemektedir.

12 Nisan’da Almanya’nın en çok izlenilen kanalı olan ARD’nin ana haber bülteninde (Tagesthemen) Bill Gates ile canlı olarak takriben 10 dk. aşı ile alakalı bir söyleşi yapıldı. Bu söyleşide Microsoft’un kurucusu ve yıllardır sağlık ve gıda seköründe önemli adımlar atan Bill Gates Vakfının sahibi olarak konuşma yapan Bill Gates, oldukça önemli tespitlerde bulundu. Bill Gates özetle şu hususlara dikkat çekti:

1.) Şuan salgının merkezlerinin Batı ülkelerinde olduğu kimseyi yanıltmasın. Sağlık sektörü konusunda oldukça zor durumda olan 3. Dünya ülkelerinde örneğin Afrika’da muhtemelen önümüzdeki dönemde çok daha fazla ölümlerle bu salgın oralara ulaşacak.

2.) Ben bu salgın (virüs) tehdidinden 2015 yılında bahsetmiştim. Küresel çapta buna hazır olmadığımızı ve birçok ulusun bu salgınla mücadele esnasında sıkıntı yaşayabileceğini öngörmüştüm. Bu salgın ile mücadele ulusal değil küresel olmalı.

3.) Bu salgından kurtulmanın tek kalıcı çözümünün aşı olduğunu artık herkes anlamış durumda. Biz dünyaca ünlü en büyük 8-10 şirketi doğrudan maddi anlamda destekliyoruz. Normalde bir aşının oluşması için takriben 5 yıl gibi bir zamana ihtiyaç gerekirken biz bunu küresel anlamda bulunduğumuz krizden ötürü 18 ay içerisinde başarmak istiyoruz. Bu aşının 7 milyar insan tarafından kullanılacağını düşündüğümüz için çok hassas ve yoğun bir çaba sarf ediyoruz.

4.) Hayatın korona öncesine dönebilmesi için kesinlikle ya bir mucize gerçekleşmesi ya da bu aşıyı beklememiz gerekiyor. Muhtemelen yaz aylarında hayatın bazı kısımları normale dönecektir. Fakat tamamen normale dönmemiz daha zaman alacaktır. Tabii ki yoğun test süreci devam edecektir. Belki okulların bir kısmı açılacak fakat büyük organizasyonlar kapalı kalmak zorunda kalacaktır.

5.) Dünya artık bundan sonra koronavirüsü öncesi gibi olmayacak. Değişen hassasiyetlerin biri de ülkelerin ve insanların bir sonraki pandemiye artık hazırlıklı olması gerektiği bilincine sahip olmalarıdır. Biz şuan bir DNA aşısı konusunda çalışıyoruz. Yani tüm salgın hastalıklarına karşı insanı koruyacak olan bir aşı. Belki de bundan sonra bir çok işimizi online halledeceğiz. Şuan mecbur olduğumuz gibi.

Bill Gates’in dün Alman kanalında canlı yapmış olduğu bu açıklama ile alakalı yorumumu yapmadan önce sizlere bu para babası ile alakalı bir kaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Öncelikle kendisinin de bahsetmiş olduğu 2015 yılında ABD’li medya organizasyonu TED’in düzenlediği konferanstaki konuşmasından bir kaç kesiti paylaşıyorum:

“Bulaşıcı hastalığa yakalandığı halde kendini iyi hisseden, uçağa binmiş ya da markete gitmiş birinden virüs kapabilirsiniz.”

• “Virüsün kaynağı doğal bir salgın da olabilir biyoterörizm de.”

• “Yoksul ülkelerde güçlü bir sağlık sistemi kurulmasına ihtiyacımız var.”

• “Simülasyonlar gerekiyor. Savaş oyunları değil bakteri oyunları.”

• “Önümüzdeki 10 yıl içinde herhangi bir şey 10 milyondan fazla kişiyi öldürürse bu muhtemelen bir savaştan çok, yüksek derecede bulaşıcı bir virüs olacak. Salgın hastalıkları durdurmak için çok az yatırım yaptık ve bir sonraki salgın için hazır değiliz.”

Yine Bill-Melinda Gates Vakfı’nın Global Crop Diversity Trust (GCDT - Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü)’nün ana finansörlerinden biri olduğunu unutmamak lazım. Bu konu da medyada fazla gündeme gelmedi lakin şuan dünya virüs ile mücadele ederken kimlerin bundan faydalandığını veya faydalanmak istediğini kısmen görmekteyiz. Turkishnews haberine göre şu detaylar önemli:

“GCDT 2008 yılının Mart ayında, Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında ‘Svalbard Küresel Tohum Deposu’ adı verilen bir ambar kurdu. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna ‘kıyamet tohum deposu’ da deniyor. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998’e dek New York merkezli Nüfus Konseyi (Population Council)’nin de başkanıydı. Bu konsey, John D. Rockefeller’ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952’de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey.” [turkishnews.com.tr]

Son olarak ise şu hatırlatmayı yapayım: Koronavirüs, Wuhan’da gündem olmadan iki ay önce Davos’ta 18 Ekim 2019 tarihinde Bill Gates Vakfı ile Johns Hopkins Center for Health Security’nin küresel anlamda pandemi senaryosu hakkında hazırlık yaptıkları bilinmekte… [spiegel.de 29.01.20]

Koronavirüs salgınının bir gerçek olduğu ve yazımın başında da söylediğim gibi Batı’yı, özellikle de zengin ülkeleri çok zor durumda bıraktığı bir hakikat. Lakin son 300 yıldır insanlığın adeta kanını emen, milyonlarca insanı köleleştiren, öldüren ve sömüren kapitalist sistem, belki de son 10 yılda dijital dünyanın da büyümesi ile adeta kendisinden geçerek bir sanal dünya inşa etmenin gayreti içerisine girdi. Bir tuşla birçok işini saniyeler içerisinde halledebileceği bir dünya oluşturuldu. Paranın olmadığı lakin milyarlarca para değerinde hisse senetlerinin, bitcoin gibi sanal paraların yoğun bir şekilde gündeme getirildiğine şahit olduk. Nüfusu, Batı’ya göre çok hızlı artan Müslümanların varlığı, hatta vampirleşmiş Batı’nın kirli emellerine şahit olan Batılılardan yüz binlercesinin hatta milyonlarcasının Müslüman olması, birilerini kesinlikle çok ama çok rahatsız etmektedir.

Dolayısıyla gelen bu sağlık ve ekonomik kriz tabii ki şeytanın dünyadaki askerlerinin karşısına aç kurtlar misali bir fırsat olarak çıktı. Fakat bireysel değil de küresel bakıldığında artık kapitalizmin ekonomik ayağı çok büyük zarar gördüğünden halkların orta vadede artık buna güvenemeyecekleri aşikâr. Yine insanlar kendilerine değer verilmediğini, bilakis yüzlerce yıllık mücadelenin sonunda kazandıkları “hürriyet” anlayışlarına engel olunduğuna şahit oldukları için ister istemez sorgulama yapmaya da başlayacaktır. Yine kendi sistemlerinde devlet halkın hürriyetlerini koruyan ve ona eşit bir şekilde her türlü imkânı sunan olması gerekirken şuan her şeyi ele geçiren ve kontrol eden bir makro-dikta şekline evrilmiş olması kapitalizmin temeline fikrî olarak dinamit koymaya eşdeğerdir. Bu İslâm ideolojisinde hakimiyeti Şeriat’tan alıp fertlere vermeye benzer. Yani nasıl hâkimiyetin Şeriat’ta olmadığı bir devlete “İslâm Devleti” denilemeyecekse egemenliğin halktan (daha doğrusu şirketlerden) devlete verilmiş olduğu bir devlet de kesinlikle kapitalist bir devlet değildir. Dolayısıyla şuan kapitalist devletler adeta hasta adam misali ölüm döşeğinde yatar bir konumundadır. Bir takım şirket ve zengin bireyler kendilerince bu krizde fırsat görseler de aslında bu kriz, orta vadede temeli çökmüş bir bina misali bir bütün olarak yıkılmaya mahkûm.

Batıl yok olmaya hak ise en kısa zamanda kıyama biiznillah muktedir olacak!

__

#KapitalizmÇöktüÇözümİslam

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız