loader

Batı’nın İkiyüzlü Terör Algısı

Batı’nın İkiyüzlü Terör Algısı

Eğer zerre kadar samimiyseniz, eğer zerre kadar Müslümanların kanına değer veriyorsanız; o halde şimdi tüm İslâm ülkelerinin liderlerini -Batılı yöneticileri değil- Taksim Meydanı’na yürümeye çağırın!

Tarih: 11 Ocak 2015

Fransa’nın başkenti Paris’te onlarca ülke liderinin katıldığı kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşün ismi “Teröre Karşı Dayanışma” olarak belirlendi.

İslâm ve Rasulullah’a hakaretler içeren yayınları yapan Fransız dergi Charlie Hebdo’ya yönelik Kouachi kardeşler tarafından yapılan saldırı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülke liderinin katıldığı yürüyüş ile kınandı.

Batılılar o gün terörün adını “İslâm”, teröristin adını ise “Müslüman” koydular.

O kınayıcıların içinde Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu da vardı. Ahmet Davutoğlu, Elysee Sarayı'na ulaştığı dakikalarda Twitter hesabından Fransızca bir tweet atmıştı ve şöyle demişti:

“Fransız halkıyla teröre karşı birlik olmak için Paris'teyim”

Batı’nın terör algısı o kadar etkili olmuştu ki, Türkiye Başbakanı teröre karşı Fransız halkı ile birlikte olduğunu açıklamıştı.

 

Tarih: 15 Mart 2019

Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde biri kadın dört İslâm ve Müslüman düşmanı katil iki camiyi basıp çocuk ve kadınların da olduğu 49 Müslümanı katlettiler, onlarca ağır yaralı var.

Batılılar bu katliam sonrası ne yaptılar?

Yeni Zelanda’da dünya liderlerinin katılacağı bir yürüyüş çağrısı yapmadılar, o kesin!

Çoğu, Müslümanların acısını paylaşan bir kınama açıklaması bile yapmadı. Malum o kınama açıklamaları İslâm beldelerinin yöneticilerinin işi, İslâm İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi’nin işi… Herkes ne yapacağını çok iyi biliyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İngiltere Kraliçesi Elizabeth, saldırılar için Yeni Zelanda halkına başsağlığı dilediler! Yani yapılan saldırının bir terör saldırısı olması onların hiç ama hiç dikkatini çekmedi, ölen Müslümanlar ise onların hiç umurlarında değildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin saldırı ile ilgili, “Dua için toplanan sivillere yapılan saldırı, iğrençlik ve acımasızlıkla şok yaratıyor.” dedi. Bunu söyleyen katil, iki gün önce İdlib’te fosfor bombası kullanarak sivillerin yaşadığı yerlerde terör estirdi ve katliam yaparak çocukları öldürdü.

Nato Genel Sekreteri Stoltenberg ise “Christchurch'te camilere yönelik korkunç terör saldırılarını şiddetle kınıyorum!” dedi. Bu saldırı Müslümanlara yönelik değil de Batılılara yönelik olsaydı böyle mi konuşurdu Stoltenberg? Belki de hemen derhal toplantı çağrısı yapardı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, terör saldırılarına ilişkin, “Irkçı nefret nedeniyle öldürülenler için yas tutuyorum.” ifadesini kullandı. Bu kadın Almanya’da Müslümanlara yönelik yükselen sağ popülizmden habersiz bu sözleri söylemiş olamaz herhalde.

 

Tüm bu ifadeler Batı’nın iki yüzlü terör algısını apaçık ortaya koyuyor. ABD, İngiltere, Rusya ve Almanya dahil tüm bu ülkelerin yöneticileri saldırıyı “terör” olarak nitelemediler, sadece “korkunç” ve “iğrenç” olarak gördüler.

Gel gelelim bizim mahalleye…

Yeni Zelanda’da Hristiyan katiller cuma günü hem de camii de Müslümanları katlettiler.

Bir tabura yetecek kadar silah edinmiş ve yıllardır yabancılara yani Müslümanlara karşı nefret suçlarını kusmuş, askerî eğitimi aratmayacak derecede fiziksel şekilde kendisini geliştirmiş ve birçok silahı, bombayı kullanmayı öğrenmiş bir adamdan hatta birden çok katilden bahsediyoruz.

Çünkü beraberinde üç kişi daha vardı. Ve saldırıları iki camide gerçekleştirdiler. Saldırıyı gerçekleştirmeden 17 saat önce ise böyle bir saldırı yapacaklarını sosyal medya forumlarında söylediler.

Bu saldırının istihbarat ve emniyet birimleri tarafından ıskalanmış olma ihtimali asla düşünülemezken böyle profesyonelce planlanmış saldırı karşısında bizim yöneticiler ne yaptılar?

Önce sadece en iyi yaptıkları işi yaptılar ve “kınadılar”. O ara, 31 Mart Yerel Seçimler propagandası yapan başkan adayları rakiplerinin oyunu düşürmek için sahte senet peşinde koşuyorlardı.

TV'lerde boy gösteren terör uzmanları ve haber spikerleri katillerin psikolojisiyle ilgileniyorlardı: acaba katillerin akli dengesi yerinde miydi değil miydi? Eğer akli dengelerinin yerinde olmadığına dair küçük bir kanıt bulsalar, ona sarılıp terör saldırısını bireysel, menfur bir saldırı gibi göreceklerdi. Aynen Batı medyasının gördüğü gibi.

Her zamanki gibi tüm herkes “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyecek?” diye bekledi. Erdoğan, miting meydanlarında bu terör saldırısını gerçekleştiren asıl katilleri, yani İslâm düşmanı ülkelerin liderlerini karşısına almak yerine camideki masum Müslümanları katleden adi bir katili, piyon bile olmayacak bir teröristi karşısına aldı ve ona şu sözleri söyledi:

“Be hey gafil! Önce şunu bil: ben niye içeri girdim biliyorsunuz, değil mi? Sen hangi millet ile konuşuyorsun, neyi konuşuyorsun, senin her yerin bomba olsa ne yazar ya!…” 

Peşinden Yeni Zelanda Başbakanı Dame Patsy Reddy’i telefonla aradı ve özetle şunları söyledi:

“Tüm Müslümanlar adına bu saldırıyı lanetliyorum! Saldırının arkasındaki terör gruplarının ortaya çıkarılması -inanıyorum ki- Yeni Zelanda’yı ciddi manada rahatlatacaktır. Özgürlükler ülkesi Yeni Zelanda’ya bir gölge düşmesini asla istemeyiz.”

Bir de muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu var… İslâm’a olan düşmanlığı zihin kodlarına öyle işlemiş ki; İslam’ı “terör”, Müslümanları “terörist” görme işi karakterine öyle işlemiş ki; Yeni Zelanda’daki saldırı ile ilgili açıklamasının satır aralarında şu ifadeler vardı: “İslam dünyasından kaynaklanan terör bütün dünyada farklı yorumlara yol açtı.”

Yani Kılıçdaroğlu da bu saldırının sorumlusu olarak Batılı ülkeleri görmüyor, Batılı ülkelerin devlet terörlerini sorgulamıyor ve suçu yine İslâm ve Müslümanlara atıyor.

Demek ki, tüm bu açıklamalardan anlaşılan mesele, camide katledilen masum Müslümanlar değil, -efendilere göre- bu fevri saldırının Batı’nın “özgürlüğüne” gölge düşürecek ve Batılı ülkeleri sıkıntıya sokacak olmasıymış. Endişe duyulan nokta burasıymış.

Peki, bu açıklamaları iktidara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hiçbir konuda toz kondurmayan kesim nasıl algıladı? Onlara göre saldırının asıl hedefinde Erdoğan ve Türkiye var. Dolayısıyla onlara göre bu saldırı, Türkiye’nin beka meselesine yönelik bir saldırı niteliği taşıyor. Yani Yeni Zelanda saldırısını beka meselesine bağladılar.

Ben de buradan tekrar bu zevata sormak istiyorum: iki gün önce Rusya İdlib'de fosfor bombalı katliam yaptı; onu nereye bağladığınızı hâlâ açıklamadınız! Neden acaba? Rusya tarafından gerçekleştirilen bombalamaların, Türkiye ile ortak yapıldığı açıklamasından dolayı olabilir mi? Size sadece “UTANIN!” demekle yetiniyorum!

Haçlı-İslâm Savaşı

Yeni Zelanda da Müslümanlara yönelik yapılan bu katliam, Hristiyan “Batı'nın İki Yüzlü Terör Algısı”nı ortaya koyuyor. Bu, Müslümanlara yönelik bireysel bir saldırı değildir zira unutulmamalı ki Hristiyan yöneticiler her gün İslâm beldelerinde katliam yapıyorlar. Bu saldırı, Müslümanlara yönelik ideolojik düşmanlığın bir göstergesidir. Bu saldırı, Haçlılar ile İslâm’ın savaşının göstergesidir.

Mesele şudur: Türkiye bu savaşın neresinde?

Rusya bu savaşın neresinde?

Amerika, İngiltere bu savaşın neresinde?

Tüm bu ülkeler savaşın Haçlı tarafını temsil ediyorlar, bu apaçık belli olduğu halde Türkiye Rusya ve Amerika ile müttefik.

Türkiye, Rusya ile beraber hareket ederek Suriye’de Müslüman katliamına ortak oluyor.

 

Ey yöneticiler! Eğer zerre kadar samimiyseniz, eğer zerre kadar Müslümanların kanına değer veriyorsanız; o halde şimdi tüm İslâm ülkelerinin liderlerini -Batılı yöneticileri değil- Taksim Meydanı’na yürümeye çağırın!

Onlar öyle yapmıştı ve siz Paris'e koşarak gitmiştiniz ya hani…

Şimdi Müslümanlar için bunu siz yapın!

Haydi, çağrı yapın! Kim hakkın yanında kim de batılın yanında görelim!

Haydi, toplanın! Kim Haçlı ittifakının kim de İslâm’ın, hilalin yanında görelim!

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız