loader

Asıllardan Kopmadan Yaşamak

Asıllardan Kopmadan Yaşamak

İnsan asıllardan koptu mu, kökü kömeci olmayan bir varlığa dönüşür. Oysa asılların aslı dediğimiz akide, insanı dünyanın kendiliği için yaratıldığı bir “eşref-i mahlûkat” haline getirir.

Hiç şüphesiz insanın insan gibi yaşamasını sağlayıp garanti eden şeyler asıllardır. Asıllar, detayların kendisine göre şekillenip seyrettiği temellerdir. İnsan bu temellerden yoksun bir şekilde yaşarsa hali harap olur. Bu da yetmez hali harap olan insan dünyayı da harap eder. Dahası insanın ukbası da perişan olur. Asıllardan uzak yaşayan insanların yerküremizi getirdikleri durum ortada. Yerküre alev topuna dönmüş vaziyette. Tüm manipülasyonlara rağmen vahşet ayyuka çıkmış durumda. Zira her şeye asıllardan uzak yaklaşan insanların dünyayı inşa etmesi de beklenemez. Değil mi ki asılsızlar için tek asıl/amaç olan şey; olabildiğince zevk alarak yaşamaktır bu dünyada. Onlar zevk alsın da varsın kimin dünyasında kıyamet koparsa kopsun. Onlar berduşane gülüp eğlensin de kimin dünyasında gözyaşları kendi kanına akarsa aksın. Onlar yaşasınlar da kim ölürse ölsün!

Hiç şüphesiz asılların başında akide gelir. O akide/inanç ki insanın nerden geldiği, nereye gideceği ve bu dünya hayatında niçin var olduğu ile ilgili esaslı ve kapsamlı bir düşünce koyar ortaya. Asılların aslı olan bu düşünce ve inanç insanın dünyada soylu bir şekilde yaşamasını sağlar. İnsan bu dünyada niçin var olduğunu sağlam ve sahih bir cevap ile cevaplandırdığı zaman, gerçek anlamını kavrar. Bu anlamlı kavrayıştan sonra tüm varlığa karşı sorumluluk bilinci ile hareket eder. Bu bilinç ise kendisini yaratan âlemlerin Rabbinin önüne koyduğu düzen ile harika bir ahenk kazanır. Artık kişinin hayatı itminan ile dolu, sevinç ile yazılmış bir şiire dönüşür. Zira insanın kendisi bu kulluk ahengi için yaratılmıştır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” [Zariyat 56­­­]

İnsan asıllardan koptu mu, kökü kömeci olmayan bir varlığa dönüşür. Oysa asılların aslı dediğimiz akide, insanı dünyanın kendiliği için yaratıldığı bir “eşref-i mahlûkat” haline getirir. Değilse, “esfele safilin” diye tabir edilen aşağıların aşağısı, insanın yuvarlanacağı bir zillet çukurudur.

Asıllar, insanın doğru hat üzerinde yürümesini sağlar; değerli ve değersiz şeylerin ayırdına varmasına vesile olur. Beş paralık şeyler için kendisini iki paralık etmesinin önüne geçer. Mesela ahiret, dünyaya göre asıldır. Eğer insan ahiretten gafil bir şekilde yaşarsa zillete,  ye’se, mutsuzluğa, bitmişliğe ve çaresizliğe duçar olur. İşi-gücü, dünya terazisinde bir yeri olsun diye çalışmak olur. Oysa ahiret terazisinde ağırlığı olsun diye çalışan kimseden daha mesudu yoktur. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ 

“O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.” [A’raf 8-9]

“Hak-batıl savaşı” diye ifade edilen savaş da hiç kuşkusuz asıllara bağlananlar ile detaylarda boğulanlar arasındaki bir savaştan ibarettir. Asıllara bağlananlar, işe asılların aslı olan akide ile başlıyorlar ve insanlığa diyorlar ki: “Gelin sizin de bizim de rabbimiz olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya kulluk edelim, O’ndan başkasına tapmayalım, O’na ne zatında ne sıfatlarında ne fillerinde ne de hükümlerinde hiçbir ortak koşmayalım. Ne sizin dediğiniz olsun ne de bizim, sizin de bizim de sahibimiz, melikimiz, ilahımız ve rabbimiz olan Allah Azze ve Celle’nin bize inzal etmiş olduğu dine/nizama bağlanalım!” Evet, hak ehli bunları söylüyor insanlığa özetle. Ama arzu ve isteklerini ilah edinen detaycılar yani batıl ehli ne diyor peki? “Biz sizin dediklerinizden hiçbir şey anlamıyoruz, siz de kimsiniz? Kaşlarınız neden kara, saçınız neden düz ya da kıvırcık, boyunuz da ne böyle? Hangi kavimdensiniz siz? Nereden geldiniz böyle? Büyüklerimizden, takdis ettiğimiz ulularımızdan daha mı iyi bileceksiniz siz?” gibi uzayıp giden, asıllarla hiçbir ilgisi olmayan yığınla gereksiz detaylarla hak ehlini manipüle edip sindirmeye çalışıyorlar. Oysa kendilerine karşı canavarlaştıkları kimseler onların da hayrını istiyor sadece. Zira hayır da şerre göre asıldır hak ehli nezdinde.

Rabbimiz şer ehlinin ümmetimizi gereksiz detaylarla kör etmesine fırsat vermesin. Bizlere asılları iyice öğrenmeyi, hıfzetmeyi, asıllarla yaşamayı ve asılları âleme taşımayı nasip eylesin. (Âmin)

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız