loader
REFORMLAR AB İLE PAZARLIĞIN YANSIMASI MI?

REFORMLAR AB İLE PAZARLIĞIN YANSIMASI MI?

Köklü Değişim Medya

Ankara bir süredir üst düzeyde Avrupa Birliği’ne sıcak mesajlar gönderiyor. Hükümet ısınan ekonomiyi soğutmak, iç siyaset ve yargılama süreçlerindeki ciddi eleştirilerden kurtulmak için “reform” yapılacağını dillendiriyor. Avrupa’nın da bu yönde baskı yapması reform sürecinin AB’nin isteklerine karşı verilmiş olumlu bir mesaj olduğuna işaret ediyor.

Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Avrupa kaderimizdir” ve “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" çıkışlarıyla kısa süre önce alışılmışın dışında bir tavır sergilemeye başladılar. ABD seçimlerini Biden’ın kazanması da bu tavır değişiminde zamansal olarak paralellik gösteriyor.

Türkiye’de ısınan ekonomik çarkları ve yargıda siyasi konjonktüre bağlı gelişen kaosun iyiden iye hissedilmesi ve yargıda siyasi isteklere bağlı olarak oluşan travmayı gören AB, elindeki kozları öne sürerek istekleri doğrultusunda bir değişim istiyor. AB’den yaptırımların öne sürülmesi ile artık neredeyse her gün Ankara’dan “reform yapıldı, yapılacak, hazır, geliyor” gibi açıklamalar yapılıyor. Avrupa, zayıf düşmüş Ankara karşısında yalnız yargıdaki reform ile özellikle desteklediği Kavala ve Demirtaş gibi isimlerin serbest bırakılmasını değil ayrıca Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesinde de istekleri doğrultusunda bir yol haritası için bastırıyor. Ankara bu doğrultuda ilk geri adımını, Akdeniz’de tartışmalı sahalardaki sismik aramalarını “gemileri bakıma çektim” diyerek atmıştı.

Çavuşoğlu’nun Son Görüşmeleri

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu hafta Avrupa Birliği ile ilişkilerde tansiyonun düşürülmesi için, AB yöneticileriyle bir yol haritası üzerinde çalışma hususunda mutabık kalındığını kamuoyuna duyurdu. Çavuşoğlu, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’le görüşmesinde, ‘ortak bir ekip oluşturma ve ne zaman, hangi konuda adım atılabileceğini’ gösteren bir yol haritası üzerinde çalışma konusunda anlaştıklarını beeyan etti. Çavuşoğlu, AB'nin Kıbrıs müzakerelerine gözlemci sıfatıyla katılmayı talep ettiğini ve buna onay verdiğini de ifade etti.

Bu hususta AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çavuşoğlu ile görüşmesi sonrasında, Twitter’daki paylaşımında bu beklentiyi, "Diyalog çok büyük önem taşıyor. Ancak aynı zamanda sahada inandırıcı ve güvenilir jestler bekliyoruz" diyerek Ankara’nın atacağı adımlara göre karşılık vereceklerini ifade etmiş oldu. Avrupa’nın sahada ne gibi jestler istediği ileriki günlerde iktidarın atacağı adımlarla netlik kazanacak.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde, Doğu Akdeniz krizi nedeniyle, yaz aylarından bu yana devam eden krizi aşma amacıyla Brüksel'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyunu bilgilendirdi.

Özellikle Aralık zirvesinden bu yana oluşan “pozitif ortam” çerçevesinde AB ile diyaloğu devam ettirmek ve bundan sonra atılacak adımları belirlemek için Brüksel'i ziyaret ettiğini belirten Çavuşoğlu, "AB ile ilişkilerde 2020 sorunlu bir yıl oldu. Fakat Aralık zirve sonuçlarını Türkiye'ye uzatılmış bir el olarak gördük ve biz de bu uzatılan ele karşılık verdik. Bir yol haritası üzerinde çalışma konusunda mutabık kaldık. Michel, Von der Leyen ve Borrell'in ekibiyle, Cumhurbaşkanlığı'ndan belirlenen bir ortak ekip oluşturacağız. Ne zaman hangi konuda adım atabileceğimizi konuşacağız" bilgisini paylaştı.

Önümüzdeki süreçte diyaloğun sürdürülmesi için AB ile hemfikir olduklarını ifade eden Çavuşoğlu, AB yöneticilerinin kendisine söylediği gibi "somut adımlar atılmasına" dikkat çekti.

Çavuşoğlu, "Bu iş tek taraflı değil. Beklentilerimizi muhataplarımıza aktardık. AB'nin de bizden beklentileri var. Bunları da dinleme imkânımız oldu. Hangi konularda adımlar atabiliriz? Geçmişteki mutabakatlarda Türkiye yükümlülüklerini yerine getirdi ama AB yerine getirmedi. Göç mutabakatı 5'inci yıla girdi. Vize serbestisi AB üyelerinin katı tutumu nedeniyle gerçekleşmedi. Bu mutabakat sadece Suriyeli göçmenlere yardım ve kaçak göçmenlerin durdurulması değil. AB ile ilişkiler bakımından çok önemli unsurlar var. Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi, vize serbestisi sözü var. Bu sözler mutabakatın içinde de var. Bunun mutlaka hayata geçmesi gerekiyor. Bu konuda hazırlanan 72 kriterden 66'sını yerine getirmiştik. Şu anda 4 kriter kaldı. Bana göre vize serbestisine siyasi sebeplerle engeller var" detayını paylaştı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, AB ile ilişkilerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için üyelik müzakere sürecinin de sonlandırılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Fasılların açılış ve kapanış kriterlerini yerine getirmek için her zaman hazır olduklarını, ama meselenin siyasi olduğunu artık herkesin bildiğini söyledi. AB'nin aynı siyasi nedenlerle Arnavutluk ve Makedonya'ya tarih vermediğini, Karadağ ile de sürenin yavaşlatıldığını hatırlattı.

Avrupa Parlamentosu ve NATO ile de faydalı görüşmeler gerçekleştirdiğini de belirten Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin kendisine pozitif bir yaklaşım sergileyen herkesle ilişkilerini devam ettirmek istediğini söyledi. Çavuşoğlu, Brüksel'deki muhataplarından "pozitif bir yaklaşım ve ilişkileri daha da yakınlaştırma eğilimi" gözlemlediğini söyledi ve şöyle devam etti:

"AB de, Türkiye ile ilişkilerinin önemli olduğunu kabul ediyor. Sorunlar var, bu sorunların kısa süre içinde çözülemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Ama bu yol haritası üzerinde birlikte çalışıp somut adımlar atarak bu süreci kalıcı hale getirmek konusunda kararlılık var. Biz de düşüncelerimizi ilettik, 'anlaşma yapalım, uygulamada bakarız' yaklaşımının artık faydalı olmadığını söyledik."

AB, Kıbrıs Müzakerelerinde Gözlemci Olmak İstiyor

Görüşmelerde Yunanistan ve Kıbrıs meselesinin de ele alındığını açıklayan Bakan Çavuşoğlu, Yunanistan ile istikşafi görüşmelere 25 Ocak Pazartesi günü başlayacaklarını, Birleşmiş Milletler çatısı altında da Şubat sonu ya da Mart başında 3 garantör ülke ve BM'nin Kıbrıs müzakereleri için bir araya geleceğini beyan etti. AB'nin de bu görüşmelere "gözlemci sıfatıyla" katılmak istediğini belirten Çavuşoğlu, "AB'nin bu toplantılara da katılması konusunda bir sorun yok. Crans-Montana'ya da katılmışlardı ve orada kimin çözüm istediğini, kimin istemediğini net bir şekilde gördüler. AB, KKTC'yi tamamen ihmal etti. Hiçbir temas olmadı. Üstelik üyemiz diye sadece Kıbrıs Rum tarafının haklarını savundu. Onların güvenini tekrar kazanmamız lazım. Bizim için sorun yok ama güven ortamının yeniden sağlanması gerekir" diyerek AB’nin masada olmasına yeşil ışık yakmış oldu.

Doğu Akdeniz Konferansına Şirketi Olan Ülkeleri de Davet Etti

Doğu Akdeniz'de geniş katılımlı konferans önerisini Charles Michel ile konuştuklarını belirten Çavuşoğlu, "Sadece Doğu Akdeniz ülkelerinin değil, tüm Akdeniz ülkeleri ve hatta orada şirketi olan tüm ülkeler de katılsın dedik. Bizim derdimiz hakça paylaşım. Ne kendi hakkımızı yediririz, ne de başkasının hakkını yeriz. Hakça paylaşım, gelir paylaşımı konusunda Rum kesiminin muhatabı KKTC'dir. Rum kesimi KKTC'yi tanımadığını söylüyor. Biz de Rum kesimini tanımıyoruz. Böyle yaklaşmamak lazım. Pragmatik ve faydacı bakmak lazım. Belki ayrı bir platformda onları bir araya getirebiliriz" dedi.

Çavuşuoğlu AB’nin Kıbrıs görüşmelerine gözlemci olarak katılmasına yeşil ışık yakarken, Doğu Akdeniz Konferansı’na Akdeniz ülkeleri haricinde şirketi olan ülkeleri de sıkıştırmasından özellikle ABD’yi kastettiği ortaya çıkıyor. Akdeniz ülkesi olmayıp Akdeniz’de hidrokarbon araması yapan Rus Rosneft, ABD’li ExxonMobil şirketleri var. Türkiye “dost ve müttefik” olarak nitelediği ve dış siyasette Washington eksenli hareket etmesi, Çavuşoğlu’nun bu konferansta üstü örtülü de olsa ABD’yi masaya çağırdığını ortaya koyuyor.

Bu cepheleşme, ABD ve Avrupa’nın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sahalarında bir çıkar çatışmasına tutuştuğunu ve ileriki günlerde pastanın paylaşımı için kurulacak masaya kimlerin oturacağının yavaş yavaş netleştiğini gösteriyor.

Görüşmelerde AB’nin Mesajları

Görüşmelerde AB yetkilileri, Çavuşoğlu’na, 2021 yılında ağır siyasi gerilim ve krizlere sahne olan ilişkilerde, güvene dayalı diyaloğun yeniden tesisi için Ankara'dan "somut adım atılması" beklentisini aktarırken, aynı zamanda Türkiye’deki gelişmelerden, insan hakları, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü gibi alanlardaki gerilemeden duyulan endişeleri de iletti.

AB, Türkiye’nin özellikle Doğu Akdeniz’de gerilimin düşürülmesine dönük adımlarının "muhafaza edilmesi" beklentisine de vurgu yaptı.

Türkiye Raportörü Amor’dan “Demirtaş, Kavala ve Kaftancıoğlu” Çıkışı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Brüksel temasları çerçevesinde görüştüğü Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, görüşmenin içeriğine dair açıklamalarda bulundu.

"Yüksek beklentilerin olduğu bir dönemden geçiyoruz" ifadesini kullanan Amor, görüşme sırasında Çavuşoğlu'na tıpkı diğer AB yetkilileri gibi “artık somut göstergeler görmek istiyoruz” dileğini iletti ve şu açıklamalarda bulundu:

"Ben tabi Demirtaş, Kavala ve Kaftancıoğlu isimleri özelinde ama onlarla sınırlı olmayan temel haklar alanındaki beklentilerimize dair genel atmosferi aktardım. Bu alanda sadece yasal reformlar değil genel bir tavır ve tutum değişikliğine ihtiyaç olduğunu dile getirdim. Bildiğiniz gibi bu konu AP'de en öncelikli gündem durumunda."

“Siyasi İrade ve Eylem Bekliyoruz”

Amor, Çavuşoğlu'nun görüşme sırasında söylediklerini not aldığını belirterek bu isimlere ilişkin olarak konunun mahkemelerde olduğunu, insan hakları konusunda “yeni bir reform” paketi açıklanacağını söylediğini aktararak reformların gayesini ortaya koymuş oldu.

Amor ise Çavuşoğlu'na reform paketi gibi şeylerin güzel olduğunu ancak şu aşamada artık hemen gerekli olanın siyasi irade ve eylem olduğunu ileterek acil hareket edilmesini istemiş oldu. Ankara’dan sürekli verilen reform mesajlarının hedefini bu diyalog ortaya koyuyor.

Kavala Kararını Eleştirdi

Osman Kavala'nın beraatini bozan dünkü mahkeme kararına ilişkin Amor şunları ifade etti:

"Görüşmeye girmeden önce bu bilgiye sahip değildim. Görüşmeden sonra öğrendim. Yani ne söyleyebilirim ki... Türkiye bir ülke olarak bu tip kararların ne kadar kendisine zarar verdiğini, uluslararası imajını ne kadar bozduğunu artık fark edebilmeli."

Karşılıklı açıklamalar da gösteriyor ki, bir süredir dillendirilen reform söylemleri Avrupa’nın isteklerine yönelik bir çalışma. Reform, özellikle Avrupa için kıymetli isimlerin tahliyesine yönelik bir çalışma olarak dikkat çekiyor. Ankara, ABD’nin istediği Papaz Brunson'ı reformsuz salıverirken, AB’nin istediği isimlerin beraatini reformla gerçekleştirmeyi planladığı gözlemleniyor. Önümüzdeki süreçte zikredilen isimlerin tahliye olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

AB ya da ABD hesabına çalışanlar için baskıyla ya da reformla tahliye kararı alınırken, Anayasa Mahkemesi’nin defalarca hak ihlali kararı vermesine rağmen gayrı hukuki ve siyasi kararlarla cezaevlerinde tutulan mazlum Müslümanlara yönelik yargı zulmü devam ediyor. Bu hususta Hizb-ut Tahrir yargılamalarında Anayasa Mahkemesi 7 kez hak ihlali kararı vermesine rağmen kolluk kuvvetleri gece evlere baskınlar düzenlerken, alt mahkemeler de üst mahkemenin “Hizb-ut Tahrir yasada belirtilen terör örgütü tanımına uymuyor” kararını hiçe sayıp siyasi insiyatif doğrultusunda gayrı hukuki hareket etmeye devam ediyor.

Reformların adaleti sağlamaktan çok AB’nin isteği doğrultusunda atılmış siyasi ve menfaat odaklı bir adım olduğu, Çavuşoğlu’nun Brüksel görüşmeleri ve karşılıklı açıklamalardan ortaya çıkıyor. 

 

 

SON HABERLER