loader
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ ÖRTMEK İÇİN HEDEF Mİ SAPTIRILIYOR?

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ ÖRTMEK İÇİN HEDEF Mİ SAPTIRILIYOR?

Köklü Değişim Medya  

Aileyi ve ahlâkı hedef alan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak büyük bir cürüm işleyen AK Parti, farklı mecraları suçlayarak hedef mi saptırıyor? Bir süredir toplantılar ve il kongrelerinde medya kanalıyla ailenin ve ahlâkın hedef alındığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çıkışları, İstanbul Sözleşmesi ve uyum yasalarına yönelik toplumdan yükselen rahatsızlığı teskin etme ve hedef saptırma çabası olarak düşünülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süre önce Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ek binasıyla Çayeli Eğitim Fakültesi ek binası açılış programındaki konuşmasının bir benzerini AK Parti'nin Adana, Hakkari, İstanbul, Manisa, Malatya Şanlıurfa ve Tokat İl Kadın Kolları 6. Olağan Kongrelerinde yaptı.

Erdoğan, ailenin önemine dikkat çektiği konuşmasında "Filmiyle, dizisiyle, müziğiyle ve nice mecralarıyla ailemize yönelik çok büyük operasyonlar çekiliyor" dedi. Erdoğan, "Biz kadınlarımızın iş hayatında yükselirken de ailelerine sahip çıkmayı sürdürebileceklerine yürekten inanıyoruz" ifadesini kullandı.

Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan ifadeler şu şekilde:

"Kadınlarımız iş hayatında her alanda bu dönemde etkinlik kazandı. Kadınların iş gücüne katılımı yüzde 31'i geride bıraktı. Türkiye'nin en büyük kadın örgütlenmesine sahip partisi olarak, kadınların nerede bir talebi varsa hepsine kulak verdik.

Mızrak çuvala sığmıyor. Bu bizim sorumluluğumuzu daha da artırıyor. Kale içeriden fethedilir. Biz kadınlarımıza kendimizi en iyi şekilde anlatır, gönlünü kazanırsak diğer aile fertlerini de kendiliğinden saflarımıza çekmiş oluruz.

Batı'da ailenin çöküşü, kadının metalaştırılıp bu kutlu vazifeden uzaklaştırılmasıyla başladı. Aynı oyunu bizim de üzerimizde oynamaya çalışıyorlar. Televizyonuyla, filmiyle, dizisiyle, müziğiyle ve nice mecralarıyla ailemize yönelik çok büyük operasyonlar çekiliyor.

Biz kadınlarımızın siyasetle ve sivil toplum faaliyetiyle meşgul olurken aile içindeki görevlerini yürütebileceğine yürekten inanıyoruz. Biz kadınlarımızın iş hayatında yükselirken de ailelerine sahip çıkmayı sürdürebileceklerine yürekten inanıyoruz. Bazıları bunların birbirinin alternatifi gibi göstermenin gayreti içinde. Tabii bunlar Türk kadınını tanımıyor.

Biliyorsunuz şahitliğini yaptığımız her nikahta en az 3 çocuk, mümkünse daha fazla çocuk tavsiyesinde bulunuyoruz. Nüfus artış hızımızın neredeyse yarı yarıya düştüğünü gördük. Nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir.

Avrupa ülkeleri uzunca süredir bu tehditle karşı karşıya... Bu iş teşvikle, parayla, pulla olmaz. Nüfus avantajımızı sürdürmemizin yolu aileye sahip çıkmaktan geçiyor. Kadın elinin değdiği, kadın kalbinin adandığı hiçbir işin başarısız olma şansı yoktur."

Rize’de de Benzer Bir Konuşma Yapmıştı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ek binasıyla Çayeli Eğitim Fakültesi ek binası açılış programında da bu mimvalde konuşmuştu.

"Bir hususta özeleştiri yapmak istiyorum" diyerek sözüne başlayan Erdoğan, şunları söylemişti:

 

Tarihimizin en büyük altyapı hamlesini gerçekleştirdik. Aile, eğitim ve kültür konularında arzu ettiğimiz inkişafı sağlayamadığımızı da kabul etmemiz gerekiyor. Bizden önceki neslin, bizim neslimizin, bizden sonraki neslin ilk hayatı bu çarpıklıklarla mücadele ile geçti. Ailemize, inancımıza, kültürümüze sahip çıktık. Ayasofya'dan başörtüsüne kadar her alanda süren bu mücadele hem bizi yetiştirdi hem diri tuttu. O eksikleri gidermemiz lazım. Aileden eğitime, kültürden sanata bu alanları önceliklerimizin en başına alacağız.”

18 yıllık tek başına iktidar olduğu süreçte AB’nin (Avrupa Birliği) istediği ve işaret ettiği yasaları çıkaran AK Parti hükümeti, ilk olarak 2004 yılında zinayı suç kapsamından çıkarıp serbest hale getirdi. Aileye, ahlâka ve topluma vurulan en büyük darbe ise 2011 yılında Erdoğan’ın başında bulunduğu hükümetin imza attığı İstanbul Sözleşmesi oldu.

Binlerce aile genç evlendikleri için dağıtıldı. Babalar tecavüzcülerle aynı koğuşlarda hapse mahkûm edildi. Kadınlar eşsiz, çocuklar ise babasız bırakıldı. AK Parti defalarca söz vermesine rağmen bu zulmü durdurmak için bir adım atmadı.

Eşcinsel sapkınlık İstanbul Sözleşmesi ile görünür hale getirildi ve İslam topraklarında yürüyüşlerine, İslam’a meydan okumalarına ve Kur’ân-ı Kerim’in ayetleriyle dalga geçmelerine göz yumuldu.

Sözde kadına şiddeti önlemek için imzalanan İstanbul Sözleşmesi sonrası çıkarılan uyum yasası 6284 ile 2 milyona yakın baba evinden delil olmaksızın uzaklaştırıldı. Kadının beyanı esas alınarak birçok mağduriyetin önü açıldı. Cinayetler katlanarak çoğaldı. Hem şiddet çoğaldı hem de toplum ahlâken çöktü. Evlilikler azalırken, boşanmalar arttı. Nüfus artış hızında ciddi bir yavaşlama görülürken, gayrı meşru ilişkiler ise arttı ve ekranlarda bu bozuk ilişkiler anlatılarak münkerin topluma yayılmasına göz yumuldu.

AK Parti’nin 18 yıllık iktidarı bu şekilde geçerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aileden eğitime, kültürden sanata bu alanları önceliklerimizin en başına alacağız” vaadinde bulunmuştu.

Tabanda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı oluşan homurdanmalar gün yüzüne çıkarken, bu rahatsızlığı teskin etmek için Erdoğan konuşmalarında aileye yönelik açıklamalarda bulunuyor. Bu ahlâki çöküntüyü her ne kadar medyanın üzerine yüklese de, medya kuruluşları imzalanan İstanbul Sözleşmesi’ne paralel programlarla ahlâka ve aile birliğine saldırdığı ve kadına fıtratın dışında bir rol biçmeye uğraştığı açıkça görülebiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürekli en az 3 çocuk isteğini tekrarlarken mevcut yasalarla boşanmalar artıyor, evlilikler de azalıyor. Uygulanan yasalarla, yapılan hamasi konuşmalar birbirini tutmuyor. Tabanda ciddi eleştirilere neden olan baştan aşağı fasit İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline yönelik bir çalışma yapılmazken, revizyon söylemleri ile homurdanmalar geçiştirilmeye çalışılıyor.

Kadınların ve erkeklerin televizyon ekranlarında zina yaptığı ve sapkın ilişkiler içine girdiği iktidara yakın televizyon kanallarında da yayınlanıyor. Zinanın 2004 yılında suç olmaktan çıkarılmasıyla münker umuma yayılırken, zaniler artık utanmadan bu günahlarını övünülecek bir eylemmiş gibi anlatıyor. İstanbul Sözleşmesi ile çizilen özgür ve güçlü kadın profilinin asıl hedefinin aileyi ve ahlâkı yok etmek olduğu ortaya çıkıyor.

Her ne kadar Batı’nın istekleri ve hedefleri doğrultusunda işleyen bu korkunç projenin medya ayağı açık hedef haline getirilse de, asıl sorumlunun İstanbul Sözleşmesi ve uyum yasalarını tatbik eden iktidar ve kurumları olduğu gerçeği artık toplumun büyük bir kesimi tarafından idrak ediliyor. Seçime yönelik çalışmalar hız kazanırken, sırtındaki bu yükün altında ezilen AK Parti, şimdilik hedef saptırarak bu eleştirileri bertaraf etme çabası içinde görünüyor. Başörtüsü serbestisi ve Ayasofya’nın açılışını sürekli öne süren Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi yürürlükte iken, aile, ahlak ve neslin ıslahı için bir dönem daha seçmenden oy istiyor.

İslam’ın eşsiz nizamı yerine Batı’nın istekleri yerine getirilip, batıl nizamları uygulanarak toplum her geçen gün daha da bozuluyor. Bu bozulma resmi kurumların istatistiklerine de yansırken, sorumlular bu konuda en ufak bir adım dahi atmıyor. Günü geçiştirme ve siyasi çıkar amaçlı söylemler kürsülerde konuşulurken, bu söylemlerin tam tersi yasalarla maruf yasaklanırken, münker umuma yayılıyor. Söylemlerle eylemlerin uyuşmamasına karşı yükselen sesler, mızrağın artık çuvala sığdırılamadığını ortaya koyuyor.

 

 

 

 

 

 

SON HABERLER