loader
DÜNDEN BUGÜNE AK PARTİ’NİN BİTMEYEN YARGI REFORMLARI

DÜNDEN BUGÜNE AK PARTİ’NİN BİTMEYEN YARGI REFORMLARI

Köklü Değişim Medya

Köklü Değişim Medya AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelişinden bugüne kadar yargı alanında gerçekleştirdiği/gerçekleştirmek istediği yargı reformlarını değerlendirdiği bir dosya hazırladı.

Kurulduğu 2001 yılından itibaren hem parti programında hem de iktidara geldikten sonraki yıllarda hükümet programlarında yargı reformu hep var oldu. “Eşit yargılanma”, “hukukun üstünlüğü”, “özgürlükler”, “düşünce hürriyeti” AK Parti’nin dilinden hiç düşmedi. Hatta öyle ki kurucuları partilerinin ismini dahi “Adalet ve Kalkınma Partisi” olarak belirledi. Yargı reformu, en son 11 Kasım 2020 tarihinde AK Parti Grup Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirildi ve yeni “yargı reformu” çalışmaları böylece başlamış oldu. AK Parti, kuruluşunun on dokuzuncu, iktidarının ise on sekizinci yılını doldurmuş durumda bugün. İktidar olduğu dönemde yargıda birçok reform gerçekleştirdi, ancak bu reformları eyleme dönüştürmede veya pratiğe yansıtmada şimdiye kadar başarılı olamadı.

Köklü Değişim Medya’nın hazırlamış olduğu bu dosyada AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelişinden bugüne kadar yargı alanında gerçekleştirdiği(!) veya gerçekleştirmek istediği yargı reformlarını ele alıp bu konudaki çelişki ve tutarsızlıkları ele alıp değerlendireceğiz.

2002 - İktidarın İlk Dönemi ve Avrupa Uyum Yasaları Süreci

2000’li yılların başında iktidara gelir gelmez AB üyeliğini temel stratejik hedef olarak belirleyen AK Parti, AB ile katılım müzakerelerinin başlaması için ön şart niteliğinde olan Kopenhag Siyasi Kriterlerini yerine getirmek amacıyla yoğun bir reform sürecine girdi ve kapsamlı anayasal ve yasal değişiklikler gerçekleştirdi. Siyasi kriterlere uyum için gerekli düzenlemeler, süratli bir şekilde “uyum yasa paketleri” adıyla gerçekleştirildi. Şubat 2002-Temmuz 2004 döneminde çıkarılan sekiz uyum paketiyle 53 yasanın 218 maddesinde değişiklik yapıldı. Söz konusu yasa paketleriyle birçok alanda temel hak ve özgürlüklerin kapsamı genişletildi; demokrasi, hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve insan hakları gibi alanlarda mevcut düzenlemeler ve reformlar yapıldı. Genelde de bu çalışmaların her birine paket ismi verildi ve bu paketler daha hâlâ devam ediyor. Bu konuda en son 13 Ekim 2006 tarihli resmî gazete yayımlanan 9. Uyum Paketi yürürlüğe konuldu.

Uyum Paketleri

1. Uyum Paketi: 19 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren uyum paketiyle, ifade özgürlüğünün genişletilmesi, gözaltı süresinin indirilmesi, tutuklu ve hükümlü haklarının korunmasının güçlendirilmesi için Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılaması Hakkında Kanun ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda değişiklikler gerçekleştirildi.

2. Uyum Paketi: 9 Nisan 2002 tarihinde yürürlüğe giren 2. Uyum Paketi’yle, Basın Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Dernekler Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve İl İdaresi Kanununda değişiklikler gerçekleştirildi.

3. Uyum Paketi: 9 Ağustos 2002 tarihinde yürürlüğe giren 3. Uyum Paketi’yle, ölüm cezası kaldırıldı. İlgili kanunlara yeniden yargılamanın yolunu açan hükümler eklenmiş, ifade ve dernek kurma özgürlükleri genişletilmeye devam edilmiş, gayrimüslim cemaat vakıflarının taşınmazlarıyla ilgili yasal düzenlemeler ele alınmış, eğitim ve yayın alanlarında kültürel haklar bağlamında değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

4. Uyum Paketi: 11 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4. Uyum Paketi’yle, işkenceyle mücadele, ifade, basın ve dernek özgürlüğü ile gözaltı koşullarına ilişkin çeşitli yasa maddeleri yeniden düzenlenmiş, Siyasi Partiler Kanunu, Anayasa değişikliyle uyumlu hâle getirilmiş, gayrimüslim cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmelerini daha da kolaylaştırmak amacıyla Vakıflar Kanunu’nda yeniden değişiklik yapılmıştır.

5. Uyum Paketi: 4 Şubat 2003 tarihinde yürürlüğe giren 5. Uyum Paketi’yle, yargılamanın iadesi ve dernek kurma özgürlüğü hakkında düzenlemelerde değişiklikler gerçekleştirildi.

6. Uyum Paketi: 19 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren 6. Uyum Paketi’yle, düşünce ve ifade özgürlüğü genişletildi, tüm bireylerin ayrım yapılmaksızın temel hak ve özgürlüklerden yararlandırılması konusunda düzenlemeler gerçekleştirildi.

7. Uyum Paketi: 7 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 7. Uyum Paketi’yle düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi bağlamında ilgili kanunlarda değişiklik yapıldı.

8. Uyum Paketi: 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 8. Uyum Paketi ile ölüm cezasının savaş dâhil her koşulda kaldırılması ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun kabul edildi.

Haziran 2007 tarihinde T.C. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan Türkiye’de Siyasi Reform Uyum Paketleri ve Güncel Gelişmeler raporunda “AB Uyum Paketleriyle neler değiştirildi?” sorusuna cevaben “AB uyum paketlerinin Türkiye’deki hayata etkisi devrimsel nitelikte olmuştur. AB uyum paketleriyle, mevcut mevzuat değiştirilerek insan haklarının iyileştirilmesi, işkenceye karşı güvencelerin arttırılması, ifade ve basın özgürlüğünün genişletilmesi, dernekleşme, toplantı ve gösteri özgürlüklerinin güçlendirilmesi, kültürel hakların genişletilmesi, kadın-erkek eşitliğinin iyileştirilmesi ve demokrasinin pekiştirilmesi alanlarında iyileştirmeler kaydedilmiştir. Değişikliklerin ilk gözle görülür etkisi her alanda şeffaf tartışmanın başlamış olmasıdır. Bugünkü Türkiye 1999 Türkiye’sinden daha özgür, daha özgüvenli, daha istikrarlı, daha gelişmiş ve daha itibarlıdır.” denildi.

2011-2014 Yargı Reformu Paketleri

AK Parti bu tarihler arasında toplam 6 adet yargı reformu paketini devreye soktu. Genel olarak paketlerde yargının daha sağlıklı bir şekilde işlenmesi amaç edinilerek bazı kanun maddelerinde değişikliğe gidildi.

Birinci Yargı Reform Paketi: 31.03.2011 tarihinde kabul edilen reform paketinde, yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapıldı.

İkinci Yargı Reform Paketi: 01.01.2012 tarihinde kabul edilen reform paketinde, Adalet Bakanlığı’nın teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapıldı.

Üçüncü Yargı Reform Paketi: 02.07.2012 tarihinde kabul edilen reform paketinde, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve basın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hakkında düzenleme gerçekleştirildi.

Dördüncü Yargı Reform Paketi: 11.04.2013 tarihinde kabul edilen reform paketinde, insan hakları ve ifade özgürlüğü bağlamında bazı kanunlarda değişiklik yapıldı.

Beşinci Yargı Reform Paketi: 21.02.2014 tarihinde kabul edilen reform paketinde, terörle mücadele kanunu ve ceza muhakemesi kanunu ile bazı kanunlarda düzenleme gerçekleştirildi.

Altıncı Yargı Reform Paketi: 18.06.2014 tarihinde kabul edilen reform paketinde, Türk Ceza Kanunu’nun ile bazı maddelerinde değişiklik yapıldı.

Avrupa Birliği uyum yasa paketlerinde olduğu gibi, yine aynı şekilde 2013 ile 2014 yılları arasında yürürlüğe giren dördüncü yargı paketinde yer alan insan hakları ve ifade özgürlüğü ile 2014 yılında yürürlüğe giren beşinci yargı paketinde yer alan terörle mücadele kanunu ve ceza muhakemesi kanununda yapılan bir takım değişiklikler dikkat çekiyor.

Yargıda gerçekleştirilen onca reformlara rağmen bu yargı reformlarının pratiğe yansımadığı ve yaşanan hukuksuzlukları gidermediği aşikâr. AK Parti özellikle 2002 ve 2004 yılları arasında çıkarmış olduğu uyum yasalarıyla Avrupa’ya sıcak mesajlar verdi fakat bu düzenlemelerin topluma yansımasında sorunlar yaşandı. AK Parti çıkarmış olduğu bu tür yargı paketleriyle öncelikle kendi iktidarını garanti altına almış ve Türkiye’de var olan ve bunu yasalarla güvence altına alan laik Kemalist yapıyı hedef alarak zayıflatmak için adımlar atmıştır. Çıkarılan bu uyum paketleriyle AK Parti bir nebze de olsa bu alanda bir başarı elde etti.

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar adaleti tesis etmede, hukuksuzluğu gidermede ve bağımsız bir yargının oluşmasında başarısız olundu. Yargı alanında gerçekleştirilen reformların da bu duruma olumlu bir katkısı olmadı maalesef. Yargı bütün dönemlerde iktidarın emrinde olmuştur; iktidardan bağımsız bir şekilde kararlar alınması söz konusu olmamıştır. “Söz konusu devleti korumak olunca hukuk teferruattır” görüşünde olan savcı ve hâkimler de kendi içtihatları doğrultusunda keyfî uygulamalara imza attılar. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında İstiklal Mahkemeleri ve daha sonraki dönemlerde ise devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler ve şu anda da ağır ceza mahkemelerinde olduğu gibi…

Dolayısıyla yargı alanında şimdiye kadar gerçekleştirilen tüm düzenleme ve uygulamalar, öncelikle var olan sistemin bekası ve daha sonra mevcut iktidarların koltuklarını sağlamlaştırılmak için yapılmıştır. Yoksa yargıda bağımsızlık ve tarafsızlık oluşturmak ve toplumda gerçek adaleti tesis etmek için değil. Bundan dolayı bugün adalete olan güven son derece düşüktür.

2000-2020 Hizb-ut Tahrir Yargılamaları

1960’lı yıllardan bugüne Türkiye’de faaliyet gösteren siyasi parti Hizb-ut Tahrir, çalışma metodu ve faaliyetleri bağlamında hiçbir değişiklik yapmadı. Fikrî ve siyasi çalışma yapan Hizb-ut Tahrir hiçbir surette cebir ve şiddeti tasvip etmedi. Hizb-ut Tahrir hakkındaki ilk yargılama dosyası 1967 yılında açıldı. O dönem 163. Madde kapsamında yargılamalar yapıldı ve 6 aylık cezalar verildi. 163. Madde yürürlükten kalkınca Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılamalar yapıldı ve Hizb-ut Tahrir “silahsız terör örgütü” kabul edilerek verilen cezalar 36 aya çıkarıldı. Ardından 2003 yılında TMK’ya “cebir ve şiddet” ön şart olarak konulunca Hizb-ut Tahrir TMK kapsamı dışında kaldı ve böylece bu yasa kapsamında açılan dosyalar düştü; cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü Hizb-ut Tahrir mensupları tahliye edildi. Lakin çok geçmeden 2006 yılında 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yeniden değişiklik yapılarak “silahsız terör örgütü” tanımlaması çıkarıldı. Esasen bu değişikliğin de Hizb-ut Tahrir’in lehine olması gerekirken maalesef öyle olmadı. Zira bu değişikliğe göre “bir örgütün terör örgütü olabilmesi için cebir ve şiddet yöntemini kullanması” şart olarak kabul edildi ancak -kanunun açıklığına ve cebir ve şiddeti, maddi/silahlı mücadeleyi benimsemediği/reddettiği bilinmesine rağmen- açılan davalarda Hizb-ut Tahrir aleyhine ceza kararları hukuk dışı bir şekilde verilmeye devam etti.

Nasıl Mı?

Çıkarılan ve/veya değiştirilen yasaların Hizb-ut Tahrir lehine olduğu görülünce devreye Yargıtay girdi ve hukuka aykırı şekilde içtihat kararları verdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ilki 19.04.2004 tarihinde, ikincisi 24.04.2008 tarihinde verdiği iki ayrı içtihat kararında açıkça niyet okuması yaparak şöyle dedi: “TMK’daki terör tanımı belli olmakla birlikte, Hizb-ut Tahrir bu tanıma uymasa da, yani cebir ve şiddet yöntemini benimsemese de örgütün niteliği ileride şiddete başvuracağını göstermektedir.”

Yani Yargıtay açıkça niyet okuması yaparak 2001 ile 2017 yılları arasında 200’ün üzerinde soruşturma dosyasında yargılanan 400’den fazla kişinin 2000 yıla yakın ceza alması için kanunlara göre hukuki olmayan bir zemin hazırladı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin aldığı bu içtihat kararlarını, yerine geçen 16. Ceza Dairesi de devam ettirince zulüm devam etti ve 13 ayrı dosyadan yargılanan 105 kişi hakkında verilen 660 yıllık ceza onandı. Hem de Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT’ten gelen “bugüne kadar şiddet içeren hiçbir eylemine rastlanılmamıştır” bilgi notlarına rağmen bu hukuksuzluk devam etti.

Anayasa Mahkemesi Zulme “Dur” Dedi!

Hizb-ut Tahrir ile ilgili yargılamalarda en somut gelişme Anayasa Mahkemesi’nin 2018 yılında verdiği hak ihlali kararı oldu. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun Resmî Gazete’de yayımlanan 19.07.2018 tarihli Yılmaz ÇELİK kararı, yargılamalarda “hak ihlali” yapıldığını gösterdi. AYM bu Genel Kurul kararından sonra sonuca bağladığı tüm Hizb-ut Tahrir başvurularında da aynı şekilde “hak ihlali” olduğuna hükmetti.

AYM’nin Hak İhlali Kararları ve Gerekçeleri

1- Genel Kurul Kararı: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Yılmaz Çelik hakkında yürüttüğü iki ayrı yargılamanın ilki hakkındaki kararını 07.04.2011 tarihinde, ikincisi hakkındaki kararını ise 13.12.2011 tarihinde vermiş ve her ikisinde de Yılmaz Çelik hakkında Hizb-ut Tahrir’e üyelik suçlaması ile 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Bu kararını ise Yargıtay’ın ilamına dayandırmıştır. Bunu gören AYM, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendi kararını dayandırdığı Yargıtay İlamı’nda Hizb-ut Tahrir’in neden terör örgütü kapsamında değerlendirildiği somut olarak tespit edilmemiştir.” demiştir.

Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının gerekçesinde şöyle geçmektedir:

“Terör örgütlerinin ideolojilerinin, ulaşmayı hedefledikleri nihai amaçlarının, toplum ve devlet hayatına yönelik eleştirilerinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerle ilişkili yönlerinin bulunması mümkündür. Ancak terör örgütlerinin söz konusu olduğu durumlarda ilk olarak değerlendirilmesi gereken, örgütün temel haklar kapsamında kaldığı iddia edilen fikirleri değil amaçlarına ulaşmak için anayasal bakımdan korunması mümkün olmayan şiddet yöntemlerine başvurup başvurmadığıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinden terör örgütünün varlığını veya sanıkların örgütle olan ilişkilerini ikna edici biçimde değerlendirmelerini beklemektedir. Bu değerlendirmelerin ise öncelikle adil yargılanma hakkı kapsamında kaldığı açıktır.”

“Öte yandan derece mahkemelerinde yürütülen yargılama süreci, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemelerin kararları ve başvuru formu dikkate alındığında asıl vurgunun terör örgütüne üye olma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı üzerine yapıldığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle başvurucu hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde bahse konu örgütün ideolojisi, savunduğu fikirler ve eylem tipi değerlendirmeye tabi tutulmamış; önceki mahkeme kararlarında Hizb-ut Tahrir’in bir terör örgütü olarak kabul edildiği olgusundan hareket edilerek başvurucunun söz konusu örgütün üyesi olup olmadığı üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu sebeple derece mahkemelerinde yapılan yargılamalarda mesele Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğü yönünden bir değerlendirme yapmayı mümkün kılacak şekilde ele alınmamıştır.”

“Bu bağlamda ilk derece mahkemelerinin ve Yargıtay’ın Hizb-ut Tahrir örgütünün bir terör örgütü olup olmadığına yönelik hiç değilse bir kere değerlendirmede bulunması, gerekçelerini başvurucunun temel iddiaları ile mahkemelerin resen tespit edecekleri ve yargılamanın doğasının gerektirdiği sorulara cevap verebilecek nitelikte hazırlaması gerekirken bunu yapmadıkları anlaşılmıştır.”

“Sonuç olarak somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen ve yargılamanın sonucunu değiştirme ihtimali bulunan iddiaların dikkate alınmaması ve gereği gibi değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

2- AYM Daire Kararları: 2014/13516, 2014/12920, 2018/568, 2018/1332, 2018/1340, 2018/3464 Numaralı Dosyalar

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun Yılmaz ÇELİK hakkında verdiği ihlal kararından sonra 6 ayrı başvuruda ilgili daireler de hak ihlali kararları vermiştir. Bu kararların hepsinde de AYM Genel Kurulu’nun verdiği ve Resmî Gazete’de yayımlanan Yılmaz ÇELİK hakkındaki ihlal kararına vurgu yapılmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi ihlal kararında başvurucuların “Anayasa’nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde bir karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Kararlarına Rağmen Devam Eden Hukuksuzluk

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu hak ihlali kararlarından sonra Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/174 Esas yine Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/483 Esas ve Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/392 Esas sayılı dosyalarında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararları emsal alınarak yeniden yargılanma yapılmış ve tüm sanıklar hakkında beraat kararları verilmiştir.

Ancak bazı yerel mahkemeler verilen bu 7 ayrı hak ihlali kararına rağmen AYM kararına direnip Yargıtay’ın hukuk dışı içtihat kararını gerekçe göstererek yeniden yargılama taleplerini reddetmiştir.

Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2009/4 Esas ve Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2018/413 Esas sayılı dosyalarda, onca yeniden yargılama talebine rağmen hukuksuzluğa devam edip talepleri reddetti. Böylece Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesi 3 kişinin, Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 6 kişinin cezaevinde kalmasına hükmetti. CMK 311 gereğince Anayasa Mahkemesi kararları emsal gösterilerek yapılan yeniden yargılanma ve tahliye talepleri reddedildi.

Yine AYM’nin bizatihi kendisi hakkında hak ihlali ve yeniden yargılama kararı verdiği Yılmaz ÇELİK dosyasında da Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 30.11.2020 tarihinde yapılan yeniden yargılanma karar duruşmasında mahkeme heyeti, AYM’nin sanık hakkında verdiği hak ihlali kararını hiçe sayarak yeniden eski cezanın verilmesine karar verdi. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi yine o malum hukuk dışı Yargıtay İçtihat kararını gerekçe göstererek Yılmaz ÇELİK hakkında -yeniden yargılama kararı öncesinde de verilen- 7,5 yıllık cezaya tekrar hükmetti.

Dolayısı ile bütün bu hukuki süreç, Hizb-ut Tahrir ile ilgili yargılamalardaki çelişkileri açık şekilde ortaya koymaktadır. Kanunlara aykırı olarak ve Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararları ile bazı yerel mahkemelerin AYM kararına muvafakati ile verilen berat kararları rağmen, bazı mahkemeler hâlâ Hizb-ut Tahrir üyeleri hakkında ceza kararları vermeye devam ediyor. Hâlbuki Anayasa Mahkemesi ihlal kararları Hizb-ut Tahrir üyesi olmaktan dolayı ceza alan tüm kişiler için esas alınmalı ve tüm dosyalarda emsal kabul edilmelidir.

Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı

Adalet Bakanı Gül, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nce Ankara’da düzenlenen Ceza Hukukunda Alternatif Çözüm Yolları Sempozyumu’nda konuştu.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Yargı konjonktüre, birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur.” dedi. Devamında ise Gül, “Anayasa Mahkemesi bir karar verip, ‘Mahkeme buna uyar mı uymaz mı’ gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde yatırımda hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla hukukun öngörülebilir olması hukuk devletinin yerine gelmesi anlamında hayati derecededir” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yargı reformu konusunda yapmış olduğu açıklamadan kısa bir süre sonra yerel mahkemeler AYM’nin vermiş olduğu hak ihlalleri karşısında hâlen daha direniyorlar. Hizb-ut Tahrir yargılamaları ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu kararında olduğu gibi… Dolayısıyla tüm bu konularda atılan adımlara ve yapılan onca açıklamalara rağmen reformların sadece sözde kaldığı, eyleme dönüşmediği gerçeği bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Düşünce ve İfade Özgürlüğünün Genişletilmesi

AK Parti 2 Ocak 2003 tarihinde kabul edilen 4. Uyum Yasası Paketi’yle ifade özgürlüğünü yeniden düzenlemiş, 19 ve 30 Temmuz 2003 tarihlerinde kabul edilen uyum yasaları paketiyle de düşünce ve ifade özgürlüğünü genişletmiştir.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ne ilişkin, “Meclis açıldığında birinci paketimiz, özellikle düşünce, ifade özgürlüğünü daha da güvence altına alan düzenlemeler yapmak. Tutuklamadaki keyfiliği, uygulamadaki farklılıkları ortadan kaldıran düzenlemeyi hayata geçirmek” olduğunu söyledi.

İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, hak ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir.

Durum böyle iken Müslümanların kendi inanç sistemine göre yaşamaları ve bu yönde bir çağrıda bulunmaları engellenmiş ve bu, toplumları terörize eden bir durum olarak algılanmıştır. LGBT ve buna benzer derneklere ise İstanbul Sözleşmesi ve benzeri sözleşme ve yasalarla garanti altına alınan hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, dinî azınlık temsilcileriyle bir araya geldi. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Dün olduğu gibi bugün ve yarın da bunları artırıcı tüm adımları atacağız. 83 milyon Türkiye’de eşit vatandaştır, birinci sınıf vatandaştır. İnancından, düşüncesinden, kimliğinden, etnik aidiyetinden dolayı bir ferdin bile kendisini öteki düşünmeyeceği, hissetmeyeceği bir ortam için bu konuda daha atılacak ne adım varsa bunu da dün olduğu gibi bugün de, yarın da atmaya, bu reform çizgisiyle kararlılıkla devam edeceğiz. Her meseleyi konuşuruz, tüm sorunları çözeriz, ülkemizin meselelerini çözerek yolumuza devam ederiz, aslolan 83 milyonun hukukunu korumaktır.” dedi.

AK Parti iktidarı boyunca devlet yetkilileri tarafından bu konuda yapılan onca açıklamalara rağmen hiçbir şiddet ve maddi bir eylemeye başvurmayan bir takım guruplar sırf düşüncelerinden dolayı cezalandırılmıştır. Bu tür guruplar azınlıklar ve ikinci sınıf statüsünde değerlendirilerek ayrıma tâbi tutulmuşlardır.

Azınlıklar statüsünde değerlendirilen gayrimüslimler her konuda düşüncelerini çok rahat bir şekilde dillendirirken, yine toplum içerisinde liberal demokratik fikirler zemin bulurken Müslümanların ağızlarına maalesef pranga vurulmaktadır. Bu da demokrasinin temelini oluşturan düşünce (fikir) özgürlüğünün ne kadar sahte olduğunun bir göstergesidir.

Dolayısıyla devleti ve belirli kesimleri koruma refleksi yönünde atılan adımlar bu yönde çıkartılan ya da çıkarılmak istenen yargı reform paketlerinin adaletsizliği ve hukuksuzluğu gidermede başarısız olduğu gözlemlenmiştir.

___

#YargıZulmüneDurDe

#AYMYargınınSüsümü

SON HABERLER