loader

Yine, Yeniden Kemalizm Kazandı!

 

Bir kişi kendini tanımlarken “Müslüman” kelimesinden önce “demokrat”, “liberal”, “muhafazakâr” gibi bir tamlama kullanıyorsa onun hayatta başarılı olma ihtimali yoktur. Sadece yaşadığı dünya hayatında değil ahirette de hüsrana uğrayanlardan olur. Belki bakan olur, başbakan hatta cumhurbaşkanı bile olur ama başarılı olamaz. Şimdi bu saydıklarımız için “başarının ölçüsü” diyebilirsiniz ama başarmak, bir rütbe kazanmaktan öte kazanılan yetki ve gücün doyasıya kullanılması demektir. Yani lider olmanıza rağmen kendi değerlerinizi çiğniyor, savunduğunuz tezleri uygulamak şöyle dursun çürütmek zorunda kalıyorsanız başarıdan falan bahsetmek mümkün değil. Çünkü siz kendi kimliğinizi kaybetmiş, karakterinizi oturtamamış, şahsiyetinizi muhafaza edememişsiniz ki nasıl başarılı olacaksınız? Bu kısa tanımlamadan hemen sonra konuya girecek olursak şunu açıkça ifade edebiliriz: Müslümanlar Türkiye’de demokratik siyasete alet olduğundan beridir hiçbir siyasal düzlemde başarı elde edemediler. Onlarca defa kapısına kilit vurulan Refah Partisi’nden, bugün kilitleri elinde tuttuğunu zannettiğimiz AK Parti iktidarı da dâhil olmak üzere hiçbiri karanlıkçı Kemalist zümrenin etki ve tesirinden kurtulamıyor. Çünkü akidelerinin gereği olan Allah’a güven duygusunu kaybettiler. Allah’ın her şeye muktedir olduğunu, O’nun rızasından uzaklaşmanın telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğuracağını unuttular, ihmal ettiler. Allah da onları hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden kıldı.

Büyük umutlarla kurulan, İslâm’dan başka kelam etmeyen ve Kemalist zümre tarafından defalarca kapatılan Saadet Partisi, başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “Atatürk yaşasaydı Saadet Partili olurdu!”[1] sözüyle kaybetti.

Ezelden beri kendilerinden başka doğru olmadığını savunarak Müslümanları belli bir tarikat içerisinde siyasi düşünceden koparan, kendilerini Ehl-i Sünnet’in otoritesi zanneden İsmailağa Cemaati, Cübbeli Ahmet’in “Mustafa Kemal Atatürk, bu devletin kurucusu, onun aleyhinde konuşulmaz. Konuşmak caiz değildir, asla aleyhinde konuşulmaması gerekir!”[2] sözüyle kaybetti.

Refah Partisi’nin hayal kırıklığını tekrar yaşamak istemeyen ve İslâmi kazanımların(!) AK Parti ile vücut bulacağını hayal eden AK Parti taraftarları parti sözcüsü Ömer Çelik’in “Türkiye’nin siyasal rejimiyle ilgili siyasal kamplaşma üretmek yanlıştır. Cumhuriyetimiz tüm nitelikleriyle gözbebeğimizdir!”[3] sözüyle kaybetti. 

Başörtüsü davasının ateşli savunucuları, İslâm’ın şiarlarına sahip çıkmak(!) isteyen AK Partili kadınlar “seçme ve seçilme hakkı verilmesi” yıldönümünde hep birden “Atalarına” saygı duruşu için Anıtkabir’de saf tutarak kaybetti.[4]

Ayasofya’nın kurulmasından halifeliğe uzanan hayallerin, umutların, beklentilerin yöneldiği Cumhurbaşkanı Erdoğan hayranları, gönül verenler, her şart ve fırsatta onunla yürüyenler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Rejim krizi üretmek isteyen vesayet sevdalılarına malzeme oluşturmak arzusundan başka bir şey değildir… Hilâfet konusunun Cumhurbaşkanımızın gündeminde hiç ama hiç yer tutması da söz konusu değildir!”[5] sözüyle kaybetti.

15 Temmuz’da İslâmi duygu ve düşüncelerinden dolayı şehit olan (en doğrusunu Allah bilir) belki ahirette kazandı lakin onların çocukları üst perdeden demokrasi ve milli egemenlik çığırtkanları yüzünden kaybetti. Gaziler, sadece kol ve bacaklarını değil darbe sonrası Kemalistlerle masaya oturanlar yüzünden mücadele azimlerini kaybetti.

Son olarak “yerli ve milli” söylemi ile gecesini gündüzüne katan vatancılar ve milliyetçiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz. ABD ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi aktif olarak kullanmak arzusundayız. Rusya ve İran gibi köklü tarihlerimizin bulunduğu ülkeleri asla göz ardı edemeyiz.”[6] söylemiyle milli olmak dışında her yere savrularak kaybetti.

Lakin Müslüman Türkiye halkı en çok da hukuk ve adalet kurumunun ele geçirilmesi ile kaybetti. Yargıda reform yapılacaktı, daha adil bir hukuki süreç işletilecekti. Fakat tam da Kemalist savcı ve hâkimlerin istediği gibi bir sürece girildi. Hizb-ut Tahrir hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararları Müslümanlara zulmetmek, İslâm’a savaş açmak gayesiyle yok sayıldı. Muhafazakâr Müslümanlar(!) reform edilen hukuk sistemini ağızları açık izliyorlar. Katledilen adaletin arkasından el açıp Fatiha okuyorlar. Müslümanlar lehine verilen bütün kararları -kararı veren en üst mahkeme AYM dahi olsa- tanımıyorlar. Zulmediyorlar, affediyorlar, yeniden yargılıyorlar, hesap soruyorlar, ceza kesiyorlar fakat muhafazakâr, liberal, demokrat Müslümanlar bütün iktidarlarıyla engel olamıyorlar; belki de destek oluyorlar.

Günün sonunda hep kaybediyorlar. Çünkü samimi değiller, menfaati ve şatafatı seviyorlar. Baksanıza Hilâfet’i kurmak için çalışan Hizb-ut Tahrirli gençleri, Hilâfet’i yıkan Kemalist zümre yargılıyor, halife olması vehmedilen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve taraftarları sahip çıkamıyor, hatta bu zulme ortak oluyor. Dedik ya; yine, yeniden Kemalizm kazandı!

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız