loader

Yemen için Köklü Çözüm Hilâfet’tir!

Yemen için Köklü Çözüm Hilâfet’tir!

Yemenli kardeşlerimiz bizden sadece ekmek ve su istemiyorlar. Bizim tek sorunumuz da Yemen’de değil. Yeryüzünün tüm coğrafyasında her türlü zulmün yaşandığı bir zamanda en büyük zulüm Allah’ın hükümleri ile hükmedilmemesidir.

Her gün yeni acılara, katliamlara, zulümlere maruz kalan İslâm ümmetinin bu kez gündeminde Yemen var! Kahreden açlık, sefalet, hastalık görüntüleri insanın içini sızlatıyor. Kafaları vücutlarına göre kocaman, günlerdir yemek yemeyen, su içmeyen ümmetin çocukları anne ve babalarının gözlerinin önünde, insanlığın da şahitliği ile ölüyor… Çocuklarının ölüm hallerine şahit olan anneler, “Çocuklarımın açlıktan kıvrandığı o anlar bir an olsun gözümün önünden gitmiyor” diyerek acılarını ifade etmeye çalışıyorlar. Çare arayan bazı anneler yaprak ve otlar ile çocuklarını doyurmaya çalışıyor… Yemenli babaların hayalleri, çocuklarına ölmeyecek kadar bir şeyler bulabilmek… Kucaklarında çocuklarıyla kilometrelerce yiyecek bir şey bulmak için yürüyen babalar, yine kucaklarında vefat eden yavrularını köylerine defnetmek için de kilometrelerce yolu geri yürüyor…

Yemen’deki Müslümanların yaşadığı acıların tarifi imkânsız… Çaresizlik artık normal hale geldi. Ölüyorlar, ölmeyenler ise ölümden beter acılara şahitlik ediyor… Etraflarında Suudi Arabistan, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi koca koca krallıkların yer aldığı, betondan Avrupai şehirlerin inşa edildiği, yüz milyar dolarların kâfirlere ödendiği, yanı başlarındaki Kâbe’nin mikrofonunun dahi altından yapıldığı, ümmetin başındaki liderlerin saraylarda yaşadığı bir zaman diliminde Yemen’de milyonlarca Müslüman, yüzyılın açlık imtihanını yaşamaya mahkûm ediliyor.

Yemen için köklü çözüme geçmeden önce sorunun kaynağı ile ilgili bazı bilgiler aktaralım. İslâm’a girdikten sonra Yemen halkı her zaman İslâm’ın, Müslümanların yanında yer almıştır. Her daim Allah yolunda Müslümanlar ile birlikte hareket etmiştir. Osmanlı Hilâfet Devleti kâfirlerin saldırılarına maruz kalınca, işte o zaman Yemen, İngilizler tarafından manda haline getirilmiş ve işgal edilmiştir. Yıllarca İngilizler, Yemen beldemizi sömürmüşler; stratejik, siyasi, ekonomik anlamda ellerinde tutmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyayı sömürmek için adımlar atan ABD’nin kendine sömürge alanları aradığı bir dönemde, birçok beldede olduğu gibi Yemen’de de 1960’lı yıllardan sonra Amerika ile İngiltere arasında çıkar çatışmaları yaşanmıştır… Darbeler, Yemen’in “Güney” ve “Kuzey” olarak ikiye bölünmesi, sonra tekrar birleştirilmesi, çatışmalar ve bugün yaşanan savaş, Yemen’i sömürmek isteyen ABD ile İngilizler adına yapılan vekâlet savaşından dolayıdır.

Yani Yemen’de yaşanan çatışmaların asıl sebebi, İngilizlerin sömürü ve etkisi altındaki bölgeyi Amerika’nın ele geçirme çabasıdır. Bu çatışma ise kâfirlere hizmette kusur göstermeyen Suud, İran, BAE, Katar ve Yemen’deki ordu, aşiret ve bazı yerel güçler üzerinden yapılmaktadır. Yemenli Müslümanlara ve tüm dünyaya ise bu, “Sünni-Şii mezhep kavgası”, “darbeye karşı olmak” veya “meşru hükümetin devam etmesi” gibi gösteriliyor. Öyle ki biz Yemen özelinden konuşurken asıl müsebbipleri göremiyor ve onların ihanetine karşı bir türlü önlem alamıyoruz. Bize gösterilen piyonların üzerinden değerlendirmeler yapıyoruz… Bu savaşın müsebbibi kâfirler ise Müslümanların birbirlerini öldürmeleri için silah satıyor, emirler veriyor, aldıkları paralardan bir kısmı ile de Yemen halkına yardım ederek onlara iyi görünmeye çalışıyorlar…

Maalesef yıllardır devam eden krizden haberi olmayan ümmetin, başındaki yöneticilerin tamamı ve çoğu âlim(!) etkili, yetkili kimseler ise senaryonun bir parçası olarak görevlerini icra etmeye devam ediyorlar. Çoğunun görmediği Yemen için en yetkili ağızlardan en köklü çözüm yine yardım kampanyaları düzenlemek oldu. Birçoğunun söyleyebildiği tek söz, “maddi yardım yapmak lazım” oldu. Eskiden “dua” diyenlerin çoğu, “dua edelim” demekten bile aciz kaldı. Köklü çözümler sunmak ise yine dava adamlarına kaldı…

“Yemen için ne yapılmalı, sorumluluklarımız nedir?” konusunu kısaca cevaplayacak olursak;

1- Öncelikle Müslümanların derdi ile dertlenmeli ve kardeş olduğumuzu unutmamalıyız. Müslümanlar kardeştir ve bir binanın tuğlaları gibi, bir vücudun azaları gibi olmalıdır. “Kardeşinin derdi ile dertlenmeden sabahlayan bizden değildir” düsturunu hayat prensibi haline getirmeli, tüm dünyadaki Müslümanların yaşadıklarını gündem yapmalı ve duyurmalıyız. Her dokuz kişiden bir tanesinin aç kaldığı, saniyeler içinde açlıktan ölen çocukların olduğu bir zaman diliminde mutlaka bu kardeşlerimizin derdi ile dertlenmeliyiz…

2- Dua Müslüman’ın en etkili silahıdır. Yeryüzünün her bir karesinde yaşanan zulümlere karşı Rabbimize yalvarmalı, O’ndan istemeli, O’nunla birlikte olduğumuzun, O’nun yardımı ile başarının, çözümün olacağını unutmamalıyız. Müslüman her işte madde ile ruhu meczeder, Rabbinin takdiri, yardımı için dua eder. Şüphesiz ki, samimi ameller ile desteklenen her müminin dudaklarından dökülen her kelam kardeşleri ve kendisi için hayır ve ecir olacaktır. Allah hakkımızda hayır olanı bu dünya veya ahirette verecektir. Bu yüzden dua ordularımız olmalı ve bu ibadeti terk etmemeliyiz…

3- Maddi yardımlar en etkin şekilde kardeşlerimize ulaştırılmalıdır. Müslüman, kardeşini yardımsız bırakmamalı, onun ihtiyaçlarını karşılamalı, elinden gelen imkân dâhilinde hareket etmelidir. Allah rızası, kardeşlerinin ihtiyacı için seferber olmalıdır…

4- Bugün dünya üzerinde yaşanan tüm sorunların asıl sebebi, İslâm’ın hayata hâkim olmaması, İslâm Devleti’nin yıkılmış olmasıdır. Yeryüzünün en büyük zulmü, Allah’ın hükümlerinin terk edilmesi, beşerî nizamların tatbik edilmesidir.

Dua, kamuoyu, maddi yardım ve diğer yapılması gereken hususlar çok önemlidir ve asla terk edilemez sorumluluklarımızdır. Ancak İslâm’ın bizlere yüklediği sorumluluklar sadece bunlar değildir. Çünkü sadece dua, kamuoyu, maddi yardımlar diğer beldelerimizdeki kardeşlerimiz için yeterli olmadığı gibi Yemen’deki kardeşlerimiz içinde yeterli olmayacaktır. Maddi yardımlarımız ABD-İngiliz menşeli bombaların Suud, BAE, İran eli ile Müslümanların üzerine düşmesine engel olmuyor. Fitne ölümden beter olduğu için İslâm üzere hareket etmeyen bölge aşiretleri kâfirlerin çıkarları için vekâlet savaşı yürütüyor. Her kim sadece maddi yardım veya dua sorumluluğumuzu hatırlatıyor ancak İslâm’ın hâkim olması ve İslâm Devleti’nin kurularak tüm mazlumların korunması, zalimlerin engellenmesi sorumluluğumuzu hatırlatmıyorsa Müslümanları oyalamaktan başka bir şey yapmamaktadır.

5- Müslümanların başındaki yöneticilerin muhasebe edilmesi. Müslümanların başındaki yöneticilerin Yemen ile ilgili somut bir adım atmak şöyle dursun, bir söz dahi söylememeleri, konuşanların savaşı meşrulaştırmaları, tamamının kâfirlerin dostu, müttefiki ve emri altında olması, yaşadıklarımızın asıl sebebidir. Bu rejimler Hilâfet Devleti kaldırıldıktan sonra her zaman Müslümanlara düşman kâfirlere dost olmuşlardır.

Kâfirler, sömürge bölgelerini korumak ve artırmak için bu yöneticiler sayesinde kendi askerlerini bile kullanmıyorlar. Bizim topraklarımızda, bizim insanlarımızı kandırarak başımıza musallat ettikleri hain yöneticiler ile savaşlarını sürdürüyorlar. Bunlar o kadar hainler ki Müslümanlara yardım etmek bir tarafa efendileri istediği için Müslümanları öldürüyorlar. Zerre miktarı Müslümanların canları, malları, namusları onların umurlarında değil. Bu yüzden İslâm ile anılan Suud ve İran rejimlerinin kâfirlerin menfaatleri için milyonlarca Müslüman’a savaş açmaları, on binlerce Müslüman’ı katletmeleri ve yaralamaları bunun en somut göstergesidir.

Bu yöneticiler Cemal Kaşıkçı için verdikleri tepkinin onda birini milyonlarca Yemenli Müslüman için göstermediler. Onlardan müteşekkil İslâm İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve diğerleri yemekli toplantı bile yapamadılar… Konuşanlar onları katledenlerin birliği olan BM’den yardım istediler ancak kendileri tek bir somut adım atmadılar. Allah’tan korkmadılar, Müslümanlardan utanmadılar, sadece koltuklarını koruyan efendilerine hizmet ettiler…

Yemenli, Suriyeli, Doğu Türkistanlı, Filistinli, Arakanlı Müslümanlar için orduları harekete geçirmeleri gerekirken saraylarında katliamları izlediler. Terör devletinin uçakları için gönderilen yardımlar Yemen için gönderilmedi; Katar korunurken gösterilen siyasi irade Yemen’de yoktu; Savakin adası için ortaya konan strateji Yemen için bir türlü oluşturulamadı. Bir kez daha maskeler düştü. Müslümanların sahipsizliği ortaya çıktı. Çare İslâm Devleti’nin ikamesi iken dua, yardımlar çare olarak gösterildi. Milli menfaatler, uluslararası anlaşmalar korunurken Allah’ın hükümleri, Müslümanların canları, malları ve kutsalları korunamadı!

Tekrar etmek gerekirse, Yemenli kardeşlerimiz bizden sadece ekmek ve su istemiyorlar. Bizim tek sorunumuz da Yemen’de değil. Yeryüzünün tüm coğrafyasında her türlü zulmün yaşandığı bir zamanda en büyük zulüm Allah’ın hükümleri ile hükmedilmemesidir. Bu ve tüm zulümlerin durdurulması ancak İslâmi bir hayatın başlaması ve Hilâfet Devleti’nin kurulması iledir.

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ

“İşte çalışanlar böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.” [Saffat 61]

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız