loader

Türkçe Olimpiyatları

@

TÜRKÇE OLİMPİYATLARI

Halime AYDIN

 

Türkiye’de 2003 yılından beri, düzenli olarak her sene “Türkçe Olimpiyatları” adı altında bir takım faaliyetler düzenlenmektedir. Bu faaliyetler, büyük imkânların seferber edildiği organizasyonlar ve yabancı ülkelerde ki Fethullah Gülen ve cemaatine ait okullarda okuyan öğrencilerin katılımları ile gerçekleştirilmektedir. En iyi Türkçe öğrenenleri ödüllendirmek amacıyla, bu sene 8.si düzenlenen Türkçe Olimpiyatları, Yahudi varlığı “İsrail”in dünyaya meydan okuyarak Müslümanları katlettiği bir zamana denk gelmiş ve her sene ki gibi bir takım organizasyonlarla kutlanmıştır. Şiirler okuyan, türküler seslendiren öğrenciler, yoğun çabalarla hazırlanıp, her sene benzerleri tekrarlanan görüntüler sergilemektedirler. Bu sene ki etkinlikleri, hükümetinde resmi televizyon kanalı TRT eliyle desteklemesi, her fırsatta İslam’a saldıran -Erdoğan’ın tabiriyle- taşeron medyanın geniş övgülerle yer vermesi de dikkat çekici idi. Başta söylediğim gibi; büyük maddiyatlarla sekiz senedir hazırlanan ve Türkçe Olimpiyatları olarak isimlendirilen bu faaliyetlerin, ümmete ne kazandırdığını ve ne gibi sonuçlar doğurduğunu ele almaya çalışalım İnşaAllah.

Öncelikle bu sene ki organizasyonlar hakkında yapılan yorumlara birkaç örnek verelim:

 “Türkçe Olimpiyatları beklediğim sabahtı. Fecri sadık doğdu. İslam güneşi her tarafı aydınlatacak, hakla batıl açıkça görülecek.” (Hekimoğlu İsmail)

“Gurur verici. Türkofonik bir dünyanın oluşmaya başladığını gördük. Bundan 10-15 yıl sonra Türkofonik dünyanın alacağı şekle ve geleceğe Türkçe Olimpiyatları’nın gözüyle bakmak heyecan vericiydi.” (Akif Beki)

“Dünyanın 120 ülkesinden gelen çocukların coşkuyla Türkçe konuşmaları gurur vericiydi. Ben bunu Türkiye adına yapılmış büyük bir hizmet olarak görüyorum. Yeni ve modern anlamda bir kültür milliyetçiliği olarak görüyorum.” (İsmail Küçükkaya)

“Çok güzel bir tablo. Hem Türkiye'nin geleceğine hem de bu ülkelerin geleceğine bu hareketin büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Gençler ülke ilişkilerinin düzelmesinin de mimarı olacaklar.” (Hasan Karakaya)

Türkiye’nin aydınları olarak nitelenen kişilerin yorumlarından birkaç örnek verdikten sonra, bu meseleye aydınca bakıp bakmadıklarını irdelemek gerekmektedir. Elbette dil insanların iletişimi açısından önemli bir araçtır. Farklı kültürlere sahip insanlar birbirleriyle dil aracılığıyla anlaşabilirler. Allahu Teâlâ, kendi varlığına ve hikmetine bir delil olarak insanları birbirlerini anlayamadıkları farklı dillerde yarattığını bildirmiştir:

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ

“Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renkle­rinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bun­da, âlimler için gerçekten ayetler vardır.” (Rum 22)

İnsanların hangi dile ve hangi ırka mensup olacaklarını belirleme yetkileri yoktur. Bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü olamayacağı gibi, dillerinde birbirlerinden üstün olduğu iddia edilemez. Bu sebeple fonksiyonları bakımından, Türkçe ve diğer diler arasında bir fark bulunmamaktadır. Dünyada ki bütün diller aynı görevi görür ve iletişimi sağlarlar. İnsanlara Türkçe öğretmek ile İngilizce öğretmek arasında hiçbir fark yoktur. Yıllardır Türkiye’de İngilizce yabancı dil olarak öğretilmektedir. Dahası dünyada da böyledir. Türkiye ve dünyada öğrencilerin ilkokuldan itibaren İngilizce öğrenmeleri, ne Türkiye’yi ne de dünyayı kültürleştirmemiş, kalkındırmamıştır. Aynı şey Türk dili ve diğer diller içinde geçerlidir. İnsanların bin bir türlü çabalar sonucu telaffuz edebildikleri Türkçe şiirleri okumakla, Türkçe şarkıları seslendirmekle, dünyaya daha aydın bakacaklarını zannetmek mantıksız bir yaklaşımdır. Dil öğrenmek meselelere aydın bakmayı öğretmez. Bu bağlamda yapılan yorumlarda olduğu gibi, Türkçe öğretmek ile İslam güneşinin her tarafa yayılacağı arasında bir bağlantı kurmak olsa olsa bir kuruntu olabilir. İslam’ın yayılmasında bir dil, önemli bir rol oynayacaksa eğer, şüphesiz bu dil Kur’ân’ın dili Arapça’dır. Arapça diğer dillerle aynı fonksiyona sahip olmasının yanı sıra, kapsamı, etkileyiciliği açısından diğer dilleri geçmiştir. Arapçanın tesir gücünü kâfirler bile itiraf etmektedirler. İslam’ı anlamak, Kur’ân’ın mesajını idrak edebilmek için, Arap dili önemli bir araçtır. Türkçe konuşabilmek, aynı şekilde Türkçe konuşan bir insana İslamı anlatmaya yarayacaktır. Ki dünyada sadece Türklerin yaşamadığı gerçeğini göz önüne alırsak, Türkçe öğrenmek ile İslamın dünyaya yayılması arasında bir bağın olamayacağını idrak edebiliriz. Bunun dışında bir dilin diğerine üstün olduğunu, dünyaya yayılmasıyla parlak bir geleceğe ulaşılacağını iddia etmek yersizdir.

Kaldı ki, Türkçeyi oluşturan kelimeleri incelediğimizde, birçoğunun Arapça, Farsça vs. kökenli olduğunu görebiliriz. Yani Türkçe’nin diğer dillerden üstün bir yanı yoktur. Her dilin kendine özgü bir yapısı ve güzellikleri vardır. Bu Allahu Teâlâ’nın gücünü, her şeyi muhteşem bir organize ile nasıl organize ettiğini tefekkür edebileceğimiz bir konudur. O bakımdan beş milyonluk dünya nüfusunun üç milyonu Türkçe konuşsa da kalkınma adına değişen bir şey olmayacaktır. İngilizlere göre de bütün dünya İngilizceyi konuşursa medenileşecektir. Halbuki dünyanın sorunu, ortak bir dile mensup olmak değildir. Dünya üzerinde insanlar, ekonomik sıkıntılarla, sefaletle, haksızlıklarla karşı karşıyadır. Aynı sıkıntıların yanı sıra özel olaraksa Müslümanlar, asimile çalışmaları ile propagandalarla, katliamlarla karşı karşıyadır. Dahası kendi aralarında ki ihtilaflar ile meşgul durumdadırlar. Ne zaman ki dünya üzerinde Müslümanlar, kapitalist nizamın, ecnebi kültürün etkisinden kurtulmayı başarırlar, İslami ideolojiyi tedebbür ederler, işte o zaman ortak bir dile sahip olabilirler. Ayrıca yapılan organizasyonlarda Türkçe sevgi dili olarak tabir edilmiştir. Acaba kimlere yönelik, kimler için bir sevgiden bahsedilmektedir? Dinlerarası diyalog faaliyetlerini hatırlatan bu ifadeyle kastedilmek istenen nedir? Tağutların yeryüzüne egemen olduğu, Müslümanların aç bırakıldıkları, zulüm gördükleri, katledildikleri, evlerinden, yurtlarından çıkarıldıkları, bütün bunlara karşı zalimlerden hesap soracakları günleri bekledikleri bir konjonktürde, kim, kime karşı sevgi ve muhabbet duyacaktır? Yeri geldiğinde Müslüman kardeşlerini terörist ilan edenlerin, sevgiyi, hoşgörüyü dillerinden düşürmemeleri, yaşadıkları ve yaşattıkları çelişkiler, bu soruları akla getirmektedir. Hoşgörü sevgiden bahsedip, diğer yandan İsrail’in katliamına yönelik Fethullah Gülen’in sözleri bilakis, ümmette kızgınlığa ve öfkeye sebep olmuştur.

Şuna da değinmekte fayda vardır. Gülen cemaatinin Türkçe konuşmayı öğreten okulları, 1980li yılların sonuna doğru, özellikle Türkî cumhuriyetlerde açılmaya başlanmıştır. Azerbaycan’da, Nahçıvan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Tacikistan’da okullar açılmış, 2004 yılının sonlarında ise gülen cemaatinin Özbekistan’da ki okulları CIA ile paralel çalıştığı iddiasıyla, Rusya tarafından kapatılmıştır. Dünyanın birçok yerinde okul açıp, binlerce öğrenci yetiştirmek, o okullarda görev yapacak öğretmenleri gönderebilmek ve her türlü ihtiyaçlarını karşılamak, bütün bunları organize edebilmek basit bir iş değildir elbette. Eski ABD Başkanı Clinton tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen, Amerikan Foreign Policy dergisinin yaptığı ankette “yaşayan en büyük entelektüel” seçilen Fethullah Gülen’in, İslam düşmanı bu insanlar tarafından neden bu kadar sevildiği, bu kadar maddi desteği kimden temin ettiği çokça tartışılan ve düşündüren bir konudur. Bu konuda yorum yapmadan Fethullah Gülen’in kendi sözlerine yer verelim; “Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyayı kumanda edebilir. Bütün dünya da yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinden hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika ile iyi geçinmezseniz işinizi bozarlar. Amerika’nın bize yarım arpa kadar sadece bizim menfaatimize desteği yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı sağlıyor demektir.”

Amacım Türkçeyi aşağılamak değildir. Müslümanların nasıl çelişkiler yaşadıklarını göstermektir. Türkçenin diğer dillerden üstün bir yanının olmadığını, ümmetin şu anda Türkçe öğrenmeye ihtiyacı olmadığını ifade edebilmektir. Zira yeryüzü Müslüman kanıyla boyanırken, Müslümanlar akıl almaz zulümler görüyorlarken, bin bir türlü oyunlar oynanırken, yabancılara Türkçe konuşmayı öğretmekle, Türkçe olimpiyatları düzenlemekle ne kazanılabilir ki? Sekiz yıldır ne kazanılmıştır? Türkçe veya Arapça veya başka bir dilde şarkı söylemenin şiirler okumanın ümmete ne gibi getirileri olacaktır? Böyle bir durumda ancak, içgüdülerini organize edememiş bir insan, milliyetçi bir ruh hali içerisinde gururlanıp, alkış tutabilir. Duygusal tepkiler verebilir. Hâlbuki Müslüman, milliyetçi duygulardan arınmak zorundadır. Ümmetin bu tip organizasyonlara ihtiyacı yoktur. Ümmetin İslam’a sarılarak, Allah’ın boyasıyla boyanarak kalkınmaya, zalimlerin zulümlerine son vermeye, zalimlerden hesap sormaya ihtiyacı vardır. Bu kadar insan maddi sıkıntılarla yaşarken, ümmet için bir fayda sağlayamayacak böylesi organizasyonlara maddi yatırımlarda bulunmanın bir gereği yoktur. Ayrıca dünyanın hangi bölgesinde okul açılırsa açılsın, okulların kapitalist nizamın esasları doğrultusunda hazırlanmış belli bir müfredatı vardır. Bu müfredat, dini ilkelerini geri plana iten, laik ve amellerinde menfaatçiliği esas alan insan tipi oluşturmayı hedeflemektedir. Kullanılan dil Türkçe de olsa, Arapça da olsa, Kürtçe de olsa, eğitim müfredatı aynıdır.

Ümmetin enerjisini bu gibi işlere harcamak yerine ümmetin kalkınmasını sağlayacak işlerle meşgul olmak, bu ümmet için daha hayırlı sonuçlar doğuracaktır. Zaten bu faaliyetler, ümmetin vahdetini sağlayacak, izzet ve şerefe kavuşmasına vesile olacak, gerçek anlamda kalkınmasına sebep olacak faaliyetler olsaydı, batıdan, batı yanlısı medyadan ve hükümetten bu kadar destek göremezdi. Bu faaliyetlerle Müslümanları oyalamak ağır bir vebal yüklenmektir aynı zamanda. Aklıselim herkesin, milliyetçi duyguları bir kenara bırakıp, gerçekçi düşünmeleri ve bu çalışmaların ümmete ne faydası olacağını tefekkür etmeleri gerekmektedir. Ki ümmeti kalkındıracak, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’ün metodu üzerinde çalışsınlar. Ümmetin ihtiyacı olan İslamî hayatı yeniden başlatmaya dönük çalışmalar sergilesinler.

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız