17 Ekim 2017 - 26 Muharrem 1439
Sanal Gerçeklik
2017-07-31 14:51:00 | Mehmet Çetinbudak | Sanal Gerçeklik

Özel sektörde, bir otomotiv firmasının satış bölümünde Makine Mühendisi olarak çalışıyorum. Her iş günümüz “Survivor” gibi geçiyor. Televizyon yarışma programları arasında tüm abuk sabukluğuyla yerini almış Survivor programında nasıl insanlar tırmanıyorlar, zıplıyorlar, iniyorlar, çıkıyorlar, halatlar, köprüler, çukurlar, engeller; çamura bata çıka, birbirilerine çamur ata ata, birbirlerinin kuyusunu kaza kaza birbirilerini oyun dışı bırakmayı hedefliyorlar. Tıpkı kapitalist düzenin kendisi gibi. Ama izlenilen, yaşanılan hayatın kendisi değil.

“Ekmek artık aslanın ağzında değil, aslanın midesinde” dendiği gibi insanlar gerçek hayatta zor şartlarda ekmek peşinde koşuyorlar, koşturuluyorlar. Bu makale ile sizleri, kapitalizmin üzerimizde oynadığı survivor oyunu hakkında uyarıp, sizleri bu konuda “uyanık” olmaya sevk etmeye gayret edeceğim.

“Sanal gerçeklik öyle gerçek gibi sunuluyor ki, gerçek gerçeklikten daha fazla haz veriyor ve günümüz insanı artık gerçekliğe geri dönemiyor...”

Durum gerçekten de bundan ibaret. Televizyonda gösterilen filmler, diziler, haberler, tartışma programları, yarışmalar, tüm hepsi insanların zihninde sanal gerçekliği gerçeklerin önüne koymak için tasarlanıyor.

Survivor yarışma programı, bir yarışmacının ayak bileğindeki sıyrığı dakikalarca göstererek izleyicinin felç olmuş acıma duygusuyla alay ederken, tüm İslamî beldelerde hatta tüm dünyada ölen insanlığın acısını insanlara unutturan bir algı operasyonudur.

Ortaya konan başlıca olgu rekabet. Ama öylesine bir rekabet ki ölesiye bir rekabet. İnsani duyguları, ahlakı, yardımlaşmayı, kardeşliği, hoşgörüyü alt üst eden bir rekabet. Yükselmek için bir diğerinin üzerine basmayı, onu ezip geçmeyi, onu senin hedeflerine giderken senin önünde bir engel teşkil eden bir taş misali görmeni sağlayan bir rekabet.

Kapitalist sistem, Hilafet hayattan kaldırıldıktan sonra İslamî beldelerde bu ortamı oluşturdu. Sınav sistemleri ile çocukları birbirleri ile yarıştırdı, kazanmak, başarmak aksi düşünülmeyen bir hedef haline getirildi, başaramayanlar gördük, sonuçları intiharlara kadar gitti. Dizilerle, filmlerle, magazin programları ile şöhret hayatlar örnek gösterildi, zenginlik, açıklık-saçıklık, lüks, ulaşıldığında insanı mutluluğun zirvesine taşıyan meta olarak sunuldu. İnsanlar bunlara ulaşmak için iş yerlerinde birbirlerini ezer hale geldiler. Paylaştıklarında hepsine yetecekti, ama onlar bireyseldiler, kazanan daha çok kazanmak istedi. Oysaki komşusu aç iken, tok yatan bizden değildi.

Hayat, Allah’ı razı etmek amacına bina edilen, kendisine ve çevresinde bulunan insanlara bu bakış açısı ile bakılması gereken bir sınav yeri olmaktan çıkarıldı. Hayat, kendi derdi için, kendi hedefleri için, kendi menfaatleri için, kendi konforu için başkalarının içinde bulunduğu zor şartlara gözlerin yumulduğu eğlence dolu, hırs dolu, adaletsiz rekabet dolu, şaşaa dolu bir olgu haline getirildi.

Hepimiz bir anneden, bir babadan yaratılmışken, hepimiz kardeş iken, hepimiz rakip olduk. Allah’ın rızasına giden yolda önümüze çıkan engelleri birlikte aşabilecek iken, ferdiyetçilik, bireysellik bakışıyla yalnız kaldık, dertlerimiz içinde boğulduk. Ortaya konan hedefler, aslında paylaştığımızda hepimize yetecek iken, bir grubun eline geçti, diğerleri ona ulaşmak için çırpınır hale getirildi.

Gözlerimiz, kalplerimiz sanal gerçekliğe o kadar alıştı ki, Suriye’de, Filistin’de, Arakan’da, Irak’ta, Afganistan’da ve tüm dünyada özelde Müslümanların, genelde tüm insanlığın zulme, tecavüze, işgale, açlığa, tecrite, ölüme terkedilişini görmezden geldik, gerçek gerçeklik can sıkıcı görünmeye başladı.

Hayat kalitemizi arttırmak için canhıraş çalışırken, kaliteli insanların hayattan uzaklaşması, uzaklaştırılmasını görmez olduk. Devletler, devlet yöneticileri, siyasiler, yazarlar, çizerler, kanaat önderleri, halklar kapitalizmin çarkları arasında ezildi, eridi.

Bir grup garip insan ise, kapitalizmin bu çarklarına çomak sokmak için gayret etti, ediyor ve etmeye devam edecek.

Sizlerde, “uyanık” olup, çarkların arasında ezilip, eriyip gitmemek için kapitalizmin bu çarklarını durdurmak için hamleler yapmalısınız. Kapitalizme karşı nasıl bir tavır takınmanız gerektiğini düşünüyorsanız, Köklü Değişim Dergisi’nin 115. Sayısındaki “Buyrun, Ben Müslümanım! Nasıl Yardımcı Olabilirim?” başlıklı makaleme göz atabilirsiniz. Yoksa ne televizyonlarda survivorlar biter, ne de hayatımızdaki survivorlar.

Yorumlar

Mehmet Çetinbudak
YAZARIN DİĞER YAZILARI