18 Ekim 2017 - 27 Muharrem 1439
Ramazan Ayı, Asıl Kıymetini Ancak Hilafet İle Kazanır
2013-07-09 14:00:00 | Engin Uygun | Ramazan Ayı, Asıl Kıymetini Ancak Hilafet İle Kazanır
İslam’ın gereği gibi anlaşılması ve hayatta tatbik edilmesinde Müslümanların inkar edilemez sorunları mevcuttur. Tabi ki bu sorunların nedeni İslâm Ümmeti'nin fikrî çöküntüsü  olduğu kadar, esas etken Hilâfet Devleti'nin yıkılması olmuştur ki, bu durum İslâmî Hükümlerin  tatbik mevkiinden uzaklaştırılmasıyla birlikte pratik hayatta kıymetinin kaybedilmesine de neden olmuştur.

                                                                                        ما لا يتم الواجب إلا به فهو واجب   

"Vâcibin (farzın) ancak kendisiyle tamamlandığı husus da vâciptir (farzdır)."  Şer’i kaidesi’ne göre birçok vacibin/farzın yerine getirilmesi ancak Hilâfet'in varlığını gerektirmektedir. Hilafet’in kaldırılmasıyla İslami nizamların geçerliliğini yitirmesiyle birlikte adeta ibadetler de  asıl kıymetini/ruhunu kaybetmiştir. Kıymetini ve asıl kimliğini yitirmiş her olgu, özünü kaybedip yerini yapaylığa terk ederken hükümler içinde aynısı söz konusudur. Çoğu İslâmî hükümler ve ibadetler asıl kıymetini ve ruhunu Hilâfet Devleti'nin ilğasıyla kaybetmiştir.

İşte asıl kıymeti ve ruhunu Hilâfet Devleti'nin yıkılmasıyla  kaybetmiş ibadetlerden biri de Ramazan ayı ve oruç ibadetidir. Günümüzde Müslümanların çoğunluğu için oruç ibadeti yapaydan öteye gitmemektedir. Burada ibadetlerin yapay oluşundan bahsederken, bâtıl oluşunu veya ferî ibadetlerin sahih olması şartının Hilâfet'in varlığından geçtiğini kastetmiyoruz. Kastımız şudur ki; Şeriat, bazı ibadetlerin sahihliği için Hilâfeti şart koşmasa da, ibadetlerin esas kıymetini koruması ve özünün muhafazası için zaruret iktiza etmiştir. 
 
Oruç ibadetinin özü ve esasını oluşturan unsurlara gelince:

1- Ru'yetul Hilâl Unsuru
Allahu Teâlâ, Ramazan ayına ulaşan kullarından bu ayda oruç tutmalarını emretmiştir.
 
                                                                                           فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْه
 

"İçinizden kim bu aya yetişirse onu oruçla geçirsin."
 Allah (Subhanehu ve Teala) Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) aracılığıyla orucun keyfiyyetini açıklamıştır. Ayrıca Ramazan Orucu'nun başlangıcı ve nihayeti için Hilal'i şer'î sebep kılmıştır. Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

                                 صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ

"(Hilâli) Gördüğünüzde Oruç Tutun ve Onu Gördüğünüzde İftar Edin" (Buhari)
Başka bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır:

 ً             صُومُوا ِلرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَاِنْ غُبِيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانٍ ثَلاَثِينَ يَوْما 

"(Hilâli) gördüğünüzde orucu tutun ve onu gördüğünüzde iftar edin! Eğer (hava) size kapalı (bulutlu) olursa, Şa'bân'ın sayısını otuza tamamlayın." (Muttefekun Aleyh)

Vârid olan Hadislerden de anlaşılmaktadır ki Ramazan Orucu'nun başlangıcı ve nihayeti, bayramların ilânı Hilal'in görünmesiyle alakalıdır. Maalesef günümüzde Müslümanlar, Ramazan Orucu'nun ve bayramların ilânı hususunda tarihte hiç görülmemiş bir tefrika içerisine düşmüşlerdir. Bunun başlıca sebebi Müslümanların Ru'yetul Hilal konusunda gösterdikleri ciddi zaafiyettir. Ve bu zaafiyet Müslümanları oruç tutulması haram olan günlerde oruç tutma zilletine sürüklemiş ve haramla iştiğal etmelerine neden olmuştur. Tabi Müslümanların başına musallat olan bu zaafiyetin -yani Ru'yetul Hilal meselesinin ihmali- tartışmasız en büyük sebebi ise şüphesiz ki Müslümanların başlarındaki zalim yöneticilerdir. Bu yöneticilerin engellemeleri ve zulumleri yüzünden İslâm Ümmeti, Ümmet şûru içinde Oruç İbadeti'ni îfâ edemez olmuştur. Ve Oruç İbadeti Ru'yetul Hilal meselesinin ihmali nedeniyle Şârî'nin razı olduğu bir şekilden yani asıl hüviyetinden/ruhundan  çok ama çok uzaklaşmış ve îfâ edilir olmuştur 

2- Vahdâniyet/ Ümmet Unsuru
Allah Celle Celâluhû Müslümanlara tefrikaya düşmeyi haram kılmış ve Vahdâniyeti/ birliği emretmiştir: 

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم
                                                                                                              إِخْوَانًا        بِنِعْمَتِهِ                                                                                                                   

"Ve topluca Allâh'ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allâh) kalblerinizi uzlaştırdı. O'un ni'metiyle kardeşler haline geldiniz."

Bu ayette vurgu yapılan "ayrılığa düşmeyin" ifadesini Müfessir İmam Kurtubî telif ettiği eserinde şöyle yorumlamıştır; Yüce Allah'ın: "Ve ayrılığa düşmeyin" buyruğu, yahudiler ve hıristiyanlar kendi dinlerinde ayrılığa düştüğü gibi, siz de dininizde ayrılığa düşmeyin, demektir.

Böyle bir açıklama İbn Mes'ud ve başkalarından nakledilmektedir. Bunun hevâ ve değişik maksatlara uyarak tefrikaya düşmeyiniz, bunun yerine Allah'ın dininde kardeşler olunuz, anlamında olması da mümkündür. Böylelikle bu, onların birbirleriyle olan ilişkilerini koparmalarını, birbirlerine sırt çevirmelerini önlemiş olur. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'an, Buruç Yayınları: 4/310-311.)

İslâm Ümmeti'nin tek bir Ümmet olduğuna vurgu yapan hadislerde mevcuttur. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Medine antlaşması yapıldığında şöyle buyurmuştur:

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمَنِ الرّحِيمِ هَذَا كِتَابٌ مِنْ مُحَمّدٍ النّبِيّ صلى الله عليه وسلم ، بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ  .إنّهُمْ أُمّةٌ
                                                                                                      وَاحِدَةٌ مِنْ دُونِ النّاسِ    

"Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm; 

Bu, Müminler, Müslümanlar  arasında, Muhammed Nebî SallAllahu Aleyhi ve Sellem'den bir mektuptur. 

Muhakkak ki onlar, diğer insanlar dışında tek bir Ümmettirler  "

Eğer İslâm Ümmeti tek ise ki tektir, dinimiz, yaratıcımız aynı ise ki aynıdır, öyle ise bu İslâmî Ümmet arasında tefrika olmamalıdır. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem' den gelen diğer rivayet ise şöyledir: "Mü'minler birbirlerine sevgi, dostluk, saygı göstermekte tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir azası rahatsız olduğunda diğer azaları da uyuyamaz ve ateşlenir."

Allah ve Rasûlu, Müslümanların yapısını ve Ümmet kavramını mezkur naslarda beyân etmişlerdir. Bu manada Oruç İbadeti, Ümmet şûru'nun pratik hayata yansıdığı ibadetlerden birisidir. Şüphesiz ki Ramazan orucu, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı Müslümanların Rableri ile alakasını tanzim eden ibadet olmalarına ilaveten İslâm Ümmeti'nin genel görüntülerindendirler. Ve İslâm Ümmeti bu vahdâniyet görüntüsünü Hilâfet Devleti'nin varlığı süresince korumuştu. ancak Hilâfet'in ilğasından bu yana İslâm ümmeti parçacıklara bölünmüştür. Çoğu meselelerde olduğu gibi Oruç meselesinde de tefrikanın derinliklerine ulaşmıştır. 

Oruç ibadeti'nin başlangıcını, bitişini ve mübârek bayramları ilan edecek bir Halîfe'nin yokluğu İslâm ümmetini ayrılıkların zirvesine sürüklemiştir. Vahdâniyet şûrundan ve görüntüsünden uzak bir Ümmet   Asıl hüviyetinden/ruhundan uzak bir ibadet   

Son olarak "İmam'ın hükmü/kararı ihtilafları ortadan kaldırır."  Şer’i kaidesinden hareketle şunları söylemek mümkündür: 

Şundan emin olalım ki, ihtilaflarmızı ortadan kaldıracak, bizleri tek bir Râye altında toplayacak bir Halîfe nasp edilmediği müddetçe tuttuğumuz oruçlarmız ve ihya ettiğimiz bayramlarımız hakiki olmaktan çok uzak -yapay- olmaya devam edecektir.

Raşidî Hilâfet Devleti'nin ikâmesi, Oruç ve buna benzer ibadetlerin esas hüviyetlerinin iadesi için inkar edilmez bir gerçektir. Müslümanlara tekrar Ümmet şûrunu yaşatacak olan yegâne unsur Hilâfet'tir. Aynı günde oruca başlama, aynı günde oruca son verip bayram ilan etme şerefine ancak Hilâfetle nâil olunabilir. İmamın gerek oruç ibadetinde gerek diğer ibadetlerde, hâassaten Bayramlar(ın ilânın)da vahdaniyet şûrunun tesisi için ne kadar elzem olduğunu şu rivâyetle anlamak mümkün; 

Dediler ki: "Şevval hilalini (hava koşulları nedeni ile) göremedik. Böylelikle sabaha oruçlu olarak başladık. Başka bir yönden bir kafile geldi. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem onlara oruçlarını bozmalarını, daha sonra da ertesi gün bayramları için çıkmalarını emretti." (Ahmed b. Hanbel, Basriyyin, 19675)

Haram günde oruç tutma zilletinden Şer'î hükümleri (Ruyetul Hilal) ihmal etmek gafletinden ancak Hilâfet kurtarabilir. Ve Oruç ibadeti'nin siyâsi ve teşrî yönünün hakkıyla tahakkuk etmesini sağlayacak olan yegâne sistem Raşidî Hilâfet Devleti'dir.
Oruç ibadeti'nin asıl hüviyetini ve Ramazan ayının hakîki kıymeti ve ruhunu bizlere tekrar iade edecek Raşidî Hilâfet Devleti'nin en kısa zamanda ikâme edilmesi duasıyla...   




Yorumlar

Engin Uygun
YAZARIN DİĞER YAZILARI