loader

Ölçümüz Yerli ve Milli Olmak mı, İslâm’a Uymak mı?

Ölçümüz Yerli ve Milli Olmak mı, İslâm’a Uymak mı?

Yerli ve milli olmak veya olmamak üzerinden değil, Rabbimizin rızasına uygunluk üzerinden hayatı tanzim etmeliyiz… Dün sağ-sol, laik-anti laik, Kürt-Türk, Alevi-Sünni üzerinden yapılan ayrıştırma bugün yerli ve milli olmak üzerinden yapılıyor. Buna müsaad

“Yerli ve milli olmak” son zamanlarda gündemde olmakla birlikte, kurulan ittifak ile devlet politikası haline gelen iki kavram… Algıları yönetmek, günümüz dünyasında insanları kontrol altında tutmanın en önemli üsluplarından biri. Geçmişi ve yeri Batı’ya kadar uzanan ve İslâm beldelerine çözüm olarak sunulan “yerli ve milli olmak”, 7 Haziran seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir mitingde “Ben sizden bu vatana ve millete hizmet edecek 550 yerli ve milli milletvekili istiyorum” çağrısı ile tekrar güncellendi.

Bu açıklamadan sonra, bu sözün doğruluğunu ispatlama gereği hissedenler açıklama, makale, izahlar ile yerli ve milli olmayı anlattılar. Bunlardan bazıları yerli ve milli olmayı, “Hak, gerekli, değerli ve önemli” gördü. Bazıları, bunun küresel güçlere karşı mücadele etmek için elzem olduğunu yazdı. Bazıları ise bunu, necip Türk Milleti'nin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak” olarak tarif etti. Yerli ve milli olma tarifleri değişse de hemen hemen her kesim kendini yerli ve milli olarak tanımladı. “Biz daha fazla yerliyiz, siz yerli ve milli değilsiniz”  tartışmaları, yerli ve milli olmayanları ihanet ve fitneci olarak tanıtma anlayışları zuhur etti. Her kişi ve kurum yerlilik ve millilik testinden geçmek zorunda bırakıldı.

Zamanla yerli ve milli olmanın çerçevesi genişletildi. Yerli ve milli vekillerden sonra yerli ve milli uçak, yerli ve milli sanatçı, yerli ve milli futbolcu, yerli ve milli polis teşkilatı, yerli ve milli irade, yerli ve milli içecek, yerli ve milli para, yerli ve milli otomobil, yerli ve milli kültür, yerli ve milli Suriyeli, yerli ve milli anayasa, yerli ve milli Cumhurbaşkanı talepleri yazıldı, çizildi. Bunlar yetmedi, dün olduğu gibi yeniden yerli tarikat, milli cemaat, ulusal din, bölgesel kültür kavramları gündemleştirildi. Bu algı öyle bir safhaya geldi ki yerli ve milli olmak tek ölçü, mutlak doğru, sorgulanamaz esas haline getirildi. Bunu ispatlamak adına yerli ve milli olmayan bazı örnekler ile (FETÖ, PYD, Adnan Oktar) yerli ve milli olmanın faydaları ve olmamanın zararları zihinlere aktarıldı.

Yerli ve milli olmayanlar aba altından sopalarla tehdit edildi. Bu süreçte Diyanet’e daha aktif rol verildi. On yıllardır “FETÖ”yü göremeyen Diyanet, insanlar “FETÖ”den uzaklaşınca onun hakkında kitap çıkardı. Ama var olan İslâm’a zıt şeyler hakkında eskiden olduğu gibi sessiz kaldı! Cemaatlerle görüşmeler yapıldı; milli ve yerli olmayan(!) görevliler görevden alındı. Cemaatlerin denetlenmesi, kontrol edilmesi konusunda herkes hemfikir bırakıldı!

“Ulusalcılar” Kemalizm’in yerli ve milli olduğunu, “muhafazakâr” diye tanımlananlar ise İslâm’ın yerli ve milli olduğunu söylediler. O kadar ki yerli ve milli olmayı bir kesim eski âdetlere kadar, diğer kesim ise şeriata kadar dayandırdı! Yerli ve milli olmaktan kast edilen; esas ve kutsal olanın devletin bekası, ulusun korunması, sınırların muhafazası, anayasa ve kanunların kutsallığı, yönetimin sahiplenilmesiydi…  Devlet-i Âli anlayışı yeniden öne çıkarıldı. Devleti yönetenler mutlak doğru olmalıydı. Onların çıkardığı Anayasalar, kanunlar doğru, diğerleri yanlıştı! İç ve dış siyasetteki düşmanlar çok; o yüzden her yol mubahtı… Türk-İslâm sentezi, devletin milli menfaatleri, esas olandı…

Gerçekten yerli ve milli olmak isteyenler, yerli ve milli mi? Buna dikkat ediyor mu? …

Bunun bir algı olduğunu, yerlilik ve milliliğin aslında vakıada olmadığını bazı somut örnekler ile aktarmaya çalışalım…

Anlatıldığı şekli ile devletin yerli ve milli olması, onun kimliği yani yönetim şekli, anayasa ve kanunları ile olur. Bugün Türkiye’de veya diğer İslâm beldelerinde uygulanan yönetim şeklinin önce Avrupa modellerinden, şimdi ise Avrupa ve ABD karışımı modellerden alındığı aşikârdır. Anayasa, gerek son düzenlemesi ile gerekse de 1982, 1960… -hatta 1920’lerdeki hali ile- esastan ithal edilmiştir. Kanunlar açısından ise; Medeni Kanunu 17 Şubat 1926’da,  Borçlar Kanunu 8 Mayıs 1928’de, İcra ve İflas Kanunu 9 Haziran 1932’de ve Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu İsviçre’den; Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 4 Nisan 1929’da ve Ticaret Kanunu 10 Mayıs 1928’de Almanya’dan; Ceza Kanunu 1 Mart 1926’da İtalya’dan, İdare Hukuku “Şuray-ı Devlet” isimlendirmesiyle 23 Kasım 1925’te yasalaşarak Fransa’dan ithal edilmiştir. Kılık-kıyafet, İngiliz fötr şapkasına kadar Batı’dan ithal edilip kanunla dayatılmıştır. Şimdi nasıl olur da “yerli ve milli olmaktan” bahsedenler, tüm bunları görmezden gelerek yerli ve milli olmayı savunabilir?

Yerli ve milli olunacaksa bize düşman, ecdadımızın -ve aslında bugünkü nesillerimizin- katili olan Batı’nın kanun ve modelleri geçerli kılınabilir? Neden yerlilik ve millilik adına, onlara ait; inanç, fikir ve anlayışlarını anayasa ve kanunları ile birlikte terk etmezsiniz? Demokrasi, laiklik, başkanlık veya Cumhuriyet ile nasıl “yerli ve milli olmak” iddiasında bulunabilirsiniz?

Tarımda son 15 yılda 3 milyon hektar (Belçika kadar toprak) araziyi ekmeyerek buğday, arpa, fasulye, pamuk, nohut gibi en temel 126 gıda ürünü bugün ithal ediliyor! Borsanın çoğu, sigorta şirketlerinin neredeyse tamamı, bankaların yarıya yakını yabancılarda iken, kamu malları yabancı şirketlere devredilirken, topraklar kanun çıkarılarak yabancılara satılırken, dış borçlanma rakamları her yıl artarken, cari açık 700 milyar dolar olmuşken… Söyleyin; bu tabloya göre milli ve yerli olmak mümkün mü?

Dış siyasette ABD “emperyalist ve katil bir devlet”, Yahudi terör varlığı “terörist” ise yerli ve milli olmak, bu devletlerle müttefiklik ve dostluk ilişkilerini koparmayı gerektirmez mi? Katil ve emperyalist olan sadece ABD mi? Rusya, Çin, Avrupa devletleri emperyalist ve katil değiller mi? Neden hâlâ on yıllardır kapısında beklenilen AB’den vazgeçilip yerli ve milli olan esaslar belirlenmiyor? Bu yed-i düvel ile ilişkilerin devam ettirilmesi, onlara benzemek adına her türlü tavizin verilmesi, onların çıkarlarına ses çıkarılmaması, yerli ve milli olmaya engel değil mi? Emperyalistlerin askerî sopası olan NATO üyeliği, yerli ve milli olmanın önünde bir engel değil mi? …

Biz, İslâm gibi mükemmel ve evrensel bir nizam ile şereflenmiş bir ümmetiz. Mutlak doğrumuz, tek ölçümüz, değişmez kaynağımız İslâm’dır. Onun dışında hiçbir kavram, fikir, görüş asla doğru değildir. İslâm’a uyan ölçü ölçümüzdür. Bizim için toprak, Allah’ın hükümlerinin hükmedilmesi gereken Müslümanların yaşadığı yerlerdir. Bizim kardeşliğimizin önünde hiçbir sınır yoktur. İslâm beldelerinin tamamı tüm Müslümanların toprağı, vatanıdır. Bu topraklarda zuhur eden Yunan felsefesi ve onların temsilcileri Heraklitos, Diyojen bizim için batıldır. Mekke topraklarında vahyedilen İslâm, tek doğrumuz; Onu getiren Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, tek lider ve önderimizdir. Biz, insanlar arasından çıkarılmış tek bir ümmetiz. Rabbi, Kitabı, Nebisi, kıblesi, sevgi ve düşmanlığı bir olan ümmetiz. Bu yüzden bizim birlikteliğimiz millet, ırk, dil, kültür farklılıkları ile parçalanamaz/parçalanmamalı…

Bizler ne zaman tek ölçü olarak İslâm’ın bizlere getirdiği ölçüleri kabul ederiz, onlar ile hayatımızı tanzim ederiz, işte o zaman hem dünyada hem de ahirette kurtuluruz. Başka çaremiz, alternatifimiz, kurtuluşumuz yoktur. Bu yüzden yeni veya eski kavramlar üzerinden insanları değiştirmek yerine Allah’ın emirlerine sarılmalıyız. Yerli ve milli olmak veya olmamak üzerinden değil, Rabbimizin rızasına uygunluk üzerinden hayatı tanzim etmeliyiz… Dün sağ-sol, laik-anti laik, Kürt-Türk, Alevi-Sünni üzerinden yapılan ayrıştırma bugün yerli ve milli olmak üzerinden yapılıyor. Buna müsaade edemeyiz. İslâm bir yere, bir ulusa hapsedilemeyecek kadar büyük, evrensel ve şümullü bir nizamdır.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız