loader

Müjdelenen Fetih; “İstanbul ve Roma”

Dünyanın en önemli olaylarından biri olan İstanbul’un fethi, çağ açıp çağ kapayan bir öneme sahiptir. İstanbul, 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Muhammed Han tarafından fethedildi. İstanbul’un fethi miladi 29 Mayıs tarihine denk gelse de, İslâmi bir fetih olması sebebiyle fetih tarihini hicri takvimden alması, o tarihe göre kutlanması, fethe yakışan bir istikamet olacaktır.

Kendisinden önceki nice yöneticiler gibi Sultan Fatih de, İstanbul’u fethetmeyi düşünüyor, hazırlığını buna göre yapıyor, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine mazhar olmak istiyordu. Sultan Mehmed Hân “Ya, biz Bizans’ı alırız, ya Bizans bizi!” sözüyle fetih hususundaki kararlılığını gösteriyordu.

Nitekim Sultan Muhammed Han, Rabiulevvel ayının yirmi altısı itibariyle Kostantiniyye’ye savaş açarak muhasaraya başladı. Yaklaşık iki ay süren kuşatma sonucunda Osmanlı İslâm ordusu o zaman “Konstantinopolis” olarak anılan İstanbul’u H. 20 Cumâde’l Ûlâ 857 (M. 29 Mayıs 1453) Salı günü fethederek zafere ulaştı ve Bizans İmparatorluğu’nu sona erdirdi. Edirne olan başkent, fetihten sonra İstanbul’a taşındı.

Böylece Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimizin fetihlerle ilgili olarak gelen hadisteki ilk müjdesi gerçekleşmiş oldu.

Nitekim Abdullah İbn-u Am’dan rivayet edilen hadiste Konstantiniyye’nin fethi şu şekilde bildirilmiştir: “Biz Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanında yazıyorken O’na şöyle soruldu: Bu iki şehirden hangisi önce fethedilecek? Konstantiniyye mi yoksa Roma mı? Rasulullah SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi:

 مدينةُ هرقلَ تُفتَحُ أوَّلاً يَعني قُسطَنطينيَّة

“Evvelâ Hirakl’in şehri, Konstantiniyye fethedilecektir.”(İbn-i Ebi Âsım el-Evâil ve ed-Dârimî)

Fatih Sultan Muhammed Han bu fetihle birlikte Rasulullah’ın şu övgüsüne de mazhar oldu:

لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ، فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

“Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır, o ordu ne güzel bir ordudur.”

Nitekim bu müjde, daha yirmi bir yaşına bile ulaşmamış bir genç olan Muhammed Fatih’in eliyle gerçekleşti. Nitekim o, çocukluğundan beri düzgün bir şekilde yetiştirilmiş, daha çocuk denecek yaşlarda kendisine hedefler belirleyen bir anlayışa sahip olmuştu. Genç yaşına rağmen hep İstanbul’un fethini düşünür, elinde kalem ve kâğıt, daima İstanbul’un haritası ile uğraşırdı. Bu azim ve kararlılığıyla Allah ona zaferi nasip etti. İşte bu, inancın, azmin ve hedefe kilitlenmenin zaferidir…

Şurası muhakkak ki İslâmi fetihler görebilenler için iki hakikati ortaya çıkarmıştır: Birincisi, İslâm tam manasıyla tatbik edildiğinde, İslâm’ın ve Müslümanların azametinin nasıl olduğunu herkes tarafından hatırlansın ve görülsün. Diğeri ise, Allah’ın ve Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in her müjdesinin gerçekleşeceği hususunda kalpler mutmain olsun…

Tarih boyu Müslümanlar nezdinde hayat-memat meselesi olan fetih, -demokrasinin İslâm ile mücadele yöntemlerinden birinin sonucu olarak- bugün diğer birçok İslâmi terim ve kavram gibi içi boşaltılmış, anlamını yitirmiş olsa da yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasi krizler, çekilen bunca acı ve ıstıraplar, katliam ve soykırımlar yeniden o fetih ruhunu kazanma sorumluluğunu bizlere hatırlatmaktadır.

Öte yandan İslâmi parti Hizb-ut Tahrir Emiri değerli âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta da bu sorumluluğun altını çizerek bize hatırlatmalarda bulunuyor. Ata Ebu Raşta, İstanbul’un fethi vesilesiyle yaptığı konuşmasında; “Hilâfet, bu ümmete geri dönecek, sonra Kudüs kurtulacak ve daha önce kardeşinde (Bizans) olduğu gibi Roma da fethedilecektir…  Zira bu, Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadislerini tasdik etmek için olacaktır…” dedi ve devamında da şunları söyledi:

Allah Subhanehu’nun izniyle Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in üç müjdesi de gerçekleşecektir. Ancak bu, gökyüzünden bizlere yol gösterecek meleklerin inmesiyle gerçekleşmeyecektir. Bilakis biz Allah’a yardım edersek Allah da bize yardım eder şeklindeki Allah’ın sünnetiyle gerçekleşecektir. Bu yüzden Allah’ın şeriatını ikame etmeli, devleti için seslerimizi yükseltmeli, elimizden gelen gücü hazırlamalı ve sonra da Allah yolunda cihat etmeliyiz. İşte o zaman yeryüzü geri kalan üç müjdeyle aydınlanacağı gibi yine yeryüzü yeniden Hilâfet’in gelişiyle aydınlanacaktır…

Allah Subhanehu’dan, katından bizlere yardım etmesini, amelimizi güzelleştirip artırmasını ve bizleri Aziz ve Rahim olan Allah’ın nusretine ehil olanlardan kılmasını temenni ediyoruz.”

Fatih’in torunları bugün, Rableri Allah Subhanehu’nun vaadi ve Nebileri SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan nübüvvet minhacı üzere İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasını gerçekleştirmek için gece gündüz çalışıyor ve müjdenin ikinci bölümü olan Roma’nın fethini gerçekleştirmek için azmediyorlar. 

Nitekim -yukarda zikrettiğimiz- Abdullah İbn-u Amr hadisine göre sırada Roma, İslâm ordularının kendisini fethetmesini bekliyor…

Zira bugün İslâm coğrafyasının her köşesinde aç, susuz, türlü eziyetler altında inim inim inleyen, zulüm gören, bu karanlık yıllarda bomba sesleri arasında, korku ve endişe ile şafağı bekleyen bu ümmet, Fatih Sultan Mehmet Han gibi bir yiğide, Konstantiniyye gibi bir fethe muhtaçtır…

Tarihte akan her kan, ya yeni bir dirilişin ya da yeni bir zaferin habercisi olmuştur. Ya fethe sebep olmuştur ya da kurtuluşa… Allah’ın bu ümmeti hâkim kılacağı günler kesinlikle gelecektir. Ancak bu zaferi hak eden kim olacak? İşte sorulması gereken soru bu!

Şanlı ceddimizin, geçmişte Konstantiniyye’nin fethi müjdesinin şerefini kazanmak için yarıştıkları gibi bizler de parlak tarihimizi unutmayacağımızı, mağrur ve aydınlık sayfalar yazmaya devam edeceğimizi söylüyoruz.

İstanbul’un fethinden önce bir Rum Metropoliti vaazında; “Ey Ortodokslar! Bütün manevî işaretler artık, dünya hâkimiyetinin Osmanlılara geçtiğini gösteriyor…” diyor. İslâm âlemi o gün, 900 yıldır Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kutlu müjdesini gerçekleştirecek mübarek asker ve mübarek komutanını bekliyordu… İşte nasıl ki, geçmiş asırların süper devletleri dünya hâkimiyetinin Müslümanlara geçmesinin endişesini taşıyorlardıysa, bugünün süper güçleri de Endonezya’dan Fas’a Allah’ın izniyle kurulacak Râşidî Hilâfet Devleti’nin endişesini taşıyor. Bu korku bu devletlerin yöneticilerinin saçları ağartıyor, gözlerine uyku sokmuyor. Fakat korkunun ecele faydası yok…

قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ

“De ki: Ey kâfirler! Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz!”

Bu vesileyle bizler de İstanbul’un fethinin hicri yıldönümünün hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Allah Subhanehu ve Teâlâ, Fatih Sultan Muhammed Han’ı, ordusundaki her bir askeri ve ümmete fetihler kazandıran tüm İslâm ordularını hayırla mükâfatlandırsın. Allah Subhanehu ve Teâlâ bizlere de ikinci Râşidî Hilâfet Devleti eliyle yeni fetihler nasip etsin. (Âmin)

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız