loader

Modern Aktörlerin Modern Replikleri “Sekülerizm’’

@

MODERN AKTÖRLERİN MODERN REPLİKLERİ "SEKÜLERİZM"

Mehmet Salih ŞEKER

 

Günümüz dünyasında batı tarafından türetilmiş ve dünya toplumlarınca benimsenmiş/benimsettirilmiş olan birçok kavramın hayat sahası içerisinde olduğunu görmekteyiz. Bu kavramların bilhassa 1789 Fransız Devrimi ile birlikte Kapitalizm’in teşekkül etmesi sürecini hazırladığı söz konusudur. Küresel güçlerin tekelinde bulunan batı ve tüm dünya ülkeleri söz konusu güçlerin ortaya atmış olduğu bu mefhumlarla emperyalize olmuş ve bu güçlerin güdümündeki yerlerini sağlamlaştırabilmiştir. Laik-Sömürgeci sistemin vitrinlerinde süslü püslü raflarda gösterime çıkmış olan bu kavramlar şekil itibariyle öyle hallerde sunulmuş ki insanlar bunları altın tepsiler içerisinde görüp hiçbir sorgulama yapmaksızın almış ve hayatlarına tatbikinin gerçekleşmesi için cehtlerini harcamışlardır.

Kavramların bu denli hayatî önem taşıması hasebiyle onları derinlemesine inceleyip sistemin mugalâtalarına kapılmadan anlamalıyız. Bunun yanı sıra aslında hayatımıza tatbik edilebilirliği açısından nasıl birer yapısal özellikler taşıdıklarını bilip ve bundan sonra da bu siyasi, felsefi ve sosyolojik kavramların insanın, toplumun ve devletin vakıalarına ne derece uygun olup olmadığını tepeden tırnağa mülahaza etmeliyiz.

Bizde bu minval üzere incelemeler yapıp bu kavramların en önemlilerinden olan ve bazı sosyologlar nezdinde enformasyon çağı olarak isimlendirilen modern dünyanın dinamiklerini oluşturan ve laisizmin de prensiben kendisinden olduğu ve son süreçte bazı gazete vb tarafından yeniden gündem haline getirilmeye çalışılan “Sekülerizm” hakkında tefekkürde bulunacağız

Sekülerizm’in tanımı üzerinde bir takım düşüncelerde bulunurken aynı zamanda farklı farklı tanımlamalara da göz atıp farklı bakış açılarıyla kavramı ele alacağız. Ayrıca insanlar nezdinde Sekülerizm’in nasıl anlaşıldığı meselesini de inceledikten sonra Sekülerizm’e İslami fraksiyonların bakışlarını ve bu fraksiyonların ideologları hükmünde olan cemaat liderlerinin hakkında ne tür görüşler ortaya koyduğunu ele alacağız. En sonunda ise Sekülerizm’e sahih bakışın nasıl olduğu meselesini irdeleyip çalışmamızı sonlandıracağız inşaAllah.

Lügatte Sekülerizm: Latincede "nesil", "periyot" (zaman dilimi) anlamına gelen zamanla Hıristiyan Latincesi’nde "dünya" anlamında kullanılmaya başlanan sæculum’dan türemiştir. (Concise Oxford English Dictionary, Oxford University Press, 2004)

Din merkezli veyahut dinî öğeleri hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlayan Sekülerizm içerisinde birçok akım farklı çeşit ve teori barındırmaktadır. Aynı zamanda Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü’nde Sekülerizm “Dünyacılık” karşılığını almıştır. Yine TDK bu maddeyi açıklarken sözcüğün Fransızca sécularisme sözcüğünden geldiğini beyan etmiştir. Sözcüğün Fransızca olması yine yukarıda da belirttiğimiz gibi kavramın ayak izlerinin bizleri Fransız Devrimi’ne götürdüğünü görüyoruz.

Sekülerizme yapılan tanım ve tanımlamalar: Seküler kelimesi Hıristiyanlık doktrininin parçalarından olan Tanrı’nın zaman dışında var olduğu prensibine karşılık zamana (zamansal olmaya) vurgu niteliği taşıyan, genel olarak hayat ve idarenin dini bir merkezden ayrılıp dünyevi bir merkeze ilerlediğini, zamansal, zaman içinde var olan bir tarafa kaydığını belirten bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu fikir diğer tüm dini ve spritüel inançları kapsayacak şekilde genişlemiştir. Dini biçimde algılanabilecek veya dini kaynaklara dayandırılmış çeşitli müessese, konu ve kavramlara dini olmayan, bunlarla dini ayıran bir bağlamda, yaklaşır. Örnek vermek gerekirse: seküler etik, seküler devlet vb. (Americans United for Separation of Church and State)

-    Siyasi anlamda, sekülerizm kilise ve devletin ayrılmasıdır ki bu kilise ve devletin birleşmesi olan teokrasinin zıttıdır. Yine yukarıda da belirttiğimiz gibi Sekülerizm siyasi bağlamda ele alındığı zaman Laiklikle prensipte aynı manaya gelmektedir. Fakat Esas itibariyle Dünyacılık fikri olan sekülerizm esastır bundan ise daha sonra Dünyacılığın ilke edinilip yaşanılabilmesi için Mistik metafiziksel öğelerin yaşam sahasından çıkarılması için dinin çıkarılması fikri ortaya çıkacaktır. Ve böylece bu noktada laiklik ekolü ve akidesi meydana gelecektir.

-    Felsefi bir açıdan, sekülerizm devletlerin dogmatik bir inanç değil de nedensellik ve deneysellik üzerine kurulu olduğu, somut ve bilimsel temellere dayandığı kavramı ve düzenidir.

-    Modern zamanlarda, genel kanı insanların özgürlük ve eşitlik ideallerinin yasa ile korunduğu bir siyasi sistemin kralın veya ruhban sınıfının dini dogma, istek ve kuralları merkez alan ilahi hak ve yargılarından oluşan bir siyasi sistemden daha üstün olduğu yönündedir.

Yine Sekülerizme yapışmış farklı bir tanıma göz attığımız zaman dinin bir toplumun kamusal mesele ve işlerine karışmaması ve bunlarla bütünleşmemesini savunan ve belirten düşüncedir tanımını görmekteyiz.

Sıklıkla Avrupa'daki Aydınlanma hareketiyle ilişkilendirilen sekülerizm, Batı toplumu ve siyasi gelişimi açısından çok önemli bir yere sahip olduğu yönündeki yorum genel kanı halindedir. ABD'deki kilise ve devletin ayrımı ve Fransa'daki laiklik (laïcité), pratik anlamda olmasa da prensip bakımından büyük oranda sekülerizm kaynaklıdır.

Ayrıca, sekülerizm din ve doğaüstü inançların dünyayı anlamak ve günlük hayat için temel teşkil etmediğini savunan sosyal ideoloji olarak da tanımlanmıştır.

Etik açıdan Sekülerizm: Dini temellere dayanmayan birçok etik anlayışı mevcuttur, bunların büyük çoğunluğu seküler etik başlığı altında incelenebilir. Bu da seküler etik teriminin fazlasıyla genişlemesi ve değişkenlik göstermesine yol açar. Örneğin hem dini veya Allah’ı reddeden etik kuramlar hem de dini veya tanrıyı kabul edip sadece etiğin tek kaynağı görmeyen kuramlar seküler etik başlığı altında incelenebilir. Tüm bu çoğulluk da seküler etiğin tanımını güçleştirdiği gibi toplumsal boyutta algılanış biçimini de etkilemiştir. En yalın tanımla, seküler etik, dini, doğaüstü veya ilahi temeller yerine pozitif, bilimsel ve rasyonel temellere dayanan etik anlayışları için kullanılan bir terimdir.

Toplumsal ve bireysel bazda incelendiğinde, dindar toplum ve bireyler de dâhil olmak üzere çoğunluk dini anlamda seküler bir idarenin mümkün ve meşru olacağını savunmaktadır. Hatta bazı dinlerin mensupları dinlerinin temelde bunu savunduğu veya bu tür bir devlet tanım ve idaresine dair destekleyici unsurlar içerdiği ortaya koymuştur. Örnek vermek gerekirse, Hıristiyanların çoğunluğu seküler bir devlet anlayışını benimsemekte ve bu fikrin Hıristiyan kaynaklarında da mevcut olduğunu öne sürmektedirler.

İslami Hareketler nezdinde Sekülerizm anlayışı: Müslümanlar 1924 yılında islamın Devleti olan Hilafet devletinin kaldırılması hamlesi karşısında türlü isyanlar ayaklanmalar vb kontra hamleler gerçekleştirmişlerdir. Allah Subhanehu indinde hak din olan İslam’ın kaynakları hükmündeki Kur’an ve Sünnet esası üzere kaim olan bu devletin lağvedilmesi “La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah” diyen yani devletin üzerine kaim edildiği esas olan bu akideye iman etmiş herkes tarafından bu karşı atakların ayaklanmaların ve isyanların gerçekleşmesi pek tabii bir durum idi. Zira onların bu yüce akidesinin yerine batıdan ithal edilen yeni bir akide ve bu akideden fışkıran ya da bu akide üzerine bina edilmiş yazımızda da değindiğimiz gibi yeni kavramlar aralarına sokulmuştur. Birileri bu topraklar üzerinde masa üstünde bir takım sınırlar çiziyor ağızlarından salyalar akarcasına pazarlıkları yapıyordu. İşte bu durum karşısında örneğini verebileceğimiz ayaklanmalardan en barizi Şeyh Said’in Rahmetullahi Aleyh ayaklanmasıydı. O yüce kişilik emperyalist güçlerin reklâm ve pazarlamalarına aldanmayıp İslam’a karşı duyulan büyük kinin ve nefretin pis kokusunu sezdi ve amelini gerçekleştirdi neticede ise şehadet şerbetini tattı. Laik esasa dayalı devletin bu topraklarda tesis edilmesiyle birlikte Atatürk ve etrafındaki Kemalistler Takrir-i Sükûn kanunu gibi kanunlarla yıllarca Müslümanları bastırmaya çalıştı ve nitekim muvaffak oldu. Sömürgeci kâfir güçlerin bir zamanlar baş etmeye çalıştığı Müslümanlar gün geldi tefrikaya duçar oldu. Müslümanlardan bazı gruplar bırakın tağuti sistemlere baş kaldırmayı onlara çanak tutup onların elleri ayakları haline gelmeye başladı. Demokrasinin en fanatik savunucularından daha da fanatik savunucular olmaya başladılar.

Örneğin; Türkiye de son periyotta böyle bir hareketin temelleri atılmış daha sonra inanılması güç bir şekilde büyümüş ivme kazanmış ve milyonlarca sempatizan kazanmış ve ABD’nin en önemli projelerinden biri olan “Dinlera Arası Diyalog“ projesinin bu ülkedeki dini ayağı olma rolünü üstlenmiştir. Yine Anayasa değişikliği paketinin referanduma sunulması sürecinde söz konusu cemaatin lideri tavrının Amerika’dan, Amerika’nın Müslüman Türkiye halkına sunduğu figüratif liderden ve yine Amerika’nın süsleyip püslediği anayasa paketinden yana olduğunu vurgulamıştır. İşte bu lider Sekülerizm hakkındaki bir yazısında şöyle demektedir. “İyi anlaşılmaktadır ki dinin kendisinin ne bireysel ve toplumsal, ne de siyasal ve medenî yaşamımızla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir sorunu yoktur.” (Geleceğin Modern Çağa Tanıklığı M. Enes Ergene Yeni Akademi Yayınları-2005) Yukarıda da belirttiğimiz üzere sözde İslamî bir cemaatin sözde lideri bu söylemle 1300 yıl boyunca hayatın her alanında uygulanan bu dinin toplumsal içtimai iktisadi vb siyasi her yönünü hiçe saymış. İslam’ı ruhi ve siyasi boyutu olan bir din olmasının zıttına onu sadece ruhi boyuta taşımış ve bu bağlamda Laiklik ve Sekülerizm gibi fikirleri ilk ortaya atan pis ve fasid ideologlardan farkı kalmamıştır.

Biz Müslümanlar açısından bakıldığında asıl iş Sekülerizm gibi kavramları emelleri için kullanmak adına süsleyen küresel aktörlerden değil ancak bu kavramların ortaya atılış süreciyle birlikte kavramın türemesinin etrafında cereyan eden tüm hususlarla birlikte incelemeliyiz. Ancak böylelikle vakıalarını daha net berrak ele alıp hangi bozuk kasıt için türetildiğini bilelim.

Nitekim aynı şey İslam için de geçerlidir ki İslam’ı sömürgeci kâfir güçlerin Hilafet Devleti’ni kaldırdıktan sonra İslam Ümmeti’ne alternatif olarak sunduğu İslam anlayışından ve Müslümanlardaki tedeyyün içgüdülerine doyum keyfiyetine alternatif gösterecek sözde âlimlerden değil; bu yüce dinin asli kaynakları olan Kur’an ve Sünnet’ten almamız gerektiğini bilmeliyiz. Zira onlar âlim diye nitelendirilseler de ancak ve ancak kâfire hizmette kraldan fazla kralcılık yapmakta ve İslam’ın müthiş bir ivme kazandığı bu süreçlerde Hilafet projesinin önüne geçmek için son cehtlerini harcamaktadırlar. Buna en açık bir örnek ise Söz konusu cemaatin liderinin İslami hayatı başlatmak adına ikinci Raşid-i Hilafet Devleti’ni kurmak için gecesini gündüzüne katan Hizb-ut Tahrirle alakalı “onları görürseniz polise haber verin” gibi bir ifadesi olmuştur. Bunun da Hizb-ut Tahrirli olsun olmasın İslam’ı hayatta var etmek için çalışan Muvahidlere olan ABD’nin kininin ve korkusunun izdüşümü olduğu su götürmez bir gerçektir.

Lakin onların ve ajanlık ettikleri kâfirin tüm çabalarına rağmen İslam’ın ve Müslümanların muvaffakiyeti vaki olacaktır. Nitekim Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın buyruğu da o minval üzeredir. Vesselam…

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعَى إِلَى الْإِسْلَامِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“İslam’a davet edildiği halde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Onlar Allah’ın Nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler kerih görse de, Allah Nurunu tamamlayacaktır.” (Saff 7–8)

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız