23 Mayis 2017 - 27 Şaban 1438
Mısır'da Neler Oluyor?
2013-09-17 14:00:00 | Vedat Budak | Mısır'da Neler Oluyor?
Şüphesiz ki hiçbir açmaz demokrasi kadar içinden çıkılmaz bir nitelikte değildir. Müslümanlar nezdinde cürüm işlemekte, sabıka kaydı da kabarık değildir. Sürekli yıldızı parlatılsa da yıldızlı harflerle yazılsa da tüm engelleri bünyesinde barındıran, tek zanlı elbette ki demokrasidir. Alternatifsizmiş gibi sunulsa da çirkin yüzüne sürekli makyaj yapılsa da güzel gösterilmeye çalışılsa da diyoruz ki, yine takke düştü ve kel göründü. İşte Mısır ve yine olması muhtemel sonuçlardan yine darbe fakat biz darbeyi değil onu tetikleyen; saikleri ve iz düşümlerini ele alacağız. 

Müslüman kardeşler esasında 1927’de şehit Hasan EL-BENNA tarafından kurulmuş İslami devleti (Hilafeti) tesis etmek amaçlı bir kitle iken son hali malumunuz olduğu üzere demokrasi sahasında gol arayan bir takıma ve taraftara bürünmüş fakat golü maalesef kendi kalesinde görmüştür. Ancak burada can alıcı bir nokta kendini göstermektedir. Özelde ABD ve genelde tüm Batı Müslümanları demokrasi çemberinde görmeyi isterler. Maalesef Müslüman kardeşler de demokrasiyi bir yol haritası edinmişlerdir. Hal böyle iken saha dışına itilmişlerdir. Yapılan darbe ile demokratik platformun kendilerine asla izin vermeyeceğini bu yolla hiçbir şey ile elde edemeyeceklerini adeta deklare etmişlerdir. Elbette bu vakıa bir paradokstur (çelişkidir). Zira Mısır üzerinde etkin olan ABD bu darbe ile ve açık desteği ile Müslüman kardeşlere örgütsel çalışmaya geri dönmesi ve demokrasinin bir yalan ve tuzaktan ibaret olduğu mesajı veriyor gibi görünmektedir.

O halde ABD kendi ayağına kurşun mu sıkmakta? Ve Müslümanlara kitlesel çalışma ile ancak hedeflerini gerçekleştirebileceklerini demokrasi ile asla hedeflerine ulaşamayacakları fikrini mi güçlendirmektedir. Aslında hakikat bu olmasına ancak kitlesel çalışma ile hilafet tesis edilebilir olmasına demokrasinin bir yalan bir tuzak ve küfür olmasına vakıa’ya bakışın bu olması zorunluluğuna rağmen, elbette ABD bu darbe ile bu bakış açısının güçlenmesine değil; kesinlikle yeni bir tuzağın peşindedir. 

Zira Azze ve Celle şöyle buyurdu: “ Onlar, (o kafirler ) hep bir tuzak kuruyorlar”. O halde bu darbe ile amaçlanan nedir? Darbeye iten saik nedir? Ve bu vakıadan bizim çıkarmamız gereken ders nedir? 

Birinci olarak; ABD’yi ve ajanlarını bu darbeye iten saik daimi surette olduğu ve devam ede geldiği gibi elbette yine İslam ve onun yönetim modeli olan Hilafet korkusudur. Her ne kadar İhvan-ı Müslimin (Müslüman kardeşler) ve şahsında Mursi anayasaya bağlılık yemini etse de ABD’yi tedirgin eden ihvanın tabanı dejenere olsa da İslami devlete olan özlemleridir. Zira bir yıl yönetimde olan İhvan ve liderleri Mursi ancak demokrasinin izin verdiği ölçüde ve çizgide olmuştur. Yani yönetim kadrosu zaten kafestedir. Fakat tabandan meydanlarında şeriat talebi duyulmaktadır. Yani asıl avlanması gereken tabandır ve henüz tam kafeste değildir.

 İlk bakışta ABD’nin İhvan’a güvenmediği ve hilafet’e meyletmesinden korkulduğu görüntüsü oluşsa da ve birçokları öyle olduğu zannetse de yönetime ulaşmasının önünün açılması bir yıl tehlikesiz ve etkisiz olması kendilerinin demokratik duruşta olduklarını deklare etmeleri bunun böyle olmadığını göstermektedir. Bunun delillini şayet yaşarsak Türkiye’nin de dediği gibi; geniş katılımlı bir seçimle göreceğimizden eminim. 

Çankaya’da yapılan Cumhurbaşkanı GÜL, Başbakan ERDOĞAN ile Dışişleri bakanı DAVUTOĞLU’nun gerçekleştirdiği Mısır ve Ortadoğu da ki gelişmelerin ele alındığı üçlü zirveden çıkan ve dokuz maddeden oluşan Türkiye’nin Ortadoğu stratejisinden birinci maddede şöyle denmektedir: Müslüman kardeşler de diğer gruplar da demokratik dönüşümün bir parçası olmalı. Mısırda demokrasi bundan sonra bekleyemez ve engellenemez. O halde ABD ve ajanlarının korkusu yönetim kadrosunda değil tabanın dönüştürülmesindedir. Bunun için yol haritasının aynen Türkiye’de de ERBAKAN üzerinden tabanın etkilenmesi şeklinde seyredeceğini düşünüyorum. Zira Milli Görüş tabanı şeriatı savunan ve demokrasi ile laikliğin küfür olduğunu dile getiren bir taban iken bugün demokrasi ve laikliğin bizzat savunucusu olmaları hikâyeleri şöyledir; ilk olarak kurulan Milli Nizam partisine oy veren taban, az önce bahsettiğimiz üzere şeriat nidaları atmaktaydılar. Fakat sistem dedi ki: Sizin partinizi kapatıyorum, daha demokrat olmak zorundasınız, yönetici erkânı tamda sistemin istediğini yerine getirip Milli Selamet partisini kurdular. Taban ise; yöneticilerine yani parti lider kadrosuna ve davalarına sadakatlerine olan güvenlerinden dolayı onlar ne yaparlarsa doğru yaparlar kanaatinde olduklarından onları aynen takip ettiler. 

Yine sistem partiyi (Milli Selameti) kapatıp daha demokrat olmaları gerektiğini söyledi. Ve yine aynı senaryo gereği REFAH partisi kuruldu elbette taban yine bunun bir zaruret olduğunun sistemi fazla rahatsız etmenin önlerini kestiği düşüncesiyle yine lider kadronun izinden yürümekteydiler. Ve şeriat söyleminin kamufle edilmesi gerektiği takiyyeden de olsa demokrasiyi savunur gibi görünmek gerektiği kanaatindeydiler ve sistem yine devreye girdi ve REFAH partisini de kapatıp daha demokrat olmalarını telkin ediyordu. Elbette taban yine sınırsız güvenle liderlerin demokrasi adına sarf ettikleri sözcükleri dillerinde dolaştırmaya yaptıklarının doğru olduğuna inanmaya devam ettiler ve yine sistem devrede, REFAH kapanıyor yerine FAZİLET kuruluyor. 

Ve sistem FAZİLETİ doğurdu! Nur topu gibi demokratlar husule geldi. Şimdi gelinen nokta şudur; eskiden yani Milli Nizam dönemi taban, demokrasi, laiklik küfürdür hatta ERDOĞAN’ın “ ya laiksin ya Müslüman” dediği günlerdi. Şimdi ise; ben senden daha demokratım ve yine senden daha laik’im demekteler. Buna elbette şeytanı taşlarken şeytanlaşmak tabiri intibak eder. 

Nihayet SAADET kuruldu. Adından da anlaşıldığı üzere mutlular. Bu arada taban liderlerinin sarf ettiklerini ve amellerini savuna dursunlar, artık demokrasiyi öven lafızları yavaş yavaş özümsemişlerdir. Bu arada Tayyip ERDOĞAN ve arkadaşları partiden ayrılıp AKP’yi kuruyor ki onun demokrasi aşkı apayrıdır. 

Özetle 60larda demokrasi laiklik küfür, 80lerde araç, 2000lerde amaç bugün ise; İslamdandır diyorlar. İşte kerim kardeşler, parti kapatma üzerinden tabanı etkileme budur. Bende Mısırda Milli Görüş benzeri bir sürecin işletileceği kanaatindeyim. Şayet adil bir seçim istiyoruz derlerse (İhvan ) bilin ki gemi limandan hareket etmiş yolculuk başlamıştır. Bize düşen görev ve alacağımız ders, tam bir basiret üzere bulunup nebevi sünnet ve onun metodu üzere Raşid-i Hilafetin ikamesi yolunda sebat etmeli ve bu darbe gibi benzerlerinin bizlerin haklılığını ortaya koymaktan başka bir şey olmadığını unutmamalıyız. 

Yorumlar

Vedat Budak
YAZARIN DİĞER YAZILARI