loader

Menüde Domuz Eti Olan İslâm Konferansı

28-29 Kasım 2018 tarihinde Almanya’nın şaibeli İçişleri Bakanı Horst Seehofer başkanlığında 4. İslâm Konferansı toplandı. Bu konferansta İslâm dini haricinde her şey konuşuldu ve yapıldı. Özellikle davet edilen 250 katılımcıların yemeğe çağrıldıklarında karşılarında domuz eti ve alkol gördüklerinde ise çok şaşırmış olmalılar. Tabii ki şaşırmayan hatta afiyetle yiyen sözde Müslüman katılımcılar da yok değildi. Müslüman’ın domuz eti yemesinin ve alkol tüketmesinin haram fiillerden olduğunu bilmeyen yoktur. Lakin İçişleri Bakanı’nın bunu neden yaptığı, herkesin malumu olan bir mevzuda neden bilmiyormuş gibi davranarak böyle bir skandala imza attığı sorulabilir. Yine 28 Kasım’da başlayan sözde İslâm Konferansı’ndan tam bir hafta önce “Seküler İslâm Girişimi” adlı bir kuruluşun kurulması ve kurucu on üyesinin İslâm Konferansı’na özellikle davet edilmesi de tesadüf olmasa gerek.

Seküler İslâm Girişiminin ilk on kurucu üyelerinin arasına şu isimler var: Yeşiller Partisi’nin eski Eş Başkanı Cem Özdemir, Sosyolog Necla Kelek, Sosyal Demokrat SPD’nin Federal Meclis eski Milletvekili Lale Akgün, Mısır asıllı Alman Yazar Hamid Abdussamad, Liberal Camii kurucusu ve İmamı olan Seyran Ateş, Psikolog Ahmad Mansour. Bu saydıklarımızın tamamı, İslâm Konferansına davet edildi. Bu kişilerin ise İslâm’ı tahrif etmek isteyen, Kur’an’ın bazı ayetlerinin (hâşâ) eskidiğini ve günümüze uygun olmadığını savunduklarını, hatta aralarından birinin (Seyran Ateş) çıkıp Berlin’de bir kilisenin odasına Liberal İslâm adında bir camii kurduğunu ve kadın, erkek karışık, tesettürsüz namaz kıldıklarını hatırlatmak lazım. Yine bu zillet kuruluşunun ilk on üyelerinin arasında olan Lale Akgün’ün, 2011 yılında “Başörtülü Kızların Ayaklanması” adlı kitabı ile gündem olduğu bilinmekte. Yine Mısırlı Yazar Hamid Abdüssamad ve Filistinli Psikolog Ahmad Mansour Arap olmaları ve her ikisinin de çocukluğu muhafazakâr bir İslâm anlayışının yaşandığı bir ortamda, ailede geçmiş olması, kendilerince İslâm’a objektif bakabildiklerini ve İslâm’ın orijinal dili ile (hâşâ) onun yanlışlıklarını bildiklerini savunarak aslında rezaletin boyutunu bir başka açıdan göstermiş oluyorlar. Seküler İslâm Girişimi’nin kuruluş metninde geçen cümleler aslında ne kadar rezil bir kuruluş olduğunu teyit ediyor. Zira bu girişim, İslâm dininin günümüze uyarlanması ve reforma tâbi tutulmasını savunan, yine domuz eti ile alkol tüketilmesinde bir beis görmeyen ve tesettür ile alakalı ayetlerin günümüz şartlarına uygun olmadığını savunan bir yapı. Aslında “Seküler” ismi ile İslâm’dan ne kadar beri olduklarını ortaya koymuş oluyorlar. Yine üyelerinin neredeyse tamamının ya Alevi ya İslâm dininden irtidat etmiş olan Arap veya hiç Müslüman olmayan Almanlardan meydana gelmiş olması, bu girişimin ne amaçla kurulduğunu ortaya koyuyor. Aslında bu kuruluş ile Almanya’da yeni bir İslâm anlayışını oluşturmayı amaçladıkları aşikâr. Hatta “İslâm Konferansı” adı altında yapılmak istenen İslâm’ı tahrif etme teşebbüslerinin arkasındaki baş aktörlerin Seküler İslâm Kuruluşu’nun üyeleri olduğu da düşünülebilir.  

Alman hükümetinin gündeme getirmiş olduğu İslâm Konferansı üzerinden İslâm’ı zamana ve mekana uydurma girişiminin en bariz boyutunu Dördüncü İslâm Konferansı’nın açılış konuşmasında Seehofer’in bahsetmiş oldukları ile ortaya çıkmış oldu. Seehofer açıkça, Alman kültürü, tarihi ve günümüzün anayasasına uygun bir ‘Alman İslâmı’nın oluşturulması gerektiğini savundu. Hatta tarif edilmiş bir İslâm anlayışını Almanya’da İçişleri Bakanlığı tarafından egemen kılmak istediklerini çok net bir şekilde dile getirmiş oldu.

Tüm bu rezalet karşısında ise Alman medyasının araştırmasına göre; ülkedeki Müslümanların %30’unu temsil eden DİTİB (Diyanet), İslâmrat/İslâm Konseyi (Milli Görüş ve bir kaç başka kuruluş) veya Zentralrat der Muslime (Müslümanların Merkez Konseyi) gibi çatı kuruluşların bir kısmı (Müslümanların Merkez Konseyi gibi) tamamen katılım göstererek gerçek yüzlerini göstermiş olurlarken, diğerleri de çok cılız tepki vererek kendilerince günü kurtarmaya çalıştılar.

Evet, kâfir Alman hükümetinin bu tavrı ve yaklaşımı aslında şunu çok net ortaya koyuyor: Özelde Almanya genelde ise Avrupa hatta -Amerikası ve Rusyasıyla- tüm Batı Müslümanların sayısal olarak artmasına ve bunların İslâm’ın esaslarına sımsıkı bağlanmalarına kesinlikle tahammül edemiyor. Onlar kendilerince önlem almaya hatta Müslüman gençlerimizin zihinlerini zehirlemeye çalışıyorlar. Ama her defasında Müslüman gençlerin İslâm’a bağlı kaldıklarını hatta Alman ırkına mensup olan kişilerin günbegün Müslüman olduklarına şahit oldukça kahroluyorlar. Allah’ın izni ve keremi ile de kahrolmaya devam edecekler.

Biz Müslümanlar Allah Celle Celalehu’nun ipine yani Kur’an ve Sünnet’e sarıldığımız sürece, izzet ve şerefe ulaşacağımızı unutmamak durumundayız. Biz bu hususta hassasiyetimizi koruduğumuz müddetçe onların, batıl ideolojilerin yok olmaya mahkûm olacaklarından emin olmalıyız. Rabbim ne güzel buyuruyor Kur’an-ı Kerimi’nde:

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا

“Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa 139)

Yine başka bir ayet-i celilede Rabbimiz şöyle buyuruyor:

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“De ki, mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden geri alırsın. Dilediğini aziz, şerefli; dilediğini de zelil edersin.” (Âl-i İmran 26)

Bize düşen ise her ne olursa olsun taviz vermemek, sadece Allah Celle Celalehu’ya güvenmek ve İslâmi kimliğimizi sonuna kadar savunmak olmalı. İnşallah bu şekilde karşı karşıya kaldığımız imtihandan başarı ile çıkmasını bileceğiz.

O günler yakındır; mücadele bizden nusret Rabbimizdendir.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız