loader

Medine’nin Münafıkları; İslâm’ın Yönetim ve Ekonomik Sistemine Güvenmedi - 2

Medine’nin Münafıkları; İslâm’ın Yönetim ve Ekonomik Sistemine Güvenmedi - 2

Onlara göre bu iktisadi anlayış ile ekonomik kalkınmanın sağlanması ve rakipleri olan kavimlerden güçlü olmaları asla mümkün olmayacaktı.

Müslümanlar, Medine’de İslâm akidesinden ve nizamlarından oluşan devlet yapısını kurup siyasî, ekonomik ve idarî bir teşkilâta kavuştuktan sonra İslâm ideolojisinin tatbik, koruma ve yayılma metodu olan devlet yapısı sayesinde İslâm akidesi üzerindeki tüm ihtilafları ortadan kaldırmışlardı.

Medineli münafıklar ve Medine civarında yaşayan bedeviler ise İslâm’ın siyasî ve ekonomik nizamını her ne kadar benimser davranışlar sergilemeseler de sosyal statülerini kaybetmemek için uygulanmaya başlayan İslâm’ın esaslarını kabul ettiklerini dilleri ile söylemek zorunda kalıyorlardı.

إِذَا جَاءكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ

“Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.” (Münâfikûn 1)

Allah Rasulü çok değil, dört-beş ay sonra Medine’nin ekonomik yapısını düzenleyecek hükümleri Müslümanlara tatbik etmeye başladı. Bunların en önemlilerinden birisi, Medine’nin toprak ve sermaye sahiplerinin mallarının, “Muhacir” adı verilen Müslümanlar ile paylaşılması gerektiği plânlamasıdır. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem Muhâcirler ile Ensâr’ı ikişer ikişer kardeş ilân edip Medine’deki evlerin, işlerin, bağ ve bahçelerin paylaşılmasını emretti.

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ

“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler, onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı hissetmezler, kendileri zarûret içerisinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar…” (el-Haşr 9)

Medineli Müslümanların bu örnek davranışlarına Siyer-i Nebi birçok defa işaret etmiştir. Bunlardan birisi de; Allah Rasulü, açlık ve yoksulluktan bitap düşmüş bir sahabenin yardım talebini, Ensâr’dan Ebu Talha Radiyallahu anh’a yönlendirme hadisesidir:

Ebu Talha, yoksul kimseyi alıp evine götürür ve hanımına, “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in misafirini ağırlayalım! Evde yiyecek bir şey var mı?” diye sorar. Hanımı, “Hayır, sâdece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var.” der.

Bunun üzerine Ebu Talha, “Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lâmbayı bir bahaneyle söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım.” dedi. Sonra sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar ise aç olarak yattılar. Sabahleyin Ebu Talha, Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Allah Rasulü onu görünce; “Bu gece misâfirinize yaptıklarınızdan Allâh Teâlâ râzı oldu.” buyurdu. (Buhârî, Menâkıbuʼl-Ensâr 10, Tefsîr 59/6; Müslim, Eşribe 172-173)

Buna karşılık Medineli münafıklar da هُمُ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ “Onlar: Allah'ın Rasulü’nün yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler.” (Münâfikûn 7) diyerek İslâm’ın oluşturduğu yeni ekonomik sistemi dağıtmak istiyorlardı.

Bunun en önemli sebebi ise mal ve hizmetlerin kendilerine ait olduğu için dağıtım işinin de kendi bildikleri şekilde olması gerektiği anlayışı idi. İslâm’ın bu hususta yeni bir iktisadi düzen geliştirmesine tahammül edemiyorlar, dağıtım konusuna müdahil olmaması hususunda Allah Rasulü’ne baskılar yapıyorlardı.

Medine’de İslâm’ın oluşturduğu yeni iktisadi yaşam yapısına itiraz eden en önemli siyasi figürlerden birisi, Abdullah b. Übey b. Selûl idi. Medine’nin zenginliklerinin sadece Medineli kimselere ait olduğunu savunan “milli kaynak”, “milli sermaye” gibi aldatıcı sloganları sayesinde Rasulullah’a karşı gizli bir muhalefet cephesi kurdu. Bu grup ile birlikte siyasi ve ekonomik çeşitli fitne-nifak çalışmaları başlatarak Medine halkını örgütlemeye çalıştı. Allah Subhanehu Teâlâ bu grubun haberini ve tehlikesini ayetleri ile Rasulü’ne bildiriyordu:

وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْۜ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْۜ كَاَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌۜ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْۜ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَـكُونَ

“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?” (Münâfikûn 4)

Allah Subhanehu Teâlâ’nın ayetlerinde belirtiği gibi bu kimseler, İslâm’ın iktisadi esaslarını ve hükümlerini işittiklerinde kendi aleyhlerine sanıp hemen karşı muhalefete geçerek propaganda yapıyorlardı. Çünkü onlar İslâm’ın iktisadi yapıya müdahil olmaması gerektiğini, toprağın ve sermayenin kendilerine ait olduğu anlayışını, menfaatleri gereği savunuyorlardı.

وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَفْقَهُونَ

“…Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” (Münâfikûn 7)

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, toprak sahiplerinin oluşturduğu rantı kaldırması, sermaye sahiplerinin nemalandığı faizi kaldırması, müteşebbislerin fahiş kar araçlarına müdahale edip işçilerin ücretlerinin, haklarının verilmesini sağlayan İslâmi kuralları uygulaması hiç hoşlarına gitmiyordu. Onlara göre bu iktisadi anlayış ile ekonomik kalkınmanın sağlanması ve rakipleri olan kavimlerden güçlü olmaları asla mümkün olmayacaktı. Bu sebeple zenginliğin sadece belirli zümrelerde olması gerektiği düşüncesini savunuyorlardı.

يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟

“Onlar, andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (Münâfikûn 8)

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız