loader

Medine’nin Münafıkları, İslâm’ın Yönetim ve Ekonomik Sistemine Güvenmedi - 1

Medine’nin Münafıkları, İslâm’ın Yönetim ve Ekonomik Sistemine Güvenmedi - 1

Bu makale serisinde, İslâm’ın akidesine boyun eğen fakat yönetim ve ekonomik sistemine reel-politik sebeplerden itibar etmeyen/edemeyen ama Müslüman görünen bu zümrenin davranış kodlarını, rivayetleri tahlil ederek tespit etmeye çalışacağız. Allah’ın yard

Rasul-i Ekrem Efendimizin, nusret[1] talep etmek için gittiği şehirlerdeki nusret sahibi[2] kimselerin, öğrenmek istedikleri tek bir şey vardı: “Yeni gelen dine göre sahibi oldukları vatanın nizamını ve ekonomisini, kim ve nasıl yönetecek?” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in görüşme yaptığı Beni Amr b. Sa’sa kabilesinden El-Hudareme kabilesine kadar yaklaşık on beş kabilenin nusret sahibi, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından bu soruya verilen cevaba göre İslâm’ı kabul veyahut inkâr ediyordu.

Toprağı, sermayeyi, askeri, kitleleri elinde tutan kimselere verilen bu cevap, dünya tarihinin en önemli cevaplarından biridir. Dünya tarihi, “nizam ve ekonomiyi kim ve nasıl yönetecek?” sorusuna verdikleri cevaplar yüzünden kendisini ve milletini “güce” teslim etmiş birçok kahramanla doludur. Halkları arkasına alıp zaferler kazanan, iktidarları değiştiren birçok lider, bu soruya verdikleri yanıt yüzünden mağlup olmuş ve arkasından yürüyen halkları kötülük odaklı güç sahiplerine teslim etmişlerdir.

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem de her lider gibi bu sınav ile sayısız defa karşı karşıya kaldı. Onlardan biri de Beni Amr b. Sa’sa kabilesinin ileri gelenleri ile yaptığı görüşme idi. Yeni gelen dine göre sahibi oldukları vatanın maddi zenginliklerini kim ve nasıl yöneteceğini merak eden Sa’sa kabilesinden Beyhâre b. Firas, Efendimizi kavminin güç ve kuvvet sahibi kimselere şöyle tanıtıyordu:

Efendimizi göstererek; “Vallahi şu Kureyş gencine sahip olsam, bütün Araplara hakim olurum.” Ardından Rasulullah’a yönelerek, “Sana işin için yardım etsek ve Allah da seni muhaliflerine üstün kılsa senden sonra yönetim elimize geçer mi?! Ne dersin?!” Taraflar arasındaki konuşmaları asıl kasta götürüyordu. Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem“Hüküm Allah'ın, onu dilediğine verir.” Yani bundan sonra bu toprakların yönetim ve ekonomi işinin kurallarını sizler değil, Allah Subhanehu ve Teâlâ belirleyecek malinde karşılık verince, Beyhare de; “Senden sonra yönetim bize geçmeyecekse neden senin için boyunlarımızı Arapların kılıçlarına hedef yapalım. Senin işinden bize ne?” diyerek Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İslâm Nizamı talebini geri çeviriyorlardı.

Kendisine meselenin sadece iktidar değişimi olmadığı bildirilen Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise, görüştüğü bütün güç ve kuvvet sahibi kimseleri İslâm'a davet ediyor, kendisini onlara arz edip yönetim ve ekonomi hakkında sordukları sorulara cevaplar veriyordu. Fakat hiçbiri elindeki maddi gücün Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda yönetilmesi işini kabul etmeyip din-i İslâm’ı reddediyorlardı.

Fakat sosyal bilimlerin öngöremediği, toplum mühendislerinin hesaplayamadığı, güç zehirlenmesi yaşayan varlık sahiplerinin unuttuğu bir kanun vardı. O da, nusretin Allah’tan olduğuydu.

وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ

“…Nusret ancak Allah’tandır.” (Enfal 10)

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

“Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” (Saff 13)

Allah, Rasulü’nün karşısına Evs ve Hazreç kabilelerinin ileri gelenlerini çıkardı. Evs ve Hazreç kabilelerinin güç sahipleri; İslâm’ın yönetim ve ekonomi nizamına tam manasıyla teslim olduklarını, gelen dinin yönetim ve ekonomiyle alakalı kurallarını var oldukları müddetçe uygulayacaklarını kabul ettiler. Böylece Rasul-i Ekrem Efendimiz Medine’de İslâm akidesinden ve nizamlarından oluşan devlet yapısını kurarak, İslâm’a inananları siyasî, ekonomik ve idarî bir teşkilâta kavuşturdu.

İşte bu sırada, İslâm’ın yönetim ve ekonomik yapısından rahatsız olan yeni bir zümre daha ortaya çıktı. İslâm’ın, akli akidesi ve insanların problemlerini çözme kabiliyetine mağlup olmuş, kalben inanmadıkları halde Müslüman gözüken bu gruba Kur’an’ın ifadesi ile “münafıklar” dendi…

Bu makale serisinde, İslâm’ın akidesine boyun eğen fakat yönetim ve ekonomik sistemine reel-politik sebeplerden itibar etmeyen/edemeyen ama Müslüman görünen bu zümrenin davranış kodlarını, rivayetleri tahlil ederek tespit etmeye çalışacağız. Allah’ın yardımını umarak, münafıkların tespit ettiğimiz davranış kodlarını günümüzdeki siyasal ve ekonomik yaşamdaki karşılıklarını arayacağız.

 

 

[1] Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin başarılı, üstün, galip gelmesi için kullanmak. Yardım etmek

[2] Yaşadığı toplumu içinde maddi, insani güç ve askeri kuvvet sahibi kimse

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız