loader

Kudüs, Mihenk Taşıdır!

Şehirlerin kimi özellikleri vardır. Mesela, Medine körük gibidir, demirci körüğü… Çünkü Rasululullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam efendimiz bir hadis-i şeriflerinde öyle buyurdu:

أُمِرْتُ بِقَرْيَةٍ تَأْكُلُ الْقُرَى يَقُولُونَ: يَثْرِبَ، وَهِيَ الْمَدِينَةُ، تَنْفِي النَّاسَ كَمَا يَنْفِي الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ

“Ben bir beldeyle (hicretle) emrolundum ki, o belde diğer beldeleri yer. Oraya Yesrib diyorlar. Oysa orası, Medine’dir. Demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi, Medine de şerli insanları dışına atar!” (Buhari, Müslim, Malik, İbni Hibban, Begavi, Ahmed)

Medine, imanla nifakın arasında bir imtihan vesilesi olarak duruyordu; kimisi imanının bir gereği olarak Medine suğurlarından bir suğur olup ilk İslâm Devleti’ni savunurken, kimisi de iman-itaat irtibatında verilecek imtihanı kaybederek, kalbindeki nifakına yenik düşüyordu. İşte Medine, imanın abideleşmiş tavrını parlatıp cilalarken kendini nifak şeklinde gösteren itaatsizliği de bir posa, bir süprüntü misali nüveden çıkarıp atıyordu.

Medine böyleyken Kudüs nasıldır acaba? Kudüs, imanlı yüreklerin kendisine doğru çağladığı, coştuğu bir şehirdir. Dün Selahaddin Eyyubî’nin rüyalarına girerken bugün, hüznü göğsüne gerdan yapmış günümüz Müslümanlarının dualarının mede taşı olmuştur, Kudüs… Yüzyıllar öncesindeki gibi bugün de hüznün şehri olmuştur Kudüs; kendisini sevince gark edecek bugünün Selahaddinlerini beklemektedir.

 

“Şehirlerin özellikleri vardır” dedik ve Medine’yi örnek verdik. Peki, Kudüs’ün özelliği nedir sizce? Bence Kudüs bugün, ihanetle dirayet arasında bir mihenk taşıdır: günün reel politik dayatmalarına karşı, imandan mütevellit dirayetli duruş arasındaki…

Yani Kudüs, bir mihenk taşıdır ki âlimler, yöneticiler ve Müslümanlar bir yol ayrımına girdiklerinde imanlarından mı, günün şartlardan mı beslenecekler?

Tavırlarını vakıa mı belirleyecek yoksa şer’î hükümler mi?

Kudüs bir mihenk taşıdır ki, sayıları milyarları bulan nüfusu, milyonlarla ifade edilen askeri, dünyanın dörtte birine varan yüzölçümü, sayılamayacak kadar çok yeraltı-yerüstü servetiyle 50 küsur ülkeden oluşan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) nezdinde kutsal İslâm toprağının değerini ortaya çıkartmıştır. Geçtiğimiz gün aldığı yüz karası kararla İİT, “yenilgiyi kabullenmiş”, “kutsalından vazgeçmiş” bir tavrı takınarak; “Kudüs’ün doğusu, Filistin’in başkenti olsun” diyebilmiştir.

Ölüye yara zarar vermediği gibi, alçalmış olana da alçaklık zor gelmez. Müslümanların önüne setler çeken, bir bent misali rahmet selinin önünde duran öncelikle saray mollası bel’amların ve huzurlarında el bağladıkları yönetici takımının görüyoruz ki amacı, sömürgeci kâfirlerin ekmeğine yağ sürmek ve planlarını hayata geçirmelerinde malzeme olmak olmuştur.

Kudüs’ü ister yarım, isterse de tam olarak bir devletin başkenti yapmak, Müslümanların yeniden tek bir devlette birleşmelerini, yeniden Râşidî Hilâfet Devleti’ni ikame etmelerini geciktirmekten başka bir şeyi ifade etmeyecektir. Zira Müslümanlar için yolunda yürüyecekleri tek istikamet vardır ki o da Kudüs’ü ve sair İslâm beldelerini zalimlerin ve kâfirlerin tasallutundan, istilasından, gaspından, tahakkümünden ve şerir planlarından kurtaracak ikinci Râşidî Hilâfet’in ikamesi için çalışmaktır.


“Al Ve Daha Fazlasını İste!”

Aksi halde sömürgeci kâfir, gerek kendisi için gerekse de piyonu Yahudi varlığı “İsrail” için “al ve daha fazlasını iste” planını uygulamaktan vazgeçmeyecektir. Hatırlayalım:

•9 Aralık 1917’de Osmanlı’nın elinden çıkan Filistin’de Balfour Deklarasyonu’yla Yahudi varlığı için bir devletin kurulması kararlaştırıldı.

•Sonra sömürgeci daha fazlasını istedi ve 1947’de BM’nin taksim planı gündeme geldi.

•14 Mayıs 1948’de “İsrail” devletinin kurulduğu ilan edildi.

•5 Haziran 1967'de “İsrail” ile Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşta bu üç devlet yenildi ve Filistin haritası–hemen hemen- bugünkü halini aldı.

•1980 Yahudi varlığı Kudüs’ü başkenti ilan etti. Fakat BMGK, 478 no.lu kararı gereğince bu ilanı geçersiz saydı.

•2003’ten itibaren Yahudi varlığı Mescid-i Aksa’nın avlusuna Yahudileri almaya başladı ve Mescid’e girişlerinde Müslümanlar için de zaman zaman yaş sınırlaması getirdi.

•6 Aralık 2017’de yani Filistin’in Osmanlı’nın elinden çıkışından 100 yıl sonra ABD, Kudüs’ü “İsrail”in başkenti olarak tanıdı.

13 Aralık 2017 Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan'ın çağrısıyla Kudüs için İstanbul’da olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirvesi, Dışişleri Bakanları toplantısıyla başladı.

•14 Aralık 2017 İİT Olağanüstü Zirvesi'nin karar bildirgesinde, Doğu Kudüs “Filistin Devleti'nin işgal altındaki başkenti” olarak tanındı ve “Filistin'i tanıyoruz” dendi.

Alınan bu kararla, Filistin’in -ve tabii ki Kudüs’ün- üzerinde necis “İsrail”in de varlığı tanınmış oldu. Tamamı kendisine ait olan kişinin, mülkünü gasp etmiş kişiye “Benim mülkümdeki gaspın kabul edilemez. Öyleyse sen bana mülkümün yarısını ver de işi tatlıya bağlayalım” demesi gibi acz dolu bir karar, Müslümanların gözleri ve yüksek beklentileri önünde alınmış oldu. Bir kez daha anlaşıldı ki dağ fare doğurdu.

 

Ve yine Kudüs izzetle zillet, dirayetle teslimiyet, heybetle acziyet arasında bir mihenk taşı olduğunu gösterdi bir kez daha… Sömürgeci kâfirlerin necis planlarını tedavüle sokmak için canhıraş toplanan koca koca adamlar, “fos” ve “kof” bir karara imza atmaktan utanmadılar üstelik.

Ve yine Kudüs, altını oymaya çalışan Yahudi’ye nispet edercesine ümmetin özlemi, ülküsü ve uhdesi olarak şanlı tarihin izzetli günlerini başına taç yapıp taşırken bugüne, azametiyle dimdik karşımızda dururken bizlere, adeta şunu haykırıyor:

“Hayber Hayber ya Yahud / Ceyşu Muhammed seyfe yeud” (Ey Yahudi Hayberi hatırla / Muhammed’in Ordusu geri dönecek)

“Ey Yahudi ve arkasındaki sömürgeci kâfirler! Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Halifesinin ordusu yakında, çok yakında geri dönecek ve size o unuttuğunuz acıyı, şiddetli hezimeti tattıracak… Döktüğünüz kanların, kirlettiğiniz namusların, sömürdüğünüz servetlerin ve heba ettiğiniz geleceğimizin intikamını alacak!”

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız