loader

İstanbul’un Ahvali, Ümmetin Halidir…

İstanbul’un Ahvali, Ümmetin Halidir…

İstanbul’un silueti bozulmadı belki ama nesli bozuldu, ahlakı bozuldu, tarihi bozuldu. Ahval; ‘hal’in aynasıdır. Maalesef ki, bu ahval ile ümmet demokratik, laik, seküler ve kul yapımı kanunlar eşliğinde 2019’u karşılıyor.

Bazı şehirler içinde bulundukları devletin, toplumun ve coğrafyanın aynadaki yansımasıdır. O şehirlerin başkent olması, büyük ve görkemli olması şart değildir. Zira kültürel yapı, toplumun genel kamuoyu ve devletin işleyişi o şehir özelinde bütün ülke ile resmedilir. Mesela hicretten önce ismi “Yesrib” olan şehir, hicretten sonra kazandığı medeniyet ile “Medine” olarak anılmaya başlanmıştır. Ve Medine bütün siluetiyle ilk İslâm Devleti’nin aynası olmuştur. Eski adı Dımaşk olan Emevi İslâm Devleti ile müsemma hale gelmiş Şam şehri yüzlerce yıl İslâm kültür ve medeniyetinin sembolü olmuştur. Ya da Bağdat, Abbasi İslâm Devleti’nin dünyaya açılan kapısıdır. Batı’nın ifadesiyle “bin bir gece masallarının şehridir Bağdat”… Son İslâm Devleti olan Osmanlı’nın gözbebeği, hem Avrupa hem de Asya’nın eşsiz beldesi, emperyalizmin avurtlarını şişirerek beklediği şehir İstanbul… İslâm Devleti’nin son başkenti, özelde Türkiye genelde tüm İslâm Âleminin portresi…

Bu şehirlerin ahvaline bakarak bir coğrafyanın, bir neslin, bir ümmetin halini anlamak zor olmasa gerek. Mesela Medine’den başlayalım Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in medeniyetini inşa ettiği ve kendisinin de içinde meftun bulunduğu belde şu anda Amerikan emperyalizminin kalesi haline gelmiş durumda. Yöneticileri ABD’ye itaatlerini tescillemek için ne yapacaklarını şaşırmış. Üstelik kilise inşası konusunda bile anlaştılar.[1] İslâm’ın kültür hazinesi Şam; şu anda ABD-Rusya ortak yapımı bir işgalin tam ortasında. Haklı bir direnişin rotasını İslâmi olmaktan çıkarıp çoktan batıla evirdiler. Hem de coşkulu kalabalıklara karşı Şam Emeviye Camii’nde namaz kılmayı, Suriye’yi zalimlerden kurtarmayı vadeden yalancı liderlerin eliyle. Şimdi hepsi o zalimlerin elini sıkmaya hazırlanıyor. Peki Bağdat? Sömürgeci kâfir Amerika’ya üslerini özgürce kullanma yetkisi verilerek “taş üstünde taş, omuz üzerinde baş kalmasın” diye ortak olmuşlardı. Bağdat yıkıldı, harap oldu. Milyonarca Müslüman katledildi ve şimdi laik, demokratik, gayri İslâmi hükümler ile istimlak edilmiş.

Fakat biz yakın zaman ahvaline dönelim; İstanbul’un ahvaline. İslâm’ın son başkenti olan İstanbul’un… 29 Mayıs’ta fethin bir sonucu olarak Fatih Sultan Mehmet’in Cenevizlilerin elinden anahtarlarını aldığı Galata Kulesi’ni bilirsiniz. İşte o kulenin altında akşamdan sabaha içki tüketilip, ahlaksızlık sergileniyor. Fatih gibi gençler, İstanbul’u fethetmek şöyle dursun, günahtan günaha sürükleniyor. Ama asıl sorun o değil, Galata Kulesi’nden İstiklal Caddesi’ne bakan manzara daha büyük sorun. Her akşam “Noel etkinlikleri” adı altında alkolün ve fuhşiyatın her türlüsü alenen ve serbestçe icra ediliyor. En büyüğü 31 Aralık günü için hazırlanıyor. Peki, Topkapı Sarayı içerisindeki Adalet Kulesini bilir misiniz? Osmanlı Hilafet Devleti’nin dünyaya nizam verdiği, adalet dağıttığı, Allah’ın hükümlerini icra ettiği kuledir. Şimdi o kuleden şöyle kuşbaşı bakınca Yeni Cami’den Sirkeci’ye uzanan bir insan kuyruğu göreceksiniz. Yaklaşık 500 metre ve sabahtan akşama uzayan bir kuyruk… Fakat insanların yönü Camiye doğru değil yani namaz için falan beklemiyorlar. Hepsi de Türkiye’nin en meşhur kumarhanesi olmakla övünen bir piyango bileti satış bayiinden piyango bileti alabilmek için saatlerce bekliyorlar. Kimi başörtülü, kimi sakallı, kimi genç, kimi yaşlı ama hepsi de helal olmadıklarını bile bile umutlar besliyor, hayaller kuruyorlar.

İstanbul’un dört tarafı çam ağaçlarıyla çevrili, yılbaşında patlamayı bekleyen binlerce havai fişek, içilmeyi bekleyen tonlarca içki, işlenmeyi bekleyen haramlar, telafisi olmayacak hatalar var. İstanbul Bağdat gibi bombalanmadı, Şam gibi harap edilmedi ve milyonlarca insanı katledilmedi. Ama İstanbul’un İslâm’a dair neyi varsa unutuldu, yok edildi. Karış karış her yeri Batılı ecnebi kültür ile kuşatıldı. İnsanların zihinleri alt-üst edildi. Ve peygamberimizin şu hadisi kusursuzca hayata inmiş oldu.

لَتَتَّبِعُنَّ سُنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ حَتَّى لَوْ دَخَلَ أَحَدُهُمْ جُحْرَ ضَبٍّ لاتَّبَعْتُمُوهُ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مِنَ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى؟ قَالَ فَمَنْ إِذًا

“Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz.”

(Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine sahabeler) Sordular: Ya Rasulullah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hristiyanlar mı olacak?

Şöyle buyurdu: Ya başka kimler olacaktı?”[2]

İstanbul’un silueti bozulmadı belki ama nesli bozuldu, ahlakı bozuldu, tarihi bozuldu. Ahval; ‘hal’in aynasıdır. Maalesef ki, bu ahval ile ümmet demokratik, laik, seküler ve kul yapımı kanunlar eşliğinde 2019’u karşılıyor. Ve maalesef ki, İslâm’ı getireceği zannıyla Müslümanların teveccühlerini kazanan demokratik partiler, demokrat liderler, kurum ve kuruluşlar, sessizliğe bürünen hocalar da bu hal’in mimarlarıdır. Eserinizle Övünün!

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız