NULL
loader

İnsanlığın Ve İslam Ümmetinin Önünde Gelişme Ufku Olarak Miraç

İNSANLIĞIN VE İSLAM ÜMMETİNİN ÖNÜNDE GELİŞME UFKU OLARAK MİRAÇ

Ahmet Sadık ALTINEL

 

Bir miraç gecesini daha geride bıraktık. Bu ayki yazımızda Mirac’ın anlamı, önemi ve bize hatırlattıkları üzerinde durmak istiyorum. Konuya girmeden önce önsöz mahiyetinde bazı değerlendirmeleri sizinle paylaşmak isterim.

İslam, hayatın, insanın, maddenin, evrenin kısacası her şeyin ilahî açıdan yorumlanmasıdır. Dolayısı ile İslam, inananlarına kendi perspektifinden hayata ve olaylara bakmalarını öğütler. Müslüman’ın kutsallarını Kur’ân-ı Kerim ve onun işaret ettiği diğer kaynaklar belirleyecektir. Bu açıdan bakıldığında Müslümanların kutsal kabul etmeleri gereken mekân, zaman veya özel günler var mıdır bunu yine İslam şeriatı belirleyecektir.

Kur’ân-ı Kerim’de Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksâ’ nın mübarek, Rabbimiz katında çok özel bir yerinin olduğuna işaret eden ayetler vardır.

Örneğin, Mescid-i Haram için Kur’ân-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ

“İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe’dir.” (Âli İmrân 96)

Miraç hadisesinin anlatıldığı ayeti kerimede ise yüce Rabbimiz Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek kılındığını bildirmektedir.

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا

“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bazılarını göstermek için, kulunu (Muhammed’i) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, her türlü eksiklikten uzaktır…” (İsrâ 1)

Allah Rasulu SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bazı hadisi şeriflerinde belli mekânların özel statüsünün/öneminin olduğuna ilişkin ifadeler de mevcuttur. Örneğin;

“Namaz ve ibadet için, şu üç mescidin dışındaki bir mescide yolculuk yapılması doğru değildir: Mescid-i Haram, Mescid-i Rasûl (Medine’deki Mescid-i Nebevî), Mescid-i Aksâ.”

Belirli mekânların kutsallığına işaret eden deliller olduğu gibi, bazı zaman dilimlerinin kutsallığına ve önemine işaret eden deliller de mevcuttur. Örneğin, Ramazan ayı ve Kadir Gecesi gibi.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ

(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır…” (Bakara 185)

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

“Şüphesiz, biz onu (Kur'ân'ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadir 1-5)

Bu konuda sözü fazla uzatacak değiliz. Ancak dikkatimizi çeken bir tavır olması ve bizler için örneklik teşkil edebileceği düşüncesi ile hatırlatmakta fayda gördüğümüz bir olayı dikkatinize sunmak istiyoruz. Sözünü ettiğimiz olay Hz. Ömer RadiyAllahu Anh’ın Hacer-ul Esved ile ilgili olarak söyledikleridir. O şöyle söylemişti: “Biliyorum ki sen faydası ve zararı olmayan basit bir taşsın. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.”

Tam ilk Müslüman nesle yakışan bir tavırdır bu. Müslüman olduktan sonra artık bütün değer ölçülerini Allah’tan alan Müslümanlar, her şeye hep Allah rızası ile değer vermeye başladılar. Çünkü bunu onlardan imanları istiyordu. Şu gök kubbe altında olan her hangi bir olayın, her hangi bir olgunun ya da eşyanın kutsal olmasının bir tek yolu vardır. Oda İlahî vahyin ona işaret etmesidir.

Hz. Ömer RadiyAllahu Anh için vahyin bir bölümünü oluşturan Hz. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in davranışları değer dünyasını tanzim eden önemli bir öğeydi. Onun içindir ki sahabeler kimi zaman Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e yaptığı davranışların vahiy mi yoksa kendi görüşleri mi olduğunu soruyorlardı. Eğer vahiy ise ona uyuyorlardı. Çünkü vahiy onların kişiliklerini inşa ediyordu. Bu itibarla vahiy dikkatlerden kaçarsa Müslüman kimlik ve kişiliklerini oluştururken gerekli olan formüllerden birisi eksik olmuş olacaktı. Şayet kişisel bir görüş ise daha uygun olduğunu düşündükleri görüşlerini Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile paylaşıyorlardı.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız çerçevede nâsların işaret etmiş olduğu miraç hadisesi ve hadisenin gerçekleştiği gün Müslümanlar için önemlidir. Bu gün önemini ve anlamını içinde gerçekleşen böylesine mucizevî olaydan almaktadır. Tıpkı -Hz. Ömer RadiyAllahu Anh’ın da dediği gibi- Hacer’ul-Esved’in değerini ve önemini vahyin ikinci kaynağı olan Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in onu öpmesinden alması gibi. Aynı şekilde kadir gecesi de, içinde Kur’an’ın indirildiği gece olduğu için bin aydan daha hayırlı/değerli olmuştur.

Bu girizgâhtan sonra konumuza dönebiliriz.

Miraç; insanlığın kurtuluşu için gönderilen Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yaptığı, mukaddes ve manevi bir yolculuktur.

Bilebildiğimiz kadarıyla insanlık tarihi boyunca Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dışında hiçbir beşer Rabb’imizle bizatihi mülaki olma lütfuna erememiştir. Bunun bir tek istisnası Rabb’imizin Kur’an-ı Azimuşşanı’ndaki beyanına göre Hz. Musa Aleyhi’s Selam’dır. Kur’an-i nasslardan anladığımız kadarıyla Hz. Musa Aleyhi’s Selam Rabbimizi görmek istemiştir:

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

“Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabb’i onunla konuştuktan sonra: (Musa) Dedi ki: “Ey Rabbim! Kendini bana göster. Sana bakayım.” (Rabbimiz) “Sen beni göremezsin. Lakin şu dağa bak. Şayet dağ yerinde durabilirse beni görebilirsin.” buyurdu. Rabbi dağa teveccüh ettiğinde onu yerle bir etti. (Bunun üzerine) Musa baygın yere düştü. Ayıldığında “Seni eksikliklerden tenzih ederim. Sana tövbe ettim ve ben sana inananların ilkiyim.” (Araf 143)

İşte bu Kur’an-i nass Hz. Musa Aleyhi’s Selam’ın Rabbimizle görüşme isteğinin olduğunu ancak bunun gerçekleşmediğini ifade eder. Hatta bu vakıadan dolayı Hz. Musa Aleyhi’s Selam’a Allah’ın konuştuğu Nebi anlamında “Musa Kelimullah” denmiştir.

Miraç hadisesinin önemi beşeriyet tarihi içinde ilk olması kadar gündeme geldiği tarihi süreç ve konjektür açısından da son derece anlamlı ve manidar bir mucizedir. Şimdi biraz bu tarihi sürece göz atalım.

Miraç hadisesi yerin demir göğün bakır olduğu, Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem açısından çok zorlu günlerin yaşandığı bir dönemeçte gerçekleşmiştir.. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem Mekke’de üç yıl süren zorlu boykot günlerinde biricik eşi, dava arkadaşı Hz. Hatice’yi ve kendisini koruyup kollayan amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Taif’te kabileleri İslam’a davet etmek istedi. Lakin heyhat onlarda Rasulullah’ı dışladılar. Taşlayarak şehirden uzaklaştırdılar. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem sığınacak bir liman arıyordu. Rabbine şöyle yakardı:

Allah’ım şu kuvvetsiz ve çaresiz halimi, insanlar nazarında hor ve hakir görülmemi sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. Sen beni yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek kadar merhametlisin. Allah’ım! Senin gazabına uğramayayım da çektiklerim ne olursa olsun katlanırım. Allah’ım! Senin gazabına uğramaktan, İlahî rızana uzak kalmaktan sana, senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan İlahî nuruna sığınırım.” diye arzu hal etti.

Mekke müşrik yönetiminin bir daha Mekke’ye almama kararı aldıkları Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ancak Mut’im b. Adiy himayesi ile Mekke’ye girebilmişti.İşte Miraç olayı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve müminler açısından böylesine zorlu bir süreçte meydana gelmiştir. Rabbimiz de sıkıntılardan bunalan elçisini bir gece ansızın yanına aldı. Allah Celle Celaluhu sanki adeta şöyle diyordu:  “Ey Muhammed! Sana yeryüzünde yaşama imkânı vermiyorlar mı? O zaman ben sana göklerin kapısını açarım”. Ona doğup büyüdüğü, atası İbrahim Aleyhi’s Selam’ın inşa ettiği, ilk olarak bir Rasulun yerleşime açtığı Mekke’de yaşama fırsatı vermeyen Mekke müşrik yönetiminin seçkinlerine de şöyle: “ İnsanlık tarihi içinde benimle bizatihi görüşme fırsatını sizin dışladığınız Muhammed’e veriyorum. Siz bugün var yarın yoksunuz. Ama dünya durdukça, kıyamete kadar insanlık, Allah’ın katına kabul ettiği son Nebi Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in izini sürecektir.”

Birçok İlahî sırrı, hikmet ve manayı bünyesinde barındıran bu gece, İsra Suresi’nin ilk ayeti ile şöyle ifade edilmektedir:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَ #1609; بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, kulunu geceleyin Mescidi Haram’dan alıp kendisine bir takım ayetler gösterelim diye etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götürdü. Çünkü işiten ve gören O’dur.”

Allah Rasulu SallAllahu Aleyhi ve Sellem Miraçtan döndüğünde Mekkeli müşriklere, yaşadığı bu tarihi olayı anlattı. Miraç olayı flaş bir gelişme olarak Mekke’nin gündemine oturdu. Ancak onlar Rasulullah’ı dikkate almadıkları gibi alay ettiler. Onu “yani sen şimdi bir gecede buradan mescidi aksaya Kudüs’e mi gittiğini söylüyorsun” şeklinde alaya aldılar. Hemen Ebu Bekir’e koştular. Bu sefer Rasulullah’ın çok gülünç duruma düştüğünü, insanların kendisine olan güvenini kaybedeceğini düşünüyorlardı. Hz. Ebu Bekir’e senin arkadaşın neler söylüyor. İşittin mi? dediler. Ne diyor dedi. Bir gece içinde Mescid-i Aksa’ya gidip geldiğini söylüyor. Hz. Ebu Bekir RadiyAllahu Anh, Yani bunu o mu söyledi? Evet, evet dediler. Hz. Ebu Bekir RadiyAllahu Anh, “O söylediyse doğru söylemiştir” diyince çılgına döndüler.

Düşüncesini İlahî eksenli oluşturmayan Mekke’nin seçkinlerinin miraç olayı karşısındaki şaşkınlıklarını, tutumlarını Kur’ân’ı Kerim gündemine alarak onlara şu şekilde cevap vermektedir:

وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى

“O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. Ve sonra yaklaşarak yanına geldi. Aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına. Böylece (Allah), vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetti. Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. Peki siz, ne gördüğü konusunda O'nunla tartışmaya mı giriyorsunuz? (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü. Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında. Me’vâ cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. And olsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.” (Necm 7-18)

Böylece Rabbimiz kendi risaletini omuzlayanlara düşmanlarını şaşkına çevirecek mucizelerini her an göstermeye muktedir olduğunu bir kez daha bu vesileyle ebediyete kadar duyurmuş oldu.

Miraç olayının en önemli sonuçlarından biri de, İslâm’ın temel esaslarından biri olan beş vakit namazın bu yolculuk sırasında farz kılınmasıdır.

Miraç, iki sevgilinin birbiri ile kavuşma, arus günüdür. Allah Rasulu SallAllahu Aleyhi ve Sellem o gün yaşadığı hazzı ve coşkuyu ümmetinin de yaşamasını istediği için namaz müminin Mirac’ıdır.” ve kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır buyurmuştur. Bizlerinde benzer bir tecrübeyi, O’nunla sılayı namazla birlikte yaşamamız, ideal insan olmamız, Rabbimizin beğenisini kazanabileceğimiz insani olgunluğa erişmemiz ve müminler olarak kişisel gelişimimizi gerçekleştirebilmemiz için namazı miraç hediyesi olarak ümmetine armağan etmiştir.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebut 45)

Miraçtan alınması gereken en önemli derslerden biriside yükselme bilincidir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ümmetinin önüne yükselme ve ileri gitmeyi bir vizyon olarak belirlemiştir.“Namaz müminin mirac’ı” yani yükselme ve kalkınmasının ilham kaynağıdır. Yani mümin diğer düşünce sistemlerinden farklı olarak Allah’sız ve Ahlaksız bir kalkınma modeli düşünemez. Namazda küçülebildiğimiz kadar küçülerek alnımızı sadece Allah’ın huzurunda yere koyup “Allah’u Ekber” diyerek vardığımız secde; bizleri Allah’a yaklaştırırken onun emaneti şu gezegende var olan canlı, cansız tüm varlıklara karşı sorumlu olduğumuz bilincini yüreğimizde inşa etmektedir. İslam ve istiklal şairi M. Akif Ersoy’un söylediği gibi “O rükû olmasa eğilmez başlar”. Evet, o namaz, o rükû, o secde nice sultanları, görkemli konaklarda yaşayan nice zenginleri, orduları, nice komutanları sıradan vatandaşlarla aynı safta hizaya getirmiştir. Alınlarını ve burunlarını yere sürterek Allah karşısında eşit oldukları bilincini onlara kazandırmıştır.

İşte Hz. Ömer RadiyAllahu Anh, Müslüman olmadan önce dehşetinden kimse yanına yanaşamazken Müslüman olduktan sonra çölde yaşayan sıradan bir kadın bile yakasına yapışıp hesap sorabiliyordu.

Bir dönem kızlarını diri diri toprağa gömen, kadınlarına negatif ayrımcılık yapan, yoksul ve fakirlerini insan yerine koymayan, yarımadanın bütün nimetlerini sadece seçkin aristokrat sınıfının hizmetine sunan bir kültürün yoğurduğu insanları; günde beş defa aynı safta bir araya getirerek onlara tarağın dişleri gibi eşit oldukları bilincini veren bir ibadettir namaz.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in veda hutbesinde buyurduğu gibi; “İnsanlar! Hepiniz Âdemdensiniz. Âdem ise topraktandır.” Toprak, çeşitli renk, tat ve şekillerde meyve ve sebzelerini bizlere sunmaktadır. Toprağın üzerinde yaşayan bizler, kimimiz beyaz kimimiz siyah, adeta gök kuşağının insanı büyüleyen renkleri gibi değişik şekillerde yaratılmışız. Bu anlayış ve düşüncelerle insana bakan İslam medeniyeti egemen olduğu coğrafyalarda yüzlerce çeşit ırka, renge, kültür ve inanca sahip insanları bir arada yaşatabilmiştir. Bizim medeniyetimizin inşa ettiği şehirlerde İstanbul’da bir başında cami diğer başında kilise olan, kilisenin, havra ya da cami ile sırt sırta olduğu sokaklar vardır. Ancak Müslümanların yüzyıllar içinde inşa ettikleri açık hava müzesini andıran, medeniyet abidesi kentlerinin acımasızca yok edildiğine tanık olmaktayız. Meğer modern olmakla medeni olmak farklı şeylermiş.

İslam’ın yetiştirdiği bilim adamları İbni Sinalar, Harezmîler, Mimar Sinanlar bilgilerini hanlar, hamamlar, çeşmeler, insanların ücretsiz konakladıkları kervansaraylar, hastaneler vb. insanlığın kullanımı için ortak hizmet alanlarına dönüştürmüşlerdir. Ancak koskoca Afrika kıtasında modern tıbbın harikalar yarattığı bir çağda çok basit ve tedavisi mümkün hastalıklar nedeniyle yüz binlerce insanın ve çocuğun ölmesi çağımızın utancı olmaya devam edecektir.

Miraçtan çıkarmamız gereken en önemli bir diğer derste şudur: Miraçla, insanlığa gönderdiği son elçisini huzura kabul eden Rabbimiz içimizden birini, bizler gibi bir insanı, model olarak seçtiğini, katına yükselterek onun seçkin, ayrıcalıklı bir insan olduğunu bir kez daha insanlığa göstermek istemiştir.

Onun getirdiği din asırlarca dil, din, ırk ve renk ayrımlarına rağmen hatta birbirine fiziki anlamda çok uzak kıtaların insanlarını bile aynı kültürel atmosfer içinde huzurla yaşatabilmiştir. Zira onun getirdiği değerler insanlığın en temel haklarını güvence altına almıştır.

Miraç hadisesi ile ilgili olarak altı kalın kalın çizilmesi gereken bir başka önemli nokta da; kudret sahibi Rabbimizin insan aklının kesmeyeceği kadar ilerisini öngörebileceği gerçeğidir. Yani Rabbimiz, derme çatma çamurdan yapılmış, geceleri ay ve yıldız, gündüzleri güneş ve buluttan, birkaç hurma ağacından başka bir şey görmemiş, binek olarak at, deve vs. sınırlı birkaç binek ve besi hayvanını bilen son derece ibtidai bir hayat yaşayan yarım adanın insanlarına, istediğinde -ışık hızını ne kelime- ansızın kilometrelerce mesafeyi katettirebileceğini göstermiştir. Dolayısıyla ey müşrik toplumu! Benim kudretimin boyutlarını sizin hayal bile etmeniz mümkün değildir. Soğan cücüğü kadar aklınızla yasalar koymaya, hayatı İslam akidesi ekseninde yeniden dizayn etmesi için görevlendirdiğim elçimle mücadele etmeye kalkıyorsunuz. Bu nasıl bir sefihliktir.

Dolayısı bizim de son sözümüz çağımızın sömürgeci kâfirlerine ve onlarla işbirlikçiliği yaparak İslam ümmetinin maddi ve manevi bütün kaynaklarını sömürmeye kendisini adamış hain yöneticilere olacaktır:

Ey çağın müstekbirleri ve hain yöneticileri!

Bir gece elçisini Mescidi Haram’dan alıp kendisine bir takım ayetler göstermek için Mescidi Aksa’ya götüren ve her türlü noksanlıktan münezzeh olan Rabbimizin kudretinden korkun.

Onun kudretini kavrayın… Ateş çukurunun kenarına, uygarlık krizinin eşiğine getirdiğiniz insanoğlunu, hele hele her şeye en iyi nizamı veren Rablerinin hayatlarını da tanzim edecek en ideal nizamlar ve sistemleri gönderdiğine inanan İslam ümmetini ibtidai aklınızla, kokuşmuş ve çürümüş sistemlerinizle yönetemeyeceğinizi anlayın. Zira bizler Miraç mucizesini var eden bir tek Allah’ın her şeye kadir olduğuna ve insanlık için en doğru ideal çözümleri mukaddes kitabında bizlere bildirdiğine inanıyoruz.

أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

“İyi bilin ki, yaratma ve yönlendirme O'nun tekelindedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücelerin yücesidir.” (Araf 54)

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız