28 Haziran 2017 - 4 Sevval 1438
İNGİLTERE YENİ “HASTA ADAM” MI?
2013-10-01 14:00:00 | Adnan Khan | İNGİLTERE YENİ “HASTA ADAM” MI?

Rusya’daki son G20 zirvesinde, üst düzey bir sözcü Putin’in İngiltere için bir Rus gazetesine “İngiltere, kendisini kimsenin dinlemediği küçük bir adadır.” dediğini aktardı. (1) İngiltere Başbakanu David Cameron buna “İngiltere belki küçük bir adadır. Fakat herkese gurur duyulası bir tarih, cesur bir yürek ve muazzam bir esneklik hususunda meydan okuyabilir.” (2) şeklinde cevap vermek zorunda kaldı. İngiltere eski İngiliz İmparatorluğu’nun imajını kullanmaya çalışıyor olsa da İngiltere’nin aşağıda açıklayacağımız dört hususta görüleceği üzere küresel meselelerde eli zayıflamaya devam ediyor.

 

İlk olarak, İngiltere Fransa ile beraber I.Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’yu bölüştü. II.Dünya Savaşı, İngiltere’yi yerini Sovyetler Birliği ve Amerika’ya bırakacak şekilde tüketti. Amerika bakışlarını dünya genelinde İngiliz sömürge varlığına yöneltti. Amerika, Ortadoğu’nun “muazzam bir stratejik güç kaynağı ve dünya tarihinde benzersiz bir maddi ödül” (3) olduğunu deklare edip uzlet siyasetinden vazgeçince yoğun bir Anglo – Amerikan mücadelesi başlamış oldu. I.Dünya savaşı sonrası dönemde Amerika, İngiltere’nin şekillendirdiği Ortadoğu mimarisi ile mücadele edebilmek için Nasır’ınki gibi birçok otoriter rejimi destekledi. İngiltere Mısır’da, daha sonra CIA ajanı Miles Copeland tarafından Amerikan ajanı olduğu ifşa edilen Cemal Abdunnasır tarafından bir askeri darbeyle devrilen Kral Faruk’u destekledi. Benzer şekilde Suriye’de de İngiltere ve Amerika değişik politikacıları destekleyerek, birbiri ardına darbeler, karşı darbeler tezgâhlayarak bir nüfuz mücadelesine giriştiler. 1971 yılında Hafız Esad’ın iktidarı ele almasıyla İngiltere’nin Suriye’deki nüfuzu tamamen yok olmuş oldu. O günden bu yana Suriye ve Mısır Amerikan çıkarlarının korunmasında bölgede merkezi bir rol üstlenmektedirler.

 

İkinci olarak, II.Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin Ortadoğu üzerindeki nüfuzu artan bir hızla azaldı. O zamandan beri bu husus İngiltere’nin küresel meselelerde elini zayıflayan bir rol oynadı. Amerika’ya karşı duramayan İngiltere, Amerikan politikalarına zora sokmak, yönlendirmek, değiştirmek üzere iştirak etmeye başladı ki bu yapmaya muktedir olduğu tek şey idi. İngiltere BM, NATO ve AB gibi uluslararası organizasyonlara katılarak Amerikan stratejilerini manipüle etmeye çalıştı. Amerika’ya tek başına karşı koyamayan İngiltere, hedeflerine ulaşmak için koalisyonları kullanma yoluna gitti. Libya’da Kaddafi’yi yollamak üzere Fransa’nın ve Amerika’nın yanında yer aldı, Irak’ta Amerika’nın yanında yer aldı ve son olarak Afrika’da Fransa ile beraber hareket etmektedir. İran, Sudan ve Lübnan meselelerinde Amerika’ya muhalif olarak amaçlarına ulaşmak için Fransa ile beraber hareket etti. Filistin için iki devletli çözüm hususunda ve Kuzey Kore meselesinde planlarını çarpıtmak ve yönlendirmek üzere Amerika ile ortak hareket etmektedir. Küresel hedeflere sahip olmasına rağmen, İngiltere’nin ekonomik ve savunma kapasitesi bu hedeflerini sınırlandırmaktadır.

 

Üçüncü olarak, İngiltere’nin ekonomisini sömürgeleştirdiği ülkeler, onların kaynakları ve bu ülkelere ihracatı oluşturmakta idi. Ancak 2. Dünya savaşından sonra on yıl boyunca yaşanan gıda kıtlığı ülkeyi sendeletti ve 90’lı yıllar boyunca büyük özelleştirmelerle üretim sektörünü göz ardı etti. Böylece birleşen Almanya ve Japonya gibi yükselen ekonomilerle yarışamaz hale geldi. Bugün İngiltere ekonomisini finans sektörü domine etmekte ve üretim sektörüne gıda işlemede liderlik etmektedir. Ekonomisi trilyon dolar tutarında birkaç ekonomiden birisi iken endüstri sektöründen mal ve hizmetler sektörüne yönelmek durumunda kalınca mühendislerden ve uzmanlardan oluşan bir jenerasyonunu da kaybetmiş oldu. Bu durum İngiltere’yi bağımsız ve tek taraflı bir dış politika takip etmekte tek başına bunu yapamaz hale getirdi.

 

Dördüncü olarak, İngiltere’nin II.Dünya Savaşından sonra ekonomik ve politik olarak çöküşü ordusunu da küresel bir rol oynama pozisyonunda düşürmüş oldu. Onun bu müzmin çöküşü 1956 yılındaki Süveyş Kanalı krizinde aldığı yenilgi ile örneklendirilebilir. II.Dünya savaşından sonraki on yıllar boyunca büyük bir askeri endüstriyi finanse edemeyecek olması ardı ardına gelen İngiliz hükümetlerini savunma bütçesini düşürmeye, ordunun kapasitesini azaltmaya yöneltince İngiltere’nin dünya siyasetindeki rolü ciddi şekilde sarsılmış oldu. Şu anda İngiltere’nin askeri sanayisi sivil ve askeri havacılık, kara ve deniz ekipmanları üreten BAE System isminde tek bir platformdan oluşmaktadır. Sadece 45 tipi destroyerler tamamı İngiliz mühendisleri tarafından üretilmiştir, diğer bütün ağır ekipmanlar ya ithal edilmiştir ya da bir takım ortaklarla geliştirilmiştir. Çok az askeri sistem tamamıyla yerli İngiliz üretimidir. Nükleer caydırıcılığı kesinlikle bağımsız değildir. Amerika’nın sağladığı füzeler, stratejik silahlar ve savaş başlıklı bileşenler... İngiltere kıyılarında nükleer caydırıcılığı sürdürebilmek için zar zor yeterli birkaç küçük deniz altı filosuna dayanmaktadır.

 

Şüphesiz ki; 21. YY’ın İngiltere’si eski hali gibi asla değildir. Küresel arenada görünüşü çıkarlarını korumak şeklindedir. Bunu gerçekleştirmek için yaptığı işler diğer kuvvetlerin planların zora sokmak, yönlendirmek ve değiştirmek şeklinde özetlenebilir. Ekonomik ve askeri vakıasından dolayı daha büyük hedefler gözetememektedir. İngiltere diğer güçlerin planlarını yönlendirebildiği ölçüde küresel meselelerde söz söyleyebilmektedir. Bu yüzden Amerika nadiren tek başına küresel ihtilaflara dâhil olmakta, genellikle Irak’ta yaptığı gibi İngiltere ile bir koalisyon oluşturmaktadır. Bu dünyanın süper gücüne bir takım stratejik avantajlar sağlamaktadır. Bu ikilem, İngiltere’nin devletlerarası meselelerde çelişkili yaklaşımlar ortaya koymasına neden olabilmektedir. İngiltere eski küresel rolünden çekilmek zorunda kalmış, daha büyük hedeflere ulaşma noktasındaki kabiliyetini kaybetmiştir. İngiltere zayıflamış olması ile beraber etkileyici politik yetenekleri ile küresel arenada rol oynamaya devam etmektedir, ancak ülke eskiden olduğu gibi yeniden dünyanın süper gücü olma kapasitesine sahip değildir. 

 

 

[1] http://www.theguardian.com/world/2013/sep/05/russia-west-gas-attack-syria

[2] http://www.express.co.uk/news/world/427527/David-Cameron-hits-back-at-Russia-over-UK-slur

[3] Report by the Coordinating Committee of the Department of State, “Draft Memorandum to President Truman,” Foreign Relations of the United States, Diplomatic Papers, The Near East and Africa, Vol. 8, 1945, page 45. http://thepeoplesbookproject.com/2012/03/02/the-u-s-strategy-to-control-middle-eastern-oil-one-of-the-greatest-material-prizes-in-world-history/

 

 

Bu makale Köklü Değişim tarafından tercüme edilmiştir. 

Yorumlar

Adnan Khan
YAZARIN DİĞER YAZILARI