loader

Hakikate Savaş Açanlar Kaybetmeye Mahkûmdur!

Diriliş Postası yazarı Murat Özer’e Cevap: Biz iktidarın sözde kazanımlarıyla kendimizi avutmayacağız ve hakkı haykırmaya devam edeceğiz.

Diriliş Postası yazarı Murat Özer, gazetedeki köşesinde Baghuz katliamı sonrası acı çeken kalpten çıkan cümlelerle dolu bir yazı kaleme aldı. Son cümlesine kadar Özer’in acısına ortak olmamak imkânsızdır. Son cümlede ise Özer’in acısının anlamsız ve yanlış hedeflenmiş bir öfkeye dönüştüğünü gördük. Özer, son cümlede şöyle diyordu:

“Ülkemdeki her güzel gelişmeye burun kıvırıp “Hilafet olmadıktan sonra bunların hepsi boş” diyenler, abuk subuk tekfir tartışmalarıyla DEAŞ’a malzeme taşıyanlar, sizin de ellerinizde Baghuz’da doğranan çocukların kanı var, farkında mısınız?”

Başta da dediğim gibi bu cümlelerin acı çeken bir kalpten çıktığına inandığım için art niyet aramaksızın samimi bir itiraz olarak kabul ediyor ve kendisine cevabımı bu samimiyet çizgisinde vereceğimi peşinen belirtmek istiyorum.

Evet Sayın Özer, “Hilafet olmadıktan sonra bunların hepsi boş” diyenler bizleriz. Baghuz’da doğranan ve yakılan çocukların kanı kimin elinde peki, onu da yazıyı sonuna kadar okuyan okuyucuların takdirine bırakıyorum.

Gelelim Murat Özer’in itirazlarına;

Murat Özer bizden kendileri gibi olmamızı; yani, iktidarı desteklememizi, iktidarın yaptığı kabul edilmesi imkânsız hataları samimiyet kılıfına sokarak görmezden gelmemizi, iktidarın nihai hedefinin İslâm’ın hakimiyeti ve Müslümanların menfaati olduğuna, iktidarın dünya Müslümanları için çalışmaktan başka bir gayesi olmadığına inanmamızı, “AK Parti kazanırsa Kudüs kazanır, Telaviv kaybeder” kuyruklu yalanının taşıyıcısı olmamızı istiyor.  

Kabul edelim ki Türkiyeli Müslümanların yetişme tarzı pragmatik esaslara dayalı olup bu esaslara şer’î deliller üretmekten ibarettir. Milli Nizam Partisi’yle siyasi hayata atılan İslâmcılığın fikrî alt yapısı İhvan-ı Müslimin’e dayanır. İhvan-ı Müslimin’in alt yapısı ise Muhammed Abduh’a, kadar uzanmaktadır. İşte bu fikrî alt yapı süreç içerisinde kaymaları ve sapmaları meydana getirmiş, nihayetinde elindekilerle yetinmesini bilen; ufku, gölgesini geçmeyen İslâmcıların yetişmesine sebep olmuştur.

Bu ufku gölgesini geçmeyen İslâmcılar, İslâm Devleti fikrini yanlış metotları takip ederek hayale dönüştürdüler. İdeallerin hayale dönüşmesinin bir neticesi olarak onlarda uzlaşma fikri galip geldi ve “mevcut düzen içinde en iyi nasıl yaşayabiliyorsak öyle yaşayalım” derdine düştüler. Milli Nizam Partisi ile başlayan “değişim” söylemi yerini “kazanım”a bıraktı. Tıpkı şehadet parmağının yerini Rabia işaretinin alması gibi.

İşte bu bakış açısı ile gelişmelere bakanlar AK Parti iktidarını meşrulaştırmayı kendilerine bir borç bildiler. Zira bu iktidar onlara göre “büyük kazanımlar” elde etmiş. “Neymiş bu kazanımlar?” diye sorduğunuzda bir elin beş parmağı kadar sözde kazanım sayamayanlar, AK Parti’ye oy vermek için 10 sebep sayabilmektedir.

 

Bu sebeple biz sizi tanıyoruz ve sizi anlıyoruz. Siz, umutların tükenmesinin yaşam gayesinin tükenmesi olduğunu bilen, bu nedenle kendisini gerçek olmasa da bir umuda bağlanmak zorunda hisseden Müslüman kardeşlerimizsiniz.

Tutunduğunuz umudun zayıf olduğunun siz de farkındasınız. Kendinizi inandırmak istiyorsunuz, yaşananlar ile umudunuz çeliştiğinde umudunuzu güçlü tutmak için bahaneler arıyor, buluyor ve umudunuza sarılmaya devam ediyorsunuz. Farkındasınız ki bu sizin son umudunuz...

Umudunuzun tükenmemesi için gözlerinizi kıstınız, kulaklarınızı kapattınız. Laik Kemalistlerin ve bazı Batılı devletlerin iktidara saldırılarını İslâm’a ve Müslümanlara saldırı olarak görmek istediniz. Oysa azıcık gözlerinizi açmış olsaydınız bu saldırının sebebinin iktidarın ABD yanlısı olmasından kaynaklandığını saldıranların ise İngiliz beslemeleri olduğunu görecektiniz. Ya da gördünüz ama görmezlikten geldiniz. İktidarın bunu oy devşirme aracı olarak kullanmasına göz yumdunuz ve hatta ortak oldunuz.

Mesele o kadar derinleşti ve içselleşti ki iktidarın gayri İslâmi uygulamaları, ihanete varan adımları artık sizi rahatsız etmez oldu. Suriye Devrimini çalan, amacından uzaklaştıran, Halep’in düşmesine ön ayak olan iktidarı temize çıkartırken tüm faturayı başkalarına kestiniz.

Evet Türkiye, Suriyeli mültecilere hakikaten güzel bir ev sahipliği yapmış ve “ensar” olmuştur. Ancak bu hakikati ön plana çıkartarak Türkiye’nin siyasi yalpalanmalarını, zikzaklarını ve hatta ihanetlerini örtbas etmeye çalışmak başka bir hakikati gölgede bırakmak, iktidarın yüzüne maske takmak demektir. 

Şimdi size Suriye gerçeğini anlatacağım. Umarım DEAŞ’ın ihanetini gördüğünüz gibi mevcut iktidarın ihanetini de görürsünüz.

Suriye Devrimi, yabancı güçlerin tetiklediği ve yönlendirdiği bir devrim değildir. Bilakis halk devrimidir. Halk devrimi olduğu için de bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. ABD söylemlerinin aksine Suriye diktatörü Esed’in yanındadır. Tıpkı baba Esed’in yanında olduğu gibi.

ABD, devrimi kendi kontrolüne almak için rol dağıtımında bulunmuş, Türkiye bu rol dağıtımında devrimcilerin yanındaymış gibi gözükürken, İran ise Suriye rejiminin yanında yer almıştır. Dünya siyasetini bilen herkesçe malumdur ki hem Türkiye hem de İran ABD’ye rağmen kılını kıpırdatamaz ve kendisine rol biçemezler.

ABD Esed rejimini ayakta tutmak için İran’ın Suriye’ye girmesini istediği gibi yeri ve zamanı geldiğinde Türkiye’nin Suriyeli devrimcileri yönlendirmesini istemiş ve Fırat Kalkanı Harekâtı bahane edilerek Halep boşaltılmış ve Esed rejiminin eline geçmesi sağlanmıştır. Nihayetinde Suriye Devrimcileri İdlip’te sıkışıp kalmış ve kuşatma altına alınmıştır.

İktidarın terör bahanesiyle Suriye’ye girmesiyle birlikte Suriye Devrimcilerinin tek tek şehirleri kaybetmeye başlaması bir tesadüf müdür, yoksa iktidarın ABD’ye diyeti midir?

Sizinle aramızdaki fark tam da burada barizleşiyor: Siz, söylemlere bakıp inanırken biz süslü sözlere, göstermelik çatışmalara değil eylemlere bakıyoruz.

Siz, umutlarınız uğruna hakikatlere savaş açtınız! Unutmayın ki hakikate savaş açanlar kaybetmeye mahkûmdur! 

Biz; AK Parti iktidarı, bundan sonra ülke yönetiminde şer’î hükümlere göre hareket ettiğinde, ABD, “İsrail”, İngiltere ve Rusya ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini ilan edip Suriye topraklarına Suriye halkı için girdiğinde, Filistin’i, Kudüs’ü işgalden kurtarmak için savaş uçaklarını havalandırdığında onun karşısında değil; arkasında, önünde, yanında olup onun hizmetkârlığını yapacağız.  Canımızı ve malımızı bu yolda feda edeceğiz. O güne kadar iktidarın sözde kazanımlarıyla kendimizi avutmayacağız ve hakkı haykırmaya devam edeceğiz.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız