loader

Gençlik, Atasının İzinde; Fetih Yolunda...

Atalarla övünmek, İslâm’ın hoş görmediği bir şeydir. İslâm atalarla övünmeyi, ırkçılık yapmayı doğru bulmaz, yasaklar… Çünkü kişinin atalarını yani ırkını seçebilmesi kendi elinde olan bir durum değil, kendisine Allah tarafından takdir edilmiş bir durumdur. Dolayısıyla bunun davasının güdülmesi, ataların/ırkın bir övünç meselesi yapılması doğru değildir, dahası haramdır.

Ama babası/atası İslâm olanlar için durum başka… Bilirsiniz; Selman-ı Farisi’ye soyu/ırkı sorulduğunda; “Ben İslâm oğlu Selman’ım!” demişti. İşte bu cevap, övünülecek, öne çıkarılacak, davası güdülecek yegâne unsurun İslâm olduğunu ifade eden veciz bir cevaptır…

Bu cevap, biz Müslümanlara; “övünmek istiyorsanız İslâm’ın değer verdiği adamlarla/atalarla övünün, onların davasına sahip çıkıp ‘açtıkları yolda’, ‘gösterdikleri amaçta’ hiç durmadan yürüyün” mesajını veren bir cevaptır…

Bu cevap, kuru milliyetçilik davasından sıyrılıp bölücü ırkçılık kavgalarından arınarak hak davanın çetin ordularının bir neferi, muzaffer komutanların sadağının bir oku olmanın şerefini betimleyen bir cevaptır…

“Ben dalalette, sapıtmış bir insandım, Allah beni Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile hidayete erdirdi. Ben fakir, yoksul bir insandım, Allah beni Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile zenginleştirdi. Ben basit bir köle idim, Cenab-ı Hak beni Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile özgürlüğüme kavuşturdu. Benim soyumu-sopumu öğrenmek mi istiyorsunuz? Ben İslâm oğlu Selman’ım!” diyen bir adamın duruşundan daha zengin, daha izzetli, daha muhteşem bir duruş var mıdır, sorarım size…

O hâlde, İslâm İbnu Selman RadiyAllahu Anh’ın bu “övünmesi” kulağımıza küpe, yolumuza ışık olmalı… Bize, peşinde gideceğimiz atalarımızın ancak ve ancak “İslâm’ın oğulları” olduğunu hatırlatmalı…

“Atam izindeyiz!” diyerek haykırdığımız, bağlılık yemini ettiğimiz adamlar; yürüyüşleri, duruşları, hedefleri, arzularıyla İslâm’ı hatırlatan adamlar olmalı…

“Kim gibi?” derseniz, -Allah ondan razı olsun- “Fatih Sultan Muhammed gibi” derim…

Hani şu, Konstantiniyye haritası üzerinde “fetih” oyunları oynayan çocuk…

Konstantinopolis’in “İslâmbol” olduğu günleri, gündüz hayal ederken gece rüyalarında gören delikanlı…

“Zamanın Ebu Hanife’si” olarak anılan Molla Gürânilerin, Akşemseddinlerin tedrisinden geçmiş; Kur’an, hadis, nebevi sünnet, fıkhın yanı sıra matematik, astronomi, tarih… vs. ilimlerin doyumsuz talebesi…

Hani şu; Türkçe, Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve Sırpça bilen dâhi…

Zamanının ötesinde yaşayan, hedefine ulaşmak için azimle, kararlılıkla yürüyen, önüne çıkan problemlere köklü çözümler üreten stratejist…

Akşemseddin’in içine düşürdüğü fetih ateşiyle yanıp tutuşan, kutlu Nebi’nin övgüsüne mazhar olan “güzel komutan”

İslâm’ın sancaktarı, çağına meydan okuyup dillere destan fethiyle “çağ açıp çağ kapayan” cesur, gözü pek, ileri görüşlü sultan…

İşte bizim için kendisiyle övüneceğimiz numune-i imtisal atamız; Fatih Sultan Muhammed gibi İslâm’ın oğulları olan adam gibi adamlardır.

Hizb-ut Tahrir Emîri Değerli Âlim Atâ Ebu Raşta'nın, kendisinin liderliğinde tüm dünyada başlatılan “Konstantiniyye’nin fethedilmesinin hicri yıldönümü” kampanyası vesilesiyle yaptığı konuşmada da dediği gibi; “onların kalpleri imanla dolu olduğu, gerekli hazırlıkları yaptıkları ve cihada da sadık kaldıkları için Allah onlara azim fetihler nasip etmiştir.”

Hizb-ut Tahrir tarafından başlatılan bu kampanya, kıymetli Âlim Atâ Ebu Raşta’nın bu konuşması, dikkatlerimizi kuru ırkçılık davasının tam tersi bir noktaya çekiyor ve ancak İslâm’ın çocuklarının/Müminlerin kardeş oldukları gerçeğini hatırlatarak bizi, Rasulullah’ın işaret ettiği hedefe kilitliyor; İslâm Devleti’ne!

O hâlde bugün bile Endonezya’dan Fas’a tüm Müslümanlarca hayırla anılan atalarımızın izinde yürümek, onların açtığı fetih yolculuğuna yeni duraklar eklemek için zaman bizim zamanımız ey İslâm gençliği! Zira iki cihan Serveri’nin vaat ettiği fetihler henüz tamamlanmadı; Roma bizi bekliyor!

أَيُّ الْمَدِينَتَيْنِ تُفْتَحُ أَوَّلًا: قُسْطَنْطِينِيَّةُ أَوْ رُومِيَّةُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَ

“Bu iki şehirden hangisi önce fethedilecek: Kostantiniyye mi yoksa Roma mı? Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: “Evvelâ Hirakl’in şehri, yani Kostantiniyye fethedilecektir.”[Ahmed, Hâkim] 

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız