20 Kasim 2017 - 1 Rebiü'l-Evvel 1439
Geleceğin Karartılıyor Farkında Mısın?
2016-12-03 14:21:00 | Ahmet Sivren | Geleceğin Karartılıyor Farkında Mısın?

Zaman zaman gündeme, dünya genelinde ya da özel bir/kaç bölgede çocukların yaşadıkları mağduriyetler, saldırılar ve sıkıntıları içeren birtakım araştırma raporları yayınlanır. Bu konuda hazırlanan raporlardan belki de en geneli ve dikkat çekeni, Birleşmiş Milletler (BM)’in ilgili kurumlarınca hazırlanan raporlardır.

Bu minvalde geçtiğimiz gün medyaya detayları yansıyan raporlar da, dünya çocuklarının içinde bulundukları tehlikeli ortamı gözler önüne süren önemli bir argüman olarak karşımıza çıktı. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kurumların hazırladıkları raporlara göre, “dünya genelinde milyonlarca çocuk, savaş başta olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı açlık, gıda eksikliği, eğitimsizlik, şiddet dolu bir ortamda yaşıyor.” (Ajanslar)

Ebeveynlerin hâli, çocukların hâlinden çok da iç açıcı değil maalesef. Günümüz dünyasının içinde bulunduğu girdap iyice tetkik edildiğinde, bu sözümüzün hakikat olduğu ortaya çıkacaktır. Zira kadın-erkek olarak olsun, anne-baba olarak olsun insanlar, kapitalist ideolojinin hazırladığı “hayat”ın hengâmesinde, “günü kurtarabildikleri” müddetçe kendilerini “şanslı” saymaktalar. O kadar ki gün, telaşe ve endişe ile başlamakta, yine bir koşuşturma ve endişe ile son bulmaktadır. Anne ve babanın çalıştığı ve fakat asla yetiremedikleri/yetişemedikleri “hayat şartları” dayatmasıyla da o, özlenen sıcak “aile” ortamına ulaşılamamaktadır.

Tabii ki böylesi ortam, günümüz şartlarında bir “evi”, bir “ailesi” olan çocukların yaşayabildiği bir ortamdır. Fakat evden ve aileden mahrum kalan çocuklar, maalesef daha ziyade raporlarda kendilerine yer bulan “rakamlar” olarak kayıtlara geçmektedirler. Özellikle geri “bıraktırılmış” ülkelerdeki çocuklar, “göç, kısıtlı beslenme, eğitim ve sağlık imkân(sızlık)ları, açlık, şiddet, cinsel istismar gibi” sorunlarla çok erken tanışmışlar ve istatistikî bir “veri” olarak mezkûr raporlardaki yerlerini almışlardır.

Yine bu raporlara göre; “çocuk mülteci sayısı sadece 10 yıl içinde 2 kat arttı. Dünyada, 28 milyona yakını şiddet ve güvensizlik nedeniyle yaklaşık 50 milyon çocuk, kendi ülkelerinin sınırları dışına göç etmiş ya da zorla yerlerinden edilmiş şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyor… Bu rakamların böylesine artmasında Suriye, Irak, Yemen, Arakan, vb. bölgelerdeki savaş ve katliamların etkisi göz ardı edilemeyecek düzeyde şüphesiz. Hemen yakın tarihlerde özellikle “Aylan” bebeğin kıyılarımıza vuran cansız bedeni, -bir nebze de olsa- dünya medyasının -özelde çocukların genelde ise tüm halkın- Suriye’de neler yaşadıklarına dikkatini çekti.

Şurası muhakkak ki, medyada yer bulan bu raporlardaki veriler tahmin edilebilen resmî veriler; ya kaydedilemeyen, dolayısıyla kaybedilen ve raporlarda “rakam” olarak bile yer bulamayan binler, yüzbinler…

Yine raporların satırlarının bize hatırlattığı bir takım verilere göre; “Sadece geçen yıl yaklaşık 41 milyon kişi kendi ülkelerindeki şiddet ve çatışmalardan dolayı yerlerinden edilirken, bu kişilerin yaklaşık 17 milyonunu çocuklar oluşturuyor.”

Rakamlar ve veriler üzerinden konuşması/yazması her ne kadar kolay olsa da söz konusu olumsuzluklar nedeniyle dünyada her gün 5 yaş altı yaklaşık 18 bin çocuğun, önlenebilir nedenlerden hayatını kaybettiğini öğrenmek insanın canını acıtıyor. Hele ki bunların çoğunun Müslümanların çocukları olduğunu bilmek, acı üstüne acı oluyor maalesef.

Şimdi soru şu: Bu sorunları insanlarımızın üzerine kim açtı? Peki, biz Müslümanlar olarak daha müreffeh bir yaşamı kendimize reva mı görmüyoruz da kaos, karmaşa ve sıkıntılar girdabında debelenip duruyoruz? Ya da öylesine dejenere oldu ki fıtratımız da mazoşist zevkler mi inşa eder olduk kendi dünyamızda?…

Tabii ki böyle olmadı; bunları biz istemedik, bu zulümleri kendimize reva görmedik hiç. Fakat kapitalizmin hâkim olduğu bir dünyada bu sonuç elbette ki kaçınılmazdır. Zira kapitalizm, sömürgecilik metodu üzerine kaim bir ideolojidir. İdeolojik yayılmasını bu metot minvalinde yapar. Özgürlük, eşitlik, milliyetçilik, vatancılık vb. unsurları bir propaganda aracı olarak kullanarak, toplumların dejenerasyonu yoluyla ideolojisini pazarlar.

Raporlara ve dolayısıyla medyaya yansıyan manzara, işte böylesi gayriinsani bir ideolojinin tezahürüdür. Kapitalizmin doymak bilmez, aşırı tamahkâr esası, toplumları olmaları gereken durumdan daha aşağılara çeker; onların servetlerini sömürür ve geleceklerini de ipotek altına alır. Onun bu çirkin yüzünden toplumun tüm unsurları nasibini alır; milletler, devletler, aileler, erkekler, kadınlar ve çocuklar… Hatta ağaçlar ve taşlar…

Meselenin tespiti, kolay olandı. Zor olan ve insanların genelde tıkandıkları nokta da çözümün ne olacağı hususunda zaten… Çözüm, elbette ki vakıadan çıkartılan yama uygulamalar olamaz! Çözüm, vakıaya köklü ve kapsamlı bir şekilde nüfuz edecek ve onu tekrar tekrar sorun olmaktan çıkartacak bir şekilde olmalı… Buradan hareketle çözüm, beşer kaynaklı değil de yaratıcı/Rab kaynaklı olmalı. Çözüm tabii ki Raşidî Hilafet olmalı!

Zira insanlık, geçmişte İslam nizamının hâkim olduğu dönemlerdeki izzet ve şerefi gördü. Yine insanlık, tahrip gücü yüksek beşerî ideolojilerin -özellikle kapitalizmin- insanlığa “hediye” ettiği zulüm ve karanlığı da gördü. Hatta güya insanları, çocukları korumak için verilmiş “hakların” bir sömürü aracı olarak kapitalizme nasıl hizmet ettiğini de gördü. Çocuklarımızın korunması adına cari ideoloji tarafından “lütfedilmiş” "Dünya Çocuk Hakları” günlerinin ya da BM üyesi devletlerce imzalanmış “İnsan/Çocuk Haklarına Dair” sözleşmelerin işlevsizliği ortadadır. Hele ki bu işin öncülüğünü kapitalizmin “mızrak ucu” Birleşmiş Milletler yapıyorsa… BM’in çocuklarımızın akideleri üzerinde yaptığı tahrifat ve onların Hıristiyanlaştırılması noktasında ortaya koydukları “çabalar” hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır.

İşte önemli olan ve bize düşen de meselelerin ideolojik zeminini görebilmek ve kendi ideolojimize dair güveni ve çözümleri her daim diri tutabilmektir. Bu bilinçle hareket etmek bizleri, bugünün karanlığından geleceğin aydınlığa çıkartacak en önemli unsur olacaktır.

Yorumlar
Tuba sivren | 2016-12-03 14:48:01
Onayla
İptal
"Zira insanlık, geçmişte İslam nizamının hâkim olduğu dönemlerdeki izzet ve şerefi gördü." yine görecek inşaAllah. Allah razı olsun.

Ahmet Sivren
YAZARIN DİĞER YAZILARI