NULL
loader

Filistin’e Kucak Mı Açılıyor Yoksa Tuzak Mı Kuruluyor?

FİLİSTİN'E KUCAK MI AÇILIYOR YOKSA TUZAK MI KURULUYOR?

                              Hayreddin KARADAĞ

 

Allah Azze ve Celle’nin insanlar için seçmiş ve beğenmiş olduğu ve ondan başka bir alternatif din kabul etmediği İslam şeriatının hükümlerini inkâr eden ve bu dinin hayata hâkim olmasına engel olmaya çalışan kâfirlerin vay haline… Tağutlara ‘La’ demeyip tevhid yerine şirke bulaşan ve Allah Azze ve Celle’ye ortak koşarak iman eden fasıkların vay haline… Çeşitli siyasi manevralarla Müslümanların kanına giren, inananların üzerinde baskıyla hâkimiyet kuran, zulmü artıran, Müslümanlar arasına fitne tohumu ekerek ortalığa fesat yayan zalimlerin vay haline…

Kâfirler, fasıklar ve zalimler tarafından Müslümanlara kurulan komplolar elbette bir bir deşifre edilecek ve bir gün bütün bu çalışmaları boşa gidecektir. Çünkü bu, Allah Azze ve Celle’nin vaadi ve asla şaşmayacak olan hayırlı bir sonuçtur:

وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

“Onlar tuzak kuruyorlar Allah da tuzak kuruyordu. Hâlbuki Allah tuzak kurucuların en hayırlısıdır.” (el-Enfal 30)

Yaşadığımız şu zaman diliminde Müslümanlara yine tatlılar, şerbetler ikram ediliyor. Tabii içine zehir karıştırılarak. İlk önce AKP eliyle ve malum cemaatin de desteğiyle demokratik İslam fikri zehirli olduğunu bilinerek verilmişti bu topluma. Ve bu zehirli fikir; şirin, sevimli ve etkili liderler(!) eliyle pazarlandı ve halen de pazarlanmaktadır. Şimdilerde ise ümmet yeni bir ihanet senaryosu ile karşı karşıyadır. Bu ihanetin adına ise ‘ölümü gösterip sıtmaya razı ettiren sömürgeci kâfir stratejisi’ de denilebilir. Yahut vahyin hükmü yerine aklın hükmünü seçen ruveybidaların alçaklığı da denilebilir. Ya da duyulduğu şekliyle ‘laik bir Filistin Devleti’ de denilebilir. İlk bakışta bu söylem kulağa o kadar hoş geliyor ki ‘Bu nasıl bir ihanet olabilir? , Savaş olsa daha mı iyiydi? , Devlet olmalarında ne sakınca var? , Türkiye de sonuçta bağımsız laik bir devlet değil mi?’ denilebilir.

Hâlbuki şu hakikatlerin ışığında bunların ‘boş verin’ denilebilirliğini, düşünülmemesi bile gerekir. Çünkü yıllarca emperyalist kâfirlerin yardımıyla toprakları gasp edilen, insanları çoluk çocuk,  kadın erkek demeden, yaşlısıyla ve genciyle katledilen, namuslarına göz dikilen Filistin’e bir ihanettir. Bu Filistin’e kendisinden alınan toprakları bile çok görerek, bir avuç toprakta onlara devlet vasfı vermek demektir. Yani ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Kaldı ki bu devlet kurulsa bile, Allah indinde asla meşru bir devlet olarak kabul edilmeyecektir. Türkiye’nin, İran’ın, Mısır’ın, Pakistan’ın, Arabistan’ın meşru birer devlet olarak kabul edilmediği gibi. Çünkü bu devletlerin hepsi birer Dar’ul Küfür olup, Dar’ul İslâm değillerdir. Zira hiç biri İslam nizamı ile yönetilmemektedir.

Bu kısa hatırlatmayı yaptıktan sonra bu ihanet senaryosunu kimlerin yazdığına ve başrolünde kimlerin oynadığına geçebiliriz. Geçtiğimiz Mart ayında ABD, AB, BM ve Rusya gibi emperyalist kâfirler, Ortadoğu Dörtlüsü adı altında toplanıp Müslümanlar hakkında bir karara vardılar. Aldıkları bu karara göre Filistin’de başkenti Kudüs olacak laik bir Filistin Devleti kurulacak ve Ortadoğu’da barış sağlanacak. Aldıkları kararları şu şekilde özetleyebiliriz.

-            Filistinlilere ait evlerin yıkılması ve tahliye edilmesine son verilecek,

-            “İsrail” tüm yerleşim yerleri ile ilgili eylemlerini durduracak,

-            Taraflar arasında başlayacak müzakereler 24 ay içerisinde laik bir Filistin Devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak,

Alınan bu kararlardan sonra “İsrail” Başbakanı Benyamin Netanyahu ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’u arayarak Filistin tarafı ile müzakerelerin yeniden başlamasına yeşil ışık yaktığını ve bu çerçevede Filistinliler ile güven artırıcı önlemler uygulanmasına ilişkin önerilerini bildirdi. Nitekim 21.03. 2010’da Haaretz Gazetesi’nin haberine göre İçişleri Bakanı Eli Yişai, Ramat Slomo’da 1600 konut inşaatını öngören projeyle ilgili adımların en azından Eylül ayına kadar ertelenmesini duyurdu. 23.03.2010’da ise Netanyahu, “İsrail” yanlısı etkin lobi grubu olan ‘Amerikan-“İsrail” Halkla İlişkiler Komitesinin’ (AIPAC) toplantısında yüzlerce kongre üyesi ve aralarında senatöründe bulunduğu yaklaşık 8 bin kişiye hitaben şöyle seslendi. “Yahudi halkı Kudüs’ü 3 bin yıl önce de inşa ediyordu ve şimdi de inşa ediyor. Kudüs bir yerleşim yeri değil, o bizim başkentimiz” dedi ve “Amerikalılar, Avrupalılar, “İsrail”liler, Filistinliler herkes biliyor ki bu mahalleler herhangi bir barış anlaşmasında “İsrail”in parçası olacak. Dolayısıyla buraların inşası hiçbir şekilde iki devletli çözüm olasılığını engellemiyor” diyerek Kudüs kendilerine kaldığı takdirde yapılan uzlaşılardan sonra Filistin’i devlet olarak tanıyabileceklerinin sinyalini verdi.

Amerika, İngiltere ve Rusya gibi sömürgeciliği kendine metod olarak benimsemiş kapitalist devletlerin birbirleriyle didiştiği ve devamlı olarak çatıştığı olmuştur. Ama bu devletler karşılarına ne zaman Müslümanları alsalar güçlerini birleştirmişler ve Müslümanlara karşı ortak menfaatler doğrultusunda birlikte hareket etmişlerdir. İşte Avrupa, Asya ve Afrika’da birçok ülkede ajanları vasıtası ile hegemonyalarını yerleştirme mücadelesi vererek çatışan bu devletlerin üyeleri 19.03.2010’da Ortadoğu Dörtlüsü zirvesinde bir araya gelmiş ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması noktasında ortak mutabakata varmışlardır.

Onların ilk bakışta kulağa hoş gelen bu söylemleri boş söylemlerden başka bir şey değildir. Zira hepsi de dünya siyasetinde söz sahibi olan bu devletler sinsi siyasi planlarını uygulamak için böylesi hilelere ve desiselere başvurmaktadırlar. Dünya siyasetine birinci büyük devlet olarak yerleşen Amerika ise, kurulacak olan Filistin Devleti ile İslam dünyasında oluşmuş olan Amerikan karşıtlığını önlemeyi istemektedir. Zira onun BOP planında Ortadoğu’da kaos olmamalıdır. Bunun içinde zamanında icazet ve yardım verdiği ajanlarına bugün emir vermekte ve planlarını bu minvalde uygulatmaktadır. Zira Türkiye’de iktidara geldiği günden beri Amerikan atına binen Başbakan Erdoğan, o günden beri kapitalizm kılıcını kuşanmış ve sağa sola savurmaktadır. Nitekim geçtiğimiz sene Amerika’nın yeni Başkanı Barack Obama’nın Filistin-“İsrail” barışının kalıcılığı için elden gelen azami gayreti göstereceğini, tam bağımsız Filistin Devleti’nin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etmesinden sonra Başbakan Erdoğan 24 Eylül 2009’da BM genel kurulunda yaptığı açıklamada: “Filistin-“İsrail” ihtilafının, yan yana barış ve güvenlik içinde var olacak iki devlet temelinde çözüme kavuşturulmasını, bölge ve dünya barışının vazgeçilmez bir şartı olarak görüyoruz. Filistin’de ulusal uzlaşının sağlanması, bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması sürecini hızlandıracaktır” demiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’de Amerika’nın bu çözümünü beğenmiş olacak ki Türkiye’yi ziyaret eden Filistin Başkanı Mahmut Abbas ile Çankaya köşkündeki görüşmesinde “Ortadoğu’da gerçek barış sağlanabilmesi için iki bağımsız devletin yan yana yaşaması ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’nin kurulması gerekli. Bu doğrultuda Sayın Abbas ve arkadaşlarının çalışmalarını Türkiye olarak destekliyoruz. Yerleşim yerleri Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik çabalar ve tahliye uygulamaları barış sürecini zorlaştırıyor” diye konuşmuştur.

Daha iki ay önce bir araya gelen Ortadoğu Dörtlüsü üyelerinin aldığı bu kararların üzerinden fazla bir zaman geçmeden Başbakan Erdoğan yine kendisine verilen görevi yerine getirmek için çalışmalara başlamıştır. Zira 10.05.2010’da İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği’nin (İKOPAB) genişletilmiş II. Olağanüstü İcra Komitesi’nin İstanbul’daki toplantısında “İsrail”i yine eleştirerek barış için Filistin Devleti’nin kurulmasına şu şekilde dikkatleri çekmiştir; ”Dünya Gazze’ye de sessiz Filistin’e de sessiz. Ama farklı bir yerde olduğu zaman bakıyorsunuz ki gümbür gümbür sesler çıkıyor. Şimdiye kadar BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararlar uygulanmadı. Bu kararlar niçin uygulanmadı?” TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ise kapanış oturumunda şunları söylemiştir; ”BM kararlarına uygun olacak, başkenti Kudüs-ü Şerif olacak, egemen kendi ayakları üzerinde bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, Ortadoğu’da adil, kalıcı ve kapsamlı bir barış için tek çıkar yoldur. “İsrail”in bunu engellemeye yönelik her türlü uluslararası hukuka aykırı uygulamalarına bir an önce son verilmelidir.” Ne yazık ki sömürgeci kâfirlerin almış olduğu bu fasit kararlar, işbirlikçi yöneticiler sayesinde Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. İzzeti, kâfirlerin yanında durarak ve ABD’ tam itaat ederek arayanlar bu arayışlarının cezası olarak yücelttikleri bu değersiz şeylerin altında kalacaklar ve değersiz bir şekilde yaşayacaklardır. Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler ise İslâmî hükümleri terk ettiklerinden dolayı bunun vebalini ahirete götüreceklerdir.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا

“Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, yoksa onların yanında izzet mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet Allah’a aittir!” (en-Nisa 139)

Müslümanların başlarındaki yöneticilerin, Filistin’i işgal edip topraklarına çöreklenen ve onu zorla gasp eden “İsrail’i” oradan söküp atmaları gerekirken, o kutsal toprakların sadece küçük bir parçasında Filistin Devletinin kurulması karşılığında ondan razı olacaklarını açıklamaları ve diğer topraklardan feragat etmeleri gerçektende Müslümanlar için son derece acı verici bir durumdur. Zira Müslümanların İslam’ı ideal bir yaşam biçimi ve hayat nizamı olarak kabul etmelerinden sonra ve bu mükemmel olan nizamı dünyaya yaymalarının akabinde 2. Raşid Hâlife Hz. Ömer zamanında Müslümanların ilk kıblesinin bulunduğu bu kutsal belde feth edilmiş ve İslam’ın nuruyla aydınlanmıştı. Ama 1948’den beri bu mübarek yerler, yaşamı öteden beri insanlara zehir etmeyi ve ortalığı fesada vermeyi alışkanlık haline getirmiş olan Yahudiler tarafından yakılmakta ve yıkılmaktadır. Diğer sömürgeci kâfir devletler de kendi milletlerinden olduğu için -ki küfür tek millettir- onlara bu yıkımda yardım etmektedirler.

Ortadoğu Dörtlüsü toplantılarında, BM de alınan kararlarda ‘barış için Filistin Devleti’nin kurulmasını istiyoruz’ diyenlerin hepsi aşağılık birer yalancıdır. Zira Filistin’i işgal edip Osmanlı Hilafet Devleti’nden ayıran ve o mübarek beldede lanetlenmiş Yahudileri toplayıp onlara silah yardımı yaparak güçlendiren ve gayri meşru varlıklarını devlet olarak kabul edenler hep bu aşağılık zevattır. Yıllardır Filistin’de yapılan katliamlara ses çıkarmayan ve Müslümanların öldürülüşünden zevk duyan da yine bu zevattır. Çünkü kendileri her ne kadar insan hakları ve özgürlüklerden bahsetseler de, karşılarında elinde kalkanı bulunmayan Müslümanlara karşı daima merhametsizce ve acımasızca hareket etmişlerdir. Amerikan füzeleriyle vurulan, Rus bombalarıyla kavrulan, İngiliz savaş uçaklarıyla yakılan insanların -ki çoğunluğu Müslümanlardır- nerede kaldı mal ve can güvenliği? Nerede kaldı özgürlükleri? Barış için bir araya geldiğini söyleyen bu insanlar gerçektende çok güzel barışı (!) tesis ediyorlar. Vurarak, yakarak ve yıkarak gerçekleştirilen bu ameller barışı mı, yoksa savaşı mı andırıyor. Fitne ve fesat çıkarttıkları halde bizler ıslah edicileriz demeleri aslında pek de şaşırtıcı bir durum değildir. Çünkü bu kâfirlerin sürekli olarak kullandıkları bir argümandır. Zira Allah Subhanehu ve Teâlâ onların bu hali hakkında şöyle buyurmuştur:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

“Onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde ‘biz ancak ıslah edicileriz’ derler.” (Bakara 11)

Evet, onların kendilerine sorsak bozguncu olmadıklarını söylerler. Hatta kafa tutarcasına yapmış oldukları işlerin insanlığın yararına olduğunu yapıcı olduklarını söylemekten de çekinmezler. Dünyanın her bir tarafında anarşi çıkarıp terör uygulayarak insanların kanını paraya çeviren, kimyasal silahlar satarak midesini şişiren bu adamlara “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın” desek, onlar “biz Londra’da, Moskova’da, İstanbul’da insanları ıslah için bir araya geliyoruz” derler. Peki, o zaman her zirvelerinin sonunda niçin Afganistan’da, Irak’ta ve Filistin’de yüzlerce insan öldürülüyor. Bozgunculuğun en korkuncunu yaptıkları halde ‘bizim hareketlerimiz yapıcıdır’ diyenler her zaman olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bizim yapmamız gereken ise Rabbimizin şu kavline kulak vermektir:

أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

 “Dikkat, asıl fesatçılar onlardır, ancak onlar şuursuzdurlar.” (Bakara 12)

Dolayısıyla onların akıl hocalığına aldanacak ve iyi niyet palavralarına da inanacak değiliz. İşbirlikçi yöneticilerden de medet bekleyecek değiliz. Akrebinde kimseye kini yoktur ama onun sokması fıtratının gereğidir. Onlar Müslümanların gövdesine bu zehri akıtırken Müslümanların birbirlerine kavuşmalarını engellemeyi ve birlikteliklerinden uzaklaştırmayı hedeflediler. İşte bunun için Müslümanların arasına bu yabancı cismi yerleştirdiler. Onlar istediler ki Müslümanlar bu bölgede Yahudilerle çatışıp dururken, asıl çatışmalarının Hilâfet’i ortadan kaldıran kâfir batı ile olması gerektiğini unutsunlar ve Hilâfet gibi Müslümanları tek bir devlet çatısı altında toplayacak olan asli işlerinden de uzak dursunlar. “İsrail”i Müslümanların başına saranlar bugün güya kurulacak laik bir Filistin Devleti ile onları ödüllendirmektedir. Bu durum aynı, ‘Bahçenin yarısını işgal edip bahçenin üstüne çöreklenen ve diğer yarısını bahçe sahibine iade ediyorum, onun olsun diyen azgın bahçıvanın durumu gibi komik bir durumdur.’

Bugün Müslümanlar, aralarında sınır bulunulan laik bir küfür devleti değil de aralarında sınır bulunmayan İslam Hilâfet Devleti’nin kurulup, bir Halife liderliğinde bütün İslam ordularını toplamak istemektedir. İnsanları Allah yolundan alıkoymak için varını yoğunu harcayan kâfirlere karşı diş bilemekte ve Müslümanlara yaptıkları hayvani işkencelerden dolayı hesap sormak istemektedir. Çünkü bu ümmet kılıç kuşanan Rasulü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetidir. Ve bu ümmet unutmamıştır yıllardır kardeşlerinin akan kanlarını! Unutmamıştır ilk kıbleleri olan Mescid-i Aksa’yı! Unutmamıştır analarının gözlerinden akan yaşları! Unutmamıştır necis kâfirlerin iffetli bacılarının ırzlarına dokunurken söylediği “biz Muhammed’i işte şimdi öldürdük ve o bize bakire kızlarını bıraktı” sözünü…

Ama bu ümmet silah olarak asla gözyaşını seçmeyecektir.  Şam Kadısı Ebu Saad el-Haravi gibi. Zira o, Filistin Haçlılar tarafından işgal edildiğinde İslam âleminin bu saldırıya kayıtsız kalmasına isyan ederek Valiye şöyle demişti: “Ne çok kan döküldü. Ne çok güzel kız, tatlı çehrelerini utançtan elleriyle örtmek zorunda kaldı. Yiğit Müslümanlar hakarete mi alıştı? Şerefsizliği mi kabul etti?” O’nun bu öfke dolu sözlerini işitince ağlamaya başlayanlara ise Haravi kızarak şöyle dedi; ”Kılıçlar savaş ateşini canlandırdığında, artık insanın en kötü silahı gözyaşıdır.” Evet, bu ümmet şu an ağlamaktadır ama ağlamak onun silahı değildir. Bilakis onun silahı Hilâfet’i ikame edip orduları toplayan bir Halifeyle olacaktır. İnşaAllah. Nitekim Yahudilerle Müslümanların tekrar savaşıp Müslümanların galip geleceğini Allah Subhanehu ve Teâlâ haber vermiştir:

وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولاً ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيرًا

“Kitapta Ben-i İsrail hakkında hükmümüzü verdik ki; ‘Yeryüzünde iki kez fesat çıkaracaksınız ve bu arada parlak bir yükseliş dönemi yaşayacaksınız’. Birincisinin vakti gelince üzerinize son derece atılgan ve acımasız kullarımızı saldık. Bunlar evlerinizin köşe bucaklarını arayarak sizi yakalamaya giriştiler. Bu, Allah’ın yerine gelmesi kaçınılmaz bir sözü idi. Sonra eski iktidarınızı size geri vererek bu düşmanlarınıza karşı üstün konuma gelmenizi sağladık. Sizi mal ve evlâd artışı ile destekledik ve sizi güçlü orduya sahip kıldık. Eğer, iyilik ederseniz kendiniz için iyilik edersiniz, eğer kötülük ederseniz, o da kendiniz içindir. İkincisinin vadesi gelince üzerinize salacağımız başka saldırganlar acınızın yüzlerinize yansımasına yol açarlar. İlk seferinde gelenlerin yaptıkları gibi Mescid’e girerler ve yükselttiğiniz her şeyi yerle bir ederler.” (el-İsra 4-7)

Yahudiler tarihlerinde çok kere Filistin’e girip yerleşmiş, ama her defasında fitne ve bozgunculuklarından dolayı da çıkarılmışlardır. Bu ayette Yahudiler’e bozgunculuklarından dolayı ve Allah’ın vaadi gereği tekrar bir milletin onların başına musallat olacağı ve azabın en acısını tattıracağı ifade edilmektedir. Nitekim bu milletin Müslümanlar olduğunu Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle haber vermiştir:

“Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe Kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” (Müslim, Fiten, 82)

Müslümanların bu savaşı başlatıp topraklarını gasp eden sömürgeci kâfirlerden geri alması için ise Hilâfet’in kurulması gerekmektedir. Çünkü Müslümanların ordularının toplanması ancak İslam ile hükmeden bir Halife ile mümkündür. Halife’ye beyât verilip cihad aşkı başladığında ise bu ümmet asla durdurulamayacaktır. Binlerce şehit verilse dahi İslâm Orduları cihaddan vazgeçmeyecektir. Çünkü müminler şimdiden çok kârlı bir ticareti seçmişler canlarını ve mallarını Allah’a, cennet’i kendilerine vermesi şartıyla satmışlardır:

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ

“Allah, müminlerin mallarını ve canlarını, karşılığında kendilerine cenneti vermek üzere satın aldı. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürülürler ve öldürürler.” (et-Tevbe 111)

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız