loader

DOKUNULMAZLIK MESELESİNİN ARKA PLANI


Başbakan Davutoğlu, 17 Mart’ta dokunulmazlıklara ilişkin yapmış olduğu değerlendirmede “Gelin hep beraber dokunulmazlıkları kaldıralım. Hiçbir parti ayrımı gözetmeden şu anda Meclis’te dosya olarak bekleyen 506 dokunulmazlık fezlekesi var. Hepsini birden devreye sokalım. AK Parti’nin çekinecek hiçbir dosyası yok. Hiç çekinmiyoruz. Mademki meydan okudunuz ben de hodri meydan diyorum. 506 dokunulmazlık fezlekesini de Meclis’e getirmeye hazırız.” demişti. Davutoğlu’nun bu sürpriz çıkısı öncesi Beştepe ile Çankaya arasında yoğun bir görüşme trafiğinin yaşandığı iddia edilmektedir. Yani dokunulmazlık konusunda ilk işaret fişeğini yakan aslında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştur. İsterseniz bu konuda Erdoğan’ın ne dediğini bir hatırlayalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan  “Parlamento bu konuda adımını süratle atmalıdır. Yani bir kişi mi olsun, iki kişi mi olsun, öyle bir şeyi konuşamayız. Biz ortaya ilkeyi koymalıyız. Nedir bu ilke? Benim Kürt kardeşlerimi, vatandaşlarımı sokağa dökmek suretiyle 52 kişinin ölümüne vesile olanlar bu parlamento içinde boy gösterecek ve bunları bu millet seyredecek, öyle mi? Bunlara karşı parlamento eğer gerekli tavrı ortaya koymazsa bu millet ve bu tarih bu parlamentodan hesap sorar. Gönder yargıya, yargı bunlar hakkında ne karar verirse versin; sen siyasetçi olarak görevini yap... Hükümetten bu çerçeveye yönelik süratli bir çalışma ortaya koymasını bekliyorum, bugün de (önceki gün) kendileriyle bir özel bir görüşmem olacak.”

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamasından 24 saat sonra Davutoğlu’nun yapmış olduğu değerlendirmeler de göstermektedir ki, fezlekeler konusunda iktidara ayar verenin aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu açığa çıkmıştır.   

Dokunulmazlık meselesi, geçmişte bazı iktidarlar döneminde gündeme gelmiş olsa da, bu konuda ciddi bir adım atılmamıştır. Peki, ne oldu da şimdi bu fezlekeler tekrar AK Parti iktidarı tarafından gündeme getirilmiştir? Bu soruya cevap aramadan önce, dokunulmazlıklar konusu üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum.

Sizlerin de bildiği üzere demokratik parlamenter sistemde milletvekillerinin dokunulmazlıkları söz konusudur. Milletvekilleri işte bu zırhın arkasına saklanarak diledikleri her şeyi yapma hakkına -özgürlüğüne- sahiptirler. Yani normal bir vatandaşın işlemiş olduğu bir takım suçları işleseler dahi, o dokunulmazlık zırh sayesinde kendilerine dokunulmuyor ve yargılanamıyorlar. Mesela zimmete para geçirme, yolsuzluk, haksız kazanç elde etme, kara para temizleme ve ihaleye fesat karıştırma vb. suçlar gibi…

Burada esas amaç, bu tür adi suçları işleyenleri cezalandırmak değil, bilakis iktidarın bir takım siyasi emelleri için bu tür dosyaları kullanmak istemesidir. Şayet iktidar ve diğer muhalefet milletvekilleri bu konuda samimi olmuş olsalardı, bu tür suçları işleme özgürlüğü veren, yerlere ve göklere sığdıramadıkları demokratik sistemi kaldırıp atmaları gerekirdi. Ama maalesef bunu yapamayacaklarını biz biliyoruz.

Şimdi gelin isterseniz bu meselenin siyasi arka planını hep birlikte irdelemeye çalışalım. Ben bu dokunulmazlık konusunun doğrudan yeni anayasa ve başkanlık sistemi ile alakalı olduğunu düşünenlerdenim. Tüm hesap ve planlar bu kurgu üzerinden yürütülmektedir. Zira AK Parti’nin meclisteki çoğunluğu, yeni anayasayı ve başkanlık sistemini meclisten geçirmeye yetmemektedir. Yine bununla birlikte referanduma götürecek bir çoğunluğa da sahip değildir. Dolayısıyla iktidar, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan bu iki meseleyi kısa sürede çözmek istemektedir. İşte tam da bu noktada dokunulmazlık dosyaları gündeme getirilmiştir. Buna bağlı olarak, bu meselenin yeniden gündeme getirilmiş olmasını şu şekilde değerlendirmemiz mümkündür.

AK Parti bu fezlekeleri HDP üzerinde bir şantaj olarak yani hendek siyasetinin bitirilip, tekrar çözüm masasına dönülmesi için havuç-sopa politikası olarak kullanmak isteyebilir.

Şu an yapılan kamuoyu araştırmalarında AK Parti’nin oy oranı yaklaşık %52 ila 54 arasında görünmektedir. AK Parti terör meselesini bitirmek için askeri tedbirleri ön plana çıkartarak, milliyetçilerin de desteğini almaktadır. İşte iktidar bu durumu fırsat bilip, erken seçime giderek meclisteki çoğunluğunu artırıp, yeni anayasa ve başkanlık sistemi için gereken çoğunluğa sahip olabilir.

AK Parti en azından yeni anayasa ve başkanlık sistemini referanduma götürebilecek bir çoğunluğa sahip olmak istiyor. Bu konuda da emin adımlar atmak isteyecektir. Çünkü kendi partisi içerisinde fire vermekten korkmaktadır. İşte bundan dolayı fire vermemek için, yolsuzluk dosyası bulunan vekillerin fezlekelerini sümen altı edebilir veya geciktirebilir. Böyle bir siyasi hamleyle de referandum yolunda kendi partisi içerisinde bir yol kazasına uğramaktan kurtulabilir.

 Şayet dokunulmazlık dosyaları mahkemelere intikal eder ve başta HDP milletvekilleri olmak üzere muhalefet partilerinden de bazı milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkabilir. İşte böyle bir durumda ise, bazı milletvekillerinin vekilliği düşeceğinden dolayı, vekilliği düşürülen bölgelerde ara seçime gidilmesi gerekmektedir. Öncelikli olarak HDP milletvekillerinin fezlekeleri görüşülecektir. Hatta HDP’nin sadece doğu ve güneydoğu milletvekilleri değil, batıdan seçilen milletvekillerinin vekilliğini de düşürmek söz konusu olabilir. Dolayısıyla iktidar böyle bir durumda ara seçime giderek, milletvekilliği düşen vekillerin yerine kendi milletvekillerini seçtirebilir. Yani en azından yeni anayasayı ve başkanlık sistemini referanduma götürebilecek bir çoğunluğu elde etmiş olacaktır.

Sözün özü Cumhurbaşkanı Erdoğan T.C.nin ilk başkanı olabilmek için canhıraş bir şekilde koşturmaktadır. Plan üzerine plan yapmaktadır. Şayet gayri İslami olan başkanlık sistemi yerine Hilafet için, yine beşer yapımı olan yeni anayasa yerine, İslami bir anayasayı uygulamak için bu enerjisini harcamış olsaydı, bu Rabbi katında azme değer işlerden olacaktı. Ve o ahirette ise hüsrana uğramayan kullardan olacaktı.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız