loader

Anayasa Değişikliğinin Değiştiremeyecekleri

@

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN DEĞİŞTİREMEYECEKLERİ

Halime AYDIN

 

Demokratik nizamların sık sık dile getirdikleri bazı kavramlar vardır. Değişmek, gelişmek gibi… Güya demokrasi, değişmeyi, özgürleşmeyi, ilerlemeyi hedeflemektedir. Oysa dünya çapında demokrasi ile yönetenler, ilerlemekten ziyade hep geriye doğru bir gidişi sağlamışlar, olumlu bir değişim meydana getirememişlerdir. İnsanları, düşünce yapılarını ve davranışlarını değiştirmişlerdir, ancak bu değişim insanları başka insanların hükmü altında köleleştirmiştir. Başkalarını taklit eden, başkaları gibi yaşayan, başkalarına odaklanmış insanlar haline getirmiştir. İnsan fıtratına aykırı bir değişimi sağlamıştır. Özel olarak da Müslümanları, kâfirler gibi yaşamaya özendirmişlerdir. Neticede de Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in işaret ettiği şu vaziyet oluşmuştur:

Ebu Said RadiyAllahu Anh’dan Rasulullah Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Sizden öncekilerin yolunu karış karış, kulaç kulaç takip edeceksiniz. Hatta keler deliğine girseler bile siz de oraya gireceksiniz.” buyurdu. ‘Ey Allah’ın Rasulü, Yahudi ve Hıristiyanları mı diyorsun, dedik.’ ‘Ya kim olacak?’ buyurdu.”

Son günlerde de, anayasanın bazı kanunları üzerinde yapılacak değişiklik çalışmaları, gündemi yoğun bir şekilde meşgul etmektedir. 1982 anayasasını değiştirmek, daha özgürlükçü bir anayasa hazırlamak gibi söylemler altında yapılan çalışmalar tamamlanmış, hükümet mecliste ki hiçbir partiden destek alamadan, yalnızca kendi zihniyeti ile bir değişiklik paketi hazırlamış, nihayetinde de referandum sürecine girilmiştir. Anayasa değişikliği paketinin götürüldüğü Anayasa Mahkemesi’nden bir iptal kararı çıkmadığı için de referandumla değişiklikler oylanacaktır. Bu yüzden tüm siyasi partiler, 12 Eylül tarihinde ki referanduma odaklanmıştır. Bu süreçte, değişikliği istemeyen siyasi partiler ile hükümet ayrı kulvarlardan halka yönelik propagandalara, kampanyalara girişmişlerdir. İşte bu noktada, Erdoğan’ın kullandığı üsluplara baktığımızda, usta bir oyuncu olduğuna bir kez daha şahit olmaktayız. Erdoğan’ın her zaman ki gibi rolünü çok iyi oynadığı, kimi zaman ağlamaklı, kimi zaman edebiyatın ön plana çıktığı bir tiyatro izlemekteyiz adeta. Gerçekten de T.C Başbakanı, muhtaç olduğu durumlarda, halka nasıl ve ne şekilde yaklaşması gerektiğini çok iyi bilmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de buna şahit olmaktayız. Bu değişikliğin arkasında, efendi-köle ilişkisinin icap ettirdikleri ve menfaatler olmakla beraber, halka “darbe anayasasının karanlığından, demokrasinin aydınlığına, 12 Eylülle hesaplaşmak” gibi darbe karşıtı ve demokrasi yanlısı söylemlerle yaklaşıldığını görmekteyiz. Hükümet, anayasanın değiştirmek istediği maddeler ile hedeflenenin İngiliz siyasetinin kalıntılarını da temizlemek ve Türkiye’yi bütün kurumları ile Amerika’ya teslim etmek olduğunu adeta haykırmakta iken; bunu örtbas etmek için yine demokrasi silahına sarılmıştır. Halk bu değişikliğe ‘evet’ derse şayet, yargının bağımsızlaşacağı, kişisel hürriyetler alanının genişleyeceği iddia edilmektedir. Asıl amaçlananlar, bazı maddelerle süslenmiştir. Şöyle ki; HSYK tarafından meslekten ihraç edilenlere ve Yüksek Askeri Şura kararı ile TSK’dan çıkarılanlara yargı yoluna başvurma imkânı verilmesi, 12 Eylül döneminin aktörlerinin yargılanmasını önleyen geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılması, şehit ailelerine, gazilere, kadınlara, çocuk ve özürlülere daha fazla hak tanınması, memurlara bir takım hakların verilmesi gibi maddeler insanlara cazip gelen, daha özgürlükçü bir anayasa imajı vermek ve asıl maksadı göz ardı etmek üzere pakette yerini almıştır. Hâlbuki pakette önemli olan asıl maddeler, AKP için her zaman sorun teşkil eden HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesidir. Bunların kabul edilmesi AKP için çok önemlidir.

Biz bu değişikliğin pratikte neleri değiştiremeyeceği üzerinde duralım inşallah.

Türkiye’de adaletsizliğin ne durumda olduğunu, gelir dağılımında, hukukta, sağlıkta, eğitimde adaletin noksanlığını, KöklüDeğişim ailesi olarak daha önce ki yazılarımızda da defalarca belirtmiştik. Bu değişiklik de, adaletle hükmetmeyi, adaleti herkese ulaştırmayı beraberinde getirmeyecektir. Adaletin Türkiye’de menfaatlere göre işlediğine dair, haktan- hukuktan sadece belli kesimlerin yararlandığına dair birçok örnek verebiliriz. Örneğin; geçtiğimiz günlerde Yargıtay geçen yıl incelediği dosyalardan 14 bin 809’unun zaman aşımına uğradığını açıklamıştı. Bu dosyalar yaklaşık 50 bin sanığı içeriyor. En fazla zaman aşımına uğrayan dosyaların, ağırlıklı olarak kaçakçılık ve fikri hakların ihlali davalarına ait olduğu da ifade edilmişti. Sonuç olarak, bu kadar insan adalet beklerken davaları, problemleri yok sayılmış oldu.

Değişiklik kabul edilirse şayet, darbecilerin yargılanacağı ifade edilmektedir. Bu olabilir ancak, Müslümanların zenginliklerini, Müslümanların topraklarını kâfirlere peşkeş çekenlerin hesap vermesi sağlanmayacaktır. Özelleştirmelerle, bir takım projelerle Müslümanlara ait olan ne varsa, kâfirlere hibe edenler Müslümanlara hesap vermeyecektir. Müslümanların kendi kaynaklarını kullanarak üretim yapmalarını, kâfirlere bağımlı yaşamayacakları bir düzeni oluşturamayacaktır.

Bu değişiklikle beraber söylenildiği gibi ifade hürriyeti de sağlanmayacaktır. Sağlanması da mümkün değildir. Bu hükümet veya bir başkası, bu ülkede İslam’ı yaşamak isteyen, Müslüman olması hasebi ile içinde yaşadığı topluma İslami fikirleri haykıranlara, zulme karşı İslam’ın adaletini savunanlara asla göz yummayacaktır. Göz yummamakla beraber -bugün olduğu gibi- zindanlara atmaya da devam edecektir. Halkın karşısına çıkıp “Türkiye’de cezaevlerinde bulunan düşünce suçlusu yok” diyerek, gözümüzün içine baka baka yalan söylense de, İslam’a göre düşünenlere asla fırsat verilmeyecektir. Kimileri hükümetin şeriatçı olduğu gibi çok yüzeysel bir bakışa sahip olsa da İslam, bu sistem için büyük bir tehlikedir. Böyle bir durumda da -ki bunun İslam’ın kabul edebileceği bir fikir olamayacağının yanı sıra- hiçbir zaman söylenildiği şekli ile ifade hürriyetinin sağlanamayacağı açıktır. Bu sistem ancak, İslam’ı irtica şeklinde tanıtanlara, İslamî değerlere hakaret edenlere, fikir hürriyetine sığınarak göz yumabilir. Anayasa değişse de bu durum değişmeyecektir.

Devletin korumak ve güvence altına almakla yükümlü olduğu insani değerleri mevcut anayasa koruyamadığı gibi, kabul edilmesi istenen kanunlarda koruyamayacaktır. Hangi zamanda, hangi topraklar üzerinde olursa olsun, insanların ortaya çıkardıkları kanunlar, can ve mal güvenliği, namus kavramının korunması, muhtaçların gözetilmesi, eğitim, sağlık gibi haklardan herkesin yararlanması gibi beklentileri asla karşılayamayacaklardır. Bu beklentileri menfaat eksenli kurulan sistemler değil, ancak Allah Celle Celaluhu’nın insanın sahip olduğu değerleri koruması için insana sunduğu İslam Nizamı karşılayacaktır. Dolayısıyla ne kadar değişiklik yapılırsa yapılsın, istenildiği kadar özgürlük ve demokrasi söylemlerinin ardına saklanılsın, ne adalet yerini bulacaktır, ne de mülkün temeli olacaktır.

Türkiye’de kapitalist nizam egemen olduğu sürece değişemeyecek şeylerdir bunlar. Bu kısmi anayasa değişikliği ile değişen çok şey de olacaktır elbette. Başta ifade ettiğim gibi AKP kendi işine yarayacak, kendisine köstek olmayacak bir yargı oluşturacaktır. Daha geniş bir ifade ile Yargı ve Anayasa Mahkemesi’nin katı üyelerinin (laiklerin), ılımlılarla değiştirilmesinin yolunu açacaktır. Türkiye’de AKP’nin gelişi ile bir üst/patron değişikliği zaten yapılmıştı. Bu kez bu değişikliğin, Yargı’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni de kapsayacak şekilde genişletilmesi istenmektedir. Yani durum, haksızlığın hak ile adaletsizliğin adaletle değiştirilmesinden, karanlıktan aydınlığa çıkmaktan çok uzak bir durumdur. Bu noktada hükümetin kullandığı üsluplara adlanılmamalıdır. Hilâfet’in yıkılması, İslamî hayata balta vurulması ile beraber, fikirleriyle yaşayan bu halkı, duyguları ile amel etmeye alıştıran hükümetler, her zaman halkın duygularını istismar etmişlerdir. Bugün de aynı durum yaşanmaktadır. Demokratik düzenlerde hükümetler, kimi zaman Sünnilere, kimi zaman Alevilere, kimi zaman Kürtlere, daha da ötesi bugün olduğu gibi kimi zaman da sosyalistlere hitap edebilmektedirler. Türkiye’yi bugünü ile ele aldığımızda, Cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa rollerin bu kadar ustaca oynandığını söyleyebiliriz.

Tüm bunların dışında önemli olan ve Müslümanlar için hayati bir öneme sahip bir mesele vardır. Ki o mesele, referanduma katılmanın şeran haramlılığı meselesidir. Bir Müslüman Rabb’inin kanunları dururken, insanların kanunlarına icabet edemez. Bu kanunları onaylayamaz ve cahiliye hükmüne, şirke razı olamaz.

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

“Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” (Maide 50)

 Darbe Anayasasının değiştirilmesi, saydığım durumları velev ki düzeltse bile, Allah’a rağmen insanlar tarafından koyulan kanunları onaylamak haramdır. Bugüne kadar 1982 anayasası zaten defalarca kez değişikliğe uğramış, birçok kanunu değiştirilmiştir. Bugün yapılacak bu değişiklik AKP’nin ve efendilerinin elini kuvvetlendirmekten başka bir şey getirmeyecektir. AKP’de zamanı geldiğinde, halkın üzerinde ki etkisini yitirdiğinde veya menfaatler gerektirdiğinde miadını dolduracaktır. Önemli olan Amerika’nın dünya üzerinde oluşturduğu hâkimiyetin, Türkiye toprakları üzerinde de sağlamlaştırılmasıdır. Anayasa değişikliği için henüz ortaya bir paket çıkarılmadan evvel, kamuoyu oluşturma çalışmaları sürerken Erdoğan’ın “bu anayasa bu millete dar geliyor” şeklinde ki sözlerini hatırlayalım. Bu millete dar gelmekten ziyade aykırı gelen, mevcut anayasa veya bir başkası değil, maddiyata, menfaate değer veren bu sistemdir. Bu açıdan hiçbir Müslüman, bu değişikliğin söylenildiği gibi aydınlığı beraberinde getireceğini beklememelidir. Müslüman ümmet, İslam Nizamı’nın kaldırılması ile beraber karanlığa gömülmüş, yeniden İslam Nizamı’nın tatbiki ile beraber aydınlığa ulaşacaktır.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız