NULL
loader

Alışılagelmiş Senaryoların Referandumu

ALIŞILAGELMİŞ SENARYOLARIN REFERANDUMU

Erkan AKKAYA

 

Bilindiği üzere Türkiye’deki demokratlarca kara gün olarak gösterilen ve 12 Eylül darbesinden sonra baskıcı bir mantıkla ve kazuistik (aşırı ayrıntılı) bir şekilde hazırlanmış, liberallerin gözünde demokrasiyi katletmiş bir anayasa yürürlüğe girmişti. Bu anayasa ile hak ve özgürlükler oldukça sınırlandırılmış, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuş ve darbeciler meşrulaştırılmıştı. Yapısı itibariyle sıkıyönetim yasalarıyla dolu 82 anayasası, devletin bekasını sağlamak adına güçlü ama toplumun ve bireylerin hakları için çok zayıf bir anayasa idi.

Yıllarca değiştirilmesi istenilen fakat kimsenin el süremediği bu yasaları gerek kamuoyu gücü, gerekse de meclis çoğunluğu ile değiştirmeye çalışan AKP iktidarı önce ‘Sivil Anayasa’ gündemiyle çıkış yapmış fakat muhaliflerce kotarılmış ve engellenmiştir. AKP ne zaman anayasa değişikliğinden bahsetse ülkede terör olayları artmakta ve bir türlü istenilen mesafe kat edilememekteydi. Bir yandan Amerika’nın kendi devlet yapısını oluşturmak istediği, diğer yandan Avrupa Birliği’nin tam üyelik için istediği reformların gerçekleştirilmesi için bastırdığı bir ortamda hükümet anayasayı büsbütün değil de, kısmi olarak değiştirmeye çalıştı. Zira bu değişiklikler ile AKP de kendi varlığını sağlam temellere oturtacaktı. Böylece kritik sayılardaki oylamaların neticesinde her şeye rağmen hassas konumdaki yasalarla birlikte paket kabul edildi ve meclis kararı çıkmış oldu. Daha sonra ise Meclis kararının çıkmasına karşılık ana muhalefet partisince Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açılmış ve anayasa değişikliğinin kaldırılması talep edilmiştir.

Yine burada yıllardır üzerinde durduğumuz Amerikan-İngiliz çatışması bir kez daha gerçekleşmiş oldu. Evet, Türkiye kısır bir döngüyle yönetilmeye(!) devam ediyor. Bu ‘Kısır Döngü’ Amerika tarafından Türkiye’ye enjekte edilmesi istenen demokrat, liberal ve ılımlı yasalara karşılık, ülkede köklü bir geçmişi bulunan İngilizlerin laik, kemalist, ve katı siyasetlerine devam etmesi isteği üzerine sürüp gidiyor. Ülkedeki kritik kurumlara pineklemiş bu İngiliz güdümlü taifenin bir uzantısı olarak Anayasa Mahkemesi de yine alışılagelmiş bir tavır ile anayasa paketinde kırpmalar yapmış ve saflarını bu anlamda sinsice korumaya çalışmıştır. Zira anayasa paketini büsbütün iptal etmeyerek hem içerisindeki demokratları, hem yasama organlarını, hem de Türk halkını memnun etmiş ve doğacak olumsuz tepkilerini bastırmıştır. Diğer yandan bazı küçük kırpmalarla hassas noktaları kendi lehlerine düzenlemiş ve laik, kemalist taifeye de cüzi payeler vermiştir.

Anayasa Mahkemesi bu şekilde karar alırken MHP ve CHP gibi partiler de referandumda ‘Hayır’ diyeceklerini açık bir şekilde beyan etmişlerdir. Onların ‘Hayır’ demesinin altında yatan temel etken kesinlikle anayasa paketinden memnuniyetsiz olmaları değildir. Zira bu gün değişiklik adına her kesimden memnuniyet okunmaktadır. Onların bu değişime ‘Hayır’ demeleri Türkiye’deki bu klasikleşmiş ‘kısır döngü’nün ürünüdür. Referanduma gidecek olan bu anayasa paketi oylaması aslında seçim öncesi bir denge yoklamasıdır. İktidar ve muhalefet partileri tabanlarını çalıştırarak çıkacak sonucu kendi lehlerine çevirme gayreti içerisinde olacaklardır. Keza sandıkta ‘Evet’ oyu kullanacak seçmenlerin büyük bir kısma bu anayasa paketinin içeriği konusunda çok fazla bilgiye sahip olmamakla beraber, sırf AKP’ye güvendikleri için bu oyu kullanacaklardır. ‘Hayır’ oyu kullanacak seçmenler ise AKP’nin zaafa uğraması ve kendi siyasi partilerinin talepleri doğrultusunda hareket edeceklerdir.

Şimdi ideolojik bir fabrikasyon olan bu anayasa değişikliğine bakacak olursak, bazı maddelerin önemini daha net kavramış olacağız. Şöyle ki darbe anayasasında partilerin mali denetiminin yapılması ve kapatma kararları tamamıyla Anayasa Mahkemesince (AYM) yürütülüyorken; yeni paketle partilerin mali denetimleri Sayıştay’a, kapatma kararı ise mecliste kurulacak bir komisyonun oylamasına bırakılacak. Bu maddedeki değişimle Anayasa Mahkemesi’nin tek elden yönetimine sınırlama getirilmiş ve parti kapatmanın zorlaştırılması sağlanmıştır. Ayrıca bu maddenin devamında partilerin temelli kapatılabilmesi ve temelli kapatılan partilerin liderlerinin de milletvekilliklerinin sona ermesi gibi ‘antidemokratik’(!) fıkralar yürürlükten kaldırılacaktır. Yine 82 anayasasıyla Cumhurbaşkanı’nın tek başına alabileceği ve Yüksek Askeri Şura (YAŞ) sonucunda çıkacak kararlar yargı denetimi dışında iken, yeni taslak ile YAŞ’da çıkan asker ihraç etme gibi kararlara yargı yolu açılabilecektir. Bu ise ‘Kemalist Ordu’ içine ılımlı ve demokrat askerlerin yerleşmesi veya oradan uzaklaştırılmaması anlamı taşımaktadır.

Sadece orduyla sınırlı kalmayacak anayasa taslağında hâkim ve savcılarında denetimi topluca Adalet Bakanlığı’na bırakılarak Adalet Müfettişleri eliyle düzenlenecektir. Yargıya kopmaz bağlarla bağlı ‘İngiliz’ güdümlü laik kurumlarda bu şekilde kontrol altına alınmak istenmektedir. Ama bunla sınırlı kalmayarak yeni taslak ile Askeri Mahkemelere de yalnızca asker olan kişilere dava açabileceği sınırlaması getirilmesiyle de askeri yargının içine dönmesi düşünülmüştür. Yine 11 olan Anayasa Mahkemesi üye sayısının yeni taslak ile 17 üyeye çıkarılması düşünülmüş ve TBMM’ye 3, Cumhurbaşkanı’na da Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay, YÖK ve Baro başkanlarının belirleyeceği adaylardan 14 üyeyi seçme hakkı getirilmiştir. Ayrıca 65 yaşına kadar bilfiil görevinde olan üyelerin de görev süreleri 12 yıl ile sınırlandırılmıştır. Bu fıkradaki değişiklik büsbütün ulusalcı, laik kesimin atardamarını kesmek olarak düşünülebilir. Yine bir başka ulusalcı unsur HSYK’nın da 7 asıl  5 yedek olan üye sayısı yeni metinde 21 asıl 10 yedek şeklinde düzenlenmiş olup başkanlığı da yine Adalet Bakanlığınca yürütülecektir. Bu şekilde HSYK kararlarına da yeni metinle beraber yargı yolu açılabilecektir. Keza geçici 15. maddede belirtilen özetle 12 Eylül darbecilerine kapatılan yargı yolu da, bu maddenin kaldırılması sonrasında açılmış oldu. Fakat bugüne kadar olduğu gibi yine hiçbir darbecinin değil yargılanması, haklarında cezai işlem bile başlatılamayacaktır.

Buna benzer toplamda 23 madde değişikliklerinin hiçbiri belli bir ihtiyaçtan, toplumun maddi, manevi geri kalışına engel olmaktan dolayı yapılmış değişiklikler değildir. Hatta bu değiştirme hiçbir şekilde AKP’nin seçimlerden önce verdiği vaatlere de dayanmamakta, uzaktan yakından Müslüman halkın istek ve arzuları ile uyuşmamaktadır. Zira ne İmam Hatip Liseleri’nin önünü kapamak için yapılan katsayı zulmü, ne kamusal alanda zalimane bir şekilde yasaklanan başörtüsü farzı, ne de muhlis İslam davetçilerine reva görülen tutuklama ve akıl almaz iftiralar bu anayasa değişikliğinde söz konusu dahi yapılmamıştır. Buradan bile anlaşılıyor ki, genel seçimlere yaklaşılırken koalisyon endişesi taşıyan hükümetin bu anayasa değişikliğini bir an önce hayata indirgeyip özelde kendisini ve genelde ise ABD’yi razı etmek istemektedir. Eskiden beri ulusalcı, laik, kemalist güruha tahakküm eden İngiltere’yi, Türkiye’deki derin yapı ve sinsi mecralardan alaşağı etmeyi düşünen ABD’nin bu anayasa metni ile demokratik, liberal ve ılımlı siyaseti daha da güçlenecektir. Zira elden çıkarılması göze alınamayan Türkiye için nokta atışı yapmak bu minvalde hiçte kolay olmayacaktır. Burada üzüntü verici hadise bu iki müstekbir zümrenin referandum savaşına Müslüman halkın alet edilecek olmasıdır.

Her ne kadar vakıanın seyri referandum için ‘evet’ kararı çıkacağını gösterse de buradan çıkacak kararın ne olursa olsun İslamî olmayacağı, Müslümanları hiçbir şekilde tatmin etmeyeceği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bizlerin tek ve şaşmaz perspektifi olan İslamî perspektiften bakacak olursak bu mesele adeta insanın kanun koyucu ve hükümran olmasını meşrulaştırmaktan öteye gitmeyecektir. Bir kısım zümrenin icat ettiği beşer mahsulü kanunların, bir diğer zümre tarafından feshedilip başkaca acziyet dolu kanunlarla değiştirilmesi bu kokuşmuş ve köhnemiş nizamların artık lağım çukuruna atılmasının vaktinin geldiğinin apaçık göstergesidir.

مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً

 “Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” (el-Maide 48)

Hilafetin ilga edilmesiyle beraber İslam Nizamı’nın kâfirlerce ayaklar altına alındığı, ümmetin vahdetinin kukla yöneticilerce parçalanmaya başlandığı, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükümlerinin batı hayranlarınca yok sayıldığı günden bugüne her daim Müslümanlar kul yapısı olan eksik, aciz, sınırlı ve değişken yasaların zulmü altında inlemektedir. Müslümanlara böylesi bir günde Allah’a isyan dolu anayasaları büsbütün ellerinin tersiyle itmelerinden başka çıkar yol yoktur. Bilinmelidir ki cahiliye yasalarına ‘evet’ veya ‘hayır’ demek ilahi yasalara meydan okumak demektir. Bundan önceki 82 anayasası ne kadar batıl ise bundan sonraki yasalarda ondan geri kalmayacak ölçüde batıl ve fasittir. Biz deriz ki; figüranlar olarak Müslüman halkı gözüne kestiren bu küstahların yasalarını ve ABD-İngiltere çatışmasından doğan tağuti nizamların tamamının tarihin geri dönülmez çöplüğüne atılması kaçınılmazdır. Bu yüzden referandum gibi bir isyana bulaşmamız hem şer’i olarak haram olmakla beraber, hem de siyasi olarak içine düşeceğimiz bir tuzak niteliği taşımaktadır.

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

 “Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” (el-Maide 50)

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız