loader

‘Seçim’lerimiz Yarınlarımıza Mirasımızdır!

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, لا يؤمن أحدكم حتى يكون هواه تبعاً لما جئت به “Arzuları benim getirdiğime uygun olmadıkça sizden hiç biriniz iman etmiş sayılmaz.” dediğinde Ashab anladı ki, beklentiler, talepler Rasulullah’ın getirdikleri çerçevesinde şekillenecek; hayat tüm yönleriyle Allah Rasulü’nün getirdiklerine tâbi kılınacak! Aksi halde iman edilmemiş sayılma söz konusu…

Yine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılın” ya da “Hac menasiklerini benden öğrenin” dediğinde de Sahabe, kendisine iman ve itaat ettikleri Rasul’den ibadetlerin yapılmasındaki temel ölçünün ne olduğunu anladılar: O’ndan gördükleri gibi yapacaklardı ibadetleri.

İşte böylesi bir terbiye ile yetişen Sahabe, kendilerinden sonra gelenlere bu emaneti aynen bu şekilde taşıdılar. Daha sonra gelenler de aynı şekilde: çocuklar, babalarını nasıl namaz kılıyor gördüler ise öyle namaz kıldılar, hac vs. gibi bütün ibadetleri de aynı şekilde babalarından, dedelerinden gördükleri gibi ifa eder oldular.

Gerek fetihler eliyle İslâm topraklarının hızlı bir şekilde genişlemesi, gerekse de Sahabe kültürüyle yetişmiş adamların sayılarının azalması neticesinde bazı ifsad unsurlarının topluma sirayet etmesinin önüne geçilmesinde zafiyet baş gösterdi. Bu zafiyeti Kur’an ve Sünnet ışığında izale etmede yeterince başarılı olunamaması nedeniyle babalarda görülen bazı bozuk anlayışların çocuklara yansımasıyla neticelendi süreç. Gel zaman git zaman bir önceki nesilde görülen hatalı mefhumlar çocuklarda daha büyük bir bozulmaya götürecek şekilde tevarüs ediyordu. Önceki nesilden alınan ve aslında yanlış olan “doğrular”, bir sonraki nesilde daha da büyük bir sapmaya sebebiyet veriyordu. Çünkü çocuklar, babalarında gördükleri ve doğru bildikleri şeyleri sorgulamadan, İslâm’ın esasi kaynaklarının süzgecinden geçirmeden aldıklarında kendi çocuklarına (yani torunlara) verecekleri sadece daha büyük bir sapma oluyordu.

Süreç bugüne geldiğinde;

Bizler, dünün babalarının, dedelerinin yaptığı yanlışların yansımalarını maalesef acı acı çekiyoruz ümmet olarak… Dünün o, küçük maslahat hesaplarının, bugün çok daha farklı bir mecrada haramlara vesile kılınabildiği bir çağa şahitlik eder olduk. Merkezden çevreye doğru bir dalga misali yayılan ve yayıldıkça da büyüyen o şey; babalarda görülen küçük hatalar, minik yanlış anlamalar, ufak teviller ve masum yalanlardı… İşte dünün o küçük, o minik, o ufak, o masum şeyleri bugünün vazgeçilmezleri oldu maalesef. Ve korkarım ki, yarının da ‘esas’ları olacak böyle giderse…

Bu sözlerimi destekleyen bir örnek olması düşüncesiyle yarın (24 Haziran) yapılacak seçimleri ve Müslüman Türkiye halkının atmosferini burada anmak istiyorum… Türkiye Cumhuriyeti tarihinin önemli kırılmalarından birine sahne olacak bir seçim bu. Sıradan bir seçim değil yani anlayacağınız… Kimi zevat için hayat-memat meselesi, varoluş mücadelesi, kazanılmış hakları elde tutma savaşının belki de son cephesi…

O sebeptendir ki “bizim mahalle” açısından -bırakın demokratik seçimlere katılmayı- dün; sisteme esasından düşman olan, bu devleti bir ‘küfür devleti’ olarak telakki eden ve İngilizler eliyle kurdurulduğu gerçeğini çocuklarına fısıldayan babalardan, bugün; seçimlere katılmayı neredeyse imanî bir mesele şeklinde telakki eden babalara geldik.

Yarın da, bugünün çocukları baba olduğunda; korkarım ki Müslümanların çocukları, esasları açısından hiçbir değişiklik olmamış olmasına rağmen bu Cumhuriyeti, bir İslâm devleti edasıyla savunagelecekler. Demokrasi ve laiklik, Batı’dan ithal ifsad edici unsurlar değilmişçesine onları özümseyecekler. Özgürlükler, insan hakları gibi batıl mefhumlar için canlarını verir hale gelecekler…

Çünkü onlar, babalarını demokrasiye oy verirken görmüşlerdi… Çünkü onlar, babalarını demokratik iki parti arasında “ehven-i şer” gördüklerini desteklemek için oy verirken hatırlıyordu… Çünkü onlar, menfaat, maslahat uğruna farzların terkedilebileceğini, haramların işlenebileceğini babalarından görmüşlerdi. Hal böyle olunca bugünün çocuklarının/yarının babalarının içinde bulunacakları sapmanın boyutunun bugünkünden çok daha fazla olmasının ‘kaçar’ı yok maalesef… Zira onlar, ‘atalarını bunları yapar’ bir halde buldular. Sorgulamadılar, sormadılar; bunlar hakkındaki şer’i hükmü, haramı-helali…

 

Fakat Allah dinini korumayı vaat ettiğinde, içinde bulundukları olumsuz durumlardan etkilenmeyen, toplumun bozulma ve sapma sürecine dahil olmayan, dinin esas kaynaklarından gereği gibi faydalanmasını bilen ulema; bu düzeltme işiyle kendini memur buldu. Belki onlar, bulundukları zamanın sigortası mesabesinde, mevkiinde duruyorlar ve ümmete Kur’an ve Sünnet’ten neşet etmiş esasi zaviyeyi işaret ediyorlardı. Zira din, bu zevat eliyle korundu, durdu… En doğrusunu Allah bilir!

Dünün emniyet subabı, sigortası olan zevat kadar olamasak da bugünün babalarına buradan bir kaç hatırlatmada bulunmakta fayda mülahaza ediyorum. Zira onların bugün yapacakları küçük, minik maslahat beklentilerinin yarın çok büyük tahrifata zemin olacağını hatırlatmak istiyorum.
Köklü Değişim Medya yazarlarının yayınladıkları makalelerle, programlarla, basın açıklamalarıyla, video ve sair görsellerle ısrarla vurguladığı hususu buradan tekrar ediyorum: Müslüman, hayatın her alanında şer’i hükme tâbi olandır; onun maslahatı Allah’ın emir ve yasaklarındadır. Dolayısıyla Müslüman hayata bu minvalde bakar ve amellerini bu esas üzerine bina eder.

Yarın bu müslüman halk, demokratik parlamento seçimlerinde oy vermek için sandık başına gidecek ve çoğu da bunu bir maslahat gayesiyle, kendince “kötünün iyisini” seçmek için yapacak. Fakat hem batıl bir nizam olan demokrasiye oy verdiği için hem de Müslüman kardeşlerini oylarıyla desteklemek suretiyle onları günaha iteklediği için büyük bir cürme imza attığının da farkında olmayacak. Çünkü Allah’ın razı olmadığı bir ameli bir takım mazeretlerle süslerken şer’i hükümleri görmezden gelecek.

Doğrusu şu ki, zaman zaman köklerinde birikmiş tozu toprağı silkeleyen asrının imamları vesilesiyle ümmet, -bir damarıyla da olsa- her daim sahih bir anlayışla dinin özünden tutunmasını, akidesi ve amellerini hak ve hakikat membaından sulamasını bildi, elhamdulillah…

Ey ilmiyle amil olan alimler ve ihlasla dinlerine sarılan Müslümanlar! Dünün bozulmasına kritik dokunuşlarıyla müdahale eden müceddid alimleri gibi bugün de -akıntının tersine de olsa- hak sözü söylemek üzerinize bir borçtur… Omzunuzdaki sorumluluğun bilinciyle hareket edecek ve her türlü kınamaya, tahkir edilmeye, dışlanmaya, suçlanmaya rağmen vakarla hakkı haykıracak, eğri hattın yanına doğrusunu çizecek olan sizlersiniz. İnsanlar her ne kadar -şimdilik- kabul etmeseler de sizin hakkı söyleyip onu işlediğinize şahitlik edecekler. Ve birgün mutlaka bilecekler ki siz, emaneti zayi ediciler değil; aksine sahibine teslim eden güvenilir emanetçilersiniz.

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız