23 Ekim 2017 - 3 Safer 1439
İslâmî Şahsiyet - (Üçüncü Cild) | Takiyyuddîn En-Nebhânî

بسم الله الرحمن الرحيم

 

İnsan, amellerini belli kaidelere binaen yapar. Müslümanların kaidesi ise şer’î hükümlerdir. Allahu Teâlâ’nın emir ve nehiyleri çerçevesinde bir hayat sürmek isteyen müslüman üzerinde bu bir farziyettir. Bu da Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Rasulullah’ın kaynağı olduğu hükümlerin istinbat edilmesiyle ancak mümkündür. Allahu Teâlâ’nın mesuliyetini bütün Müslümanların üzerine yüklediği bu hüküm çıkarma mevzuu maalesef asırlar boyunca İslâmî Ümmet tarafından ihmal edilmiş ve Müslümanların ekseriyeti, müçtehid olmak yerine mukallid olmakla iktifa etmişlerdir.

Müslüman hayat yolunda yürürken, amellerini neye göre yapacağını, nasıl yapacağını bilmelidir. Bu bilme, tatbikattan yoksun bir bilme değildir; bilakis, tatbikata yönelik bir bilmedir, yani bir şeyi tatbik etmek için öğrenir veya bir şey yapacaksa onu yapmadan önce bu mesele hakkındaki şer’î hükmü öğrenir. İşte buradaki bilme, böylesi bir ‘bilme’dir.

Bu hükmün bilinmesine, anlaşılmasına “fıkıh” denir. Her şey bir usulü olduğu gibi fıkhın da bir esası, usulü vardır. İşte bu kitap, “Usûl’ul-Fıkıh”ın esaslarını ortaya koyan nadide bir eserdir. Şimdi kitabın “Usûl’ul-Fıkıh” bölümüyle sizleri baş başa bırakıyoruz:

 

Usûl’ul-Fıkıh

 

Asıl, lügatte üzerine bina edilen şeydir. İster bu bina, duvarın temel üzerine binası gibi, hissî olsun isterse malulün illet ve medlulün delil üzerine binası gibi, aklî olsun. Usûl’ul-Fıkıh ise; üzerine fıkhın bina edildiği kaidelerdir. Fıkıh ise; lügatte anlamakr. Allahu Teâlâ’nın şu sözü böyledir:

مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ

‘Senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz.’ Müteşerriilerin (Teşrî Usûlcüleri) ıstılahında ise; tafsilî delillerden istinbat edilmiş amelî Şer’i hükümleri bilmektir. Hükümleri bilene nispetle, hükümleri bilmekten maksat, mücerret bilgi değildir. Bilakis Şer’i hükümlere ilişkin melekenin hâsıl olmasıdır. Yani bu bilgi ve ondaki derinlik, bu hükümleri bilen şahıs nezdinde onlar hakkında bir meleke hâsıl olma sınırına ulaşmalıdır. Mücerret melekenin hâsıl olması, melekenin hâsıl olduğu kimselerin fakih olarak itibar edilmeleri için kâfidir. Onların tamamını ihata etmeye gerek yoktur. Ancak inceleme ve istidlâl yoluyla fer’î Şer’i hükümlerin cümlesini bilmek gerekir. Bir ya da iki hükmü bilmek kıh olarak isimlendirilemez. Delillerin türlerinin hüccet olduğunu bilmek de yine fıkıh olarak adlandırılmaz. Fıkıh olarak adlandırıldı ve bununla tafsilî delillerden istinbat edilmiş fer’î amelî hükümler toplamı kastedildi. Bu bağlamda “bu bir fıkıh kitabı” denilir, yani fer’î amelî hükümler ihtiva eden bir kitaptır. “Fıkıh ilmi” denilir ve bununla furûu amelî hükümler toplamı kastedilir. Ancak bu, amelî hükümlere hâssdır. Istılah olarak itikadî hükümler fıkıhtan değildir. Çünkü fıkıh, furûu amelî hükümlere yani itikatlara değil de, kendisiyle amellerin yapıldığı hükümlere hâssdır.

Buna göre Usûl’ul-Fıkıh’ın manası şöyle olur: Üzerine tafsilî delillerden amelî hükümlere ilişkin meleke hâsıl olmasının bina edildiği kaideler. Bunun için Usûl’ul-Fıkıh; kendisiyle tafsilî delillerden Şer’i hükümlerin istinbatına ulaşılan kaideleri bilmek olarak tarif edildi. Bizzat bu kaidelere de, yine Usûl’ul-Fıkıh denir. Bu minvalde “Usûl’ul-Fıkıh kitabı” dersin yani bu kaideleri ihtiva eden bir kitaptır. Yine “Usûl’ul-Fıkıh ilmi” dersin, yani kendisiyle tafsilî delillerden Şer’i hükümlerin istinbatına ulaşılan kaidelerdir. Usûl’ul-Fıkh’ın bahsi, kaideler ve deliller hakkında bir bahistir. Yani hüküm, hükmün kaynakları ve bu kaynaklardan hükmü istinbat keyfiyeti hakkında bir bahistir. Usûl’ul-Fıkıh, icmalî delilleri ve bunların Şer’i hükümlere delâlet yönlerini kapsar. Nitekim tafsil yönünden değil de bütüncül yönden icmalî delillerle istidlâl edenin hal keyfiyetini de yani içtihat bilgisini de kapsar. Aynı şekilde istidlâl keyfiyetini de kapsar. Bu da delillerdeki teadül ve tercihlerdir. Fakat içtihat ve deliller arasında tercih, deliller ve bunların delâlet yönlerinin bilgisine bağlıdır. Onun için bu iki bahis; deliller ve delâlet yönleri, hüküm ve bunun müteallikleri bahsiyle birlikte Usûl’ul-Fıkhın esasıdır.

Usûl’ul-Fıkıh, mutlak emir, mutlak nehy, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in fiili, icma’us-Sahabe ve kıyas gibi, belirlenmemiş icmalî deliller fıkhıdır. Bunlardan tafsilî deliller çıkar. Mesela, أقيموا الصلاة ‘namaz kılınız’, ولا تقربوا الزنا ‘zinaya yaklaşmayınız’, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kâbe’nin içinde namazı, hacir konulana velâyetin sübutu ve ücretliye kıyasen bir ücret tayin edildiği zaman vekilin ücrete müstahak olması gibi. Zira bunların hepsi Usûl’ul-Fıkıh’tan değildir. Çünkü bunlar, muayyen tafsilî delillerdir. Usûl’ul-Fıkıh bahsinde birer örnek olarak varit olmaları, bunların Usûl’ul-Fıkıh’tan oldukları manasına gelmez. Bilakis Usûl, icmalî deliller, bunların delâlet yönleri, istidlâl edenin durumu ve istidlâl keyfiyetidir.

Usûl’ul-Fıkıh, fıkıh ilminden ayrılır. Öyle ki fıkhın mevzusu, helallik, haramlık, sahihlik, batıllık, fasitlik açısından kulların fiilleridir. Usûl’ul-Fıkıh’a gelince; konusu, kendilerinden Şer’i hükümlerin istinbat edilmeleri yani Şer’i hükümler için ispat olmaları bakımından semi delillerdir. Hüküm vermek kime aittir, yani hüküm vermek salahiyeti kimindir, yani hâkim kimdir, üzerine hüküm verilen kimdir, yani bu hükmü infaz etmekle mükellef olan, yani mahkûmun aleyh kimdir, bizzat hüküm nedir ve hakikati nedir… Beyanıısından hükmün ve ona ilişkin olanlarının bahsi, sonra bunların ardından da deliller ve bunların delâlet yönlerinin beyanı kaçınılmazdır.




Sipariş etmek için:

0 312 229 77 91
Yorumlar
ali | 2014-09-24 18:16:56
Onayla
İptal
selamın aleyküm kitabı nerden bulabliriz acaba yardımcı olurmusunz