20 Ekim 2017 - 29 Muharrem 1439
Amerika’nın İslâm’ı Yok Etme Saldırısı | Dar-ul Ummah

Amerikan Saldırısının Dayanakları

 

İslâmî Âleme yönelik saldırıda Amerika, bir takım unsurlara dayanmaktadır. Bunlar şunlardır:

1-    Hususiyetle ikinci Körfez Savaşı’ndan sonra topyekûn İslâmî Bölgede Amerikan’ın nüfuzunu iyice yerleştirmesine yol açan gelişmeler sebebiyle İslâm Dünyası’ndaki nüfuzu ve devletlerarası ağırlığı. Bu ağırlığın ve nüfuzun verdiği avantajla, İslâmî Dünya’da kurulu olan devletlerin, Müslümanları Kapitalizm’e inandırarak İslâm’ı yok etmeyi hedefleyen Amerika’nın baskılarına daha fazla itaat etmeleri…

2-    Amerika’nın önderliğinde diğer Kapitalist ülkelerin de bu saldırıda Amerika ile işbirliğine girmeye hırs göstermeleri, Amerika’nın başarıya ulaşması için İslâmî Dünya’da nüfuzunu ve uşaklarını zorla yerleştirmede ona yardımcı olmaları... İslâm’ın; kendileri, çıkarları ve nüfuzları üzerinde tehlike teşkil etmesinde, bu devletlerin Amerika’dan farkları yoktur.

3-    Devletlerarası Hukuk’un bir vasıtası olan BM ve Sözleşmesi, planlarını uygulaması için BM’nin kullanımına verilen BM’ye tâbi teşkilatlar ve kurumlar, iktisadî, siyasî, askerî vb. icraatlarını gerçekleştirebilmesi için zorunlu gördüğü hallerde kullanabileceği devletlerarası kanunlar…

4-    Amerika ve müttefiklerinin saldırıda en etkili bir silah olarak kullanabilecekleri Devletlerarası medya kuruluşları üzerindeki hakimiyetleri... Ki bu medya kuruluşları, İslâm’ı gerçek şeklinden saptırmada kullanıldığı gibi, bu saldırıda kullanılan sloganların sürekli gündemde tutulabilmesi, İslâm’a bağlı olanların “köktendinci”, “şiddet yanlısı”, “aşırı”, “kaba” ve “terörist” gibi sıfatlarla itham edilerek dünyanın, onlara karşı düşman hale getirilmesi için de kullanılacaktır. Hususiyetle içerisinde bulunduğumuz asrın (20. Asır) ikinci yarısında telekomünikasyon alanında görülen devrim sebebiyle dünyanın adeta küçük bir köy haline getirildiği, neredeyse sesli, görüntülü veya yazılı bir yayın organının girmediği tek bir evin kalmadığı günümüzde medyanın tehlikesi apaçık ortadadır.

Galiba Amerika’nın bu saldırısında kullandığı dayanakların en tehlikelisi ve iğrenç olanı uşak yöneticiler, onların yanlarında bulunan ücretli münafıklar, menfaat düşkünü fırsatçılar, kâfir Batının kültürü ile sırtlanlaşan yardımcılar, Batı tarzı hayata hayran olanlar, hatta ve hatta İslâm’a çok önem verdiği görüntüsü veren gerçekte ise Din’in hayattan ayrılmasına çağrıda bulunan, Laiklerden olan fakat kendilerini insanlara “İslâmcı düşünür” olarak tanıtanlar ve yöneticilerin arzularına göre hareket eden birtakım âlimlerin oluşturduğu kimselerdir.

Bunların tamamı, Kapitalizm için Müslümanları dinlerinden döndürme hamlesinde çeşitli yollar ve vasıtalarla Amerika’nın saldırılarına hizmet etmektedir. Bu saldırıda kullanılan çeşitli yol ve vasıtalar ise şunlardır:

-       Medya saptırması,

-       İslâmî mefhumların ve hükümlerin tahrif edilmesi,

-       Küfür kanunlarının tatbik edilmesi ve bu tatbikatta lazım olan kanunların çıkartılması ve kullanılması,

-       Kâfirlerin nüfuz ve egemenliği altında kalmaları için çeşitli bağlar, anlaşmalar ve ittifaklarla bölge ülkelerinin kıskaç altına alınması,

-       Ümmet’te bulunan İslâmî değerlerin katledilmesi hedeflenerek Ümmet’in fakirleştirilmesi için kâfirlerin planlarını infazda üzerlerine düşen rolleri yerine getirmeleri,

-       Ümmet’in samimi evlatlarına baskı yaparak susturmak, insanlar arasında baskı ve terör havası yaymak suretiyle, açıkça hakkı söylemeye cesaret edecek kimse bırakmamak. Ümmet’in küçük düşürülmesi, küfre ve kâfirlere uysallıkla itaat etmelerini kolaylaştırmak için ortam hazırlamak.

Müslümanları Kapitalizm’e inandırma yoluyla İslâm’ı yok etmeyi hedefleyen Amerika’nın, İslâm’a ve Müslümanlara karşı başlattığı kampanyanın en bariz hususiyetleri bunlardır. Bu saldırı, Kapitalizm’in özünü oluşturan dört sloganda toplanmaktadır. Bunlar; Demokrasi, çoğulculuk, insan hakları ve pazar siyasetlerinden meydana gelmektedir.

Bu sloganlara saldırmaya ve tafsilatlı olarak bunları çürütmeye başlamadan önce bu sloganların kaynaklandığı esastaki bozukluğu açıklamak lazımdır.

Bu esas, Din’in hayattan ayrılmasını öngören Kapitalizm Akidesi’dir. Bu Akide, akletme ile hatta mantıkî bir işlemden bile çıkmış değildir. Bu Akide, birbirine zıt iki fikir arasında orta bir çözümdür. Bu fikirler; Ortaçağ boyunca hayattaki her şeyin Din’e boyun eğmesi gerektiğini söyleyen Avrupa’daki Din adamlarının çağrıda bulundukları fikirler ile Yaratıcı’nın varlığını inkâr eden birtakım düşünür ve filozofların çağrıda bulundukları fikirler arasında orta bir çözümdür.

Din’in hayattan ayrılması fikri, iki taraf arasındaki orta bir çözümdür. Birbirinden farklı iki şey arasında bir orta çözüm tasavvur edilebilir. Ancak birbirine zıt iki şey arasında orta bir çözüm tasavvuru mümkün değildir. Ya insanı, hayatı ve kâinatı yaratan bir Yaratıcı vardır ki, bu durumda Yaratıcı’nın insan için hayatta takip edeceği bir nizam koyup koymadığı ve ölümden sonra da koyduğu nizama göre hareket edip etmediklerinden dolayı insanları hesaba çekeceği araştırılır. Ya da bir Yaratıcı yoktur, dolayısıyla da Din’in hayattan ayrılması diye bir şey söz konusu olamaz. Zira bu durumda Din tamamen terk edilir.

Ayrıca, “Yoktan Yaratıcı’nın varlığı pek o kadar da mühim değildir” sözü hem akla uymamakta, hem de insan bu ifadeden mutmain olmamaktadır.

Görüldüğü üzere Kapitalist Akide’nin sadece orta bir çözümden ibaret olması, içerisinde orta bir çözümün bulunmasının doğru olmadığını gösterir. Yalnızca bu durum bile, bu Akide’nin çürütülmesi için yeterli bir sebeptir. Yaratıcı’nın varlığına iman edenlerin veya inkâr edenlerin varlığı durumu değiştirmez.

Oysa kesin aklî delil; insanı, hayatı ve kâinatı yaratan bir Yaratıcı’nın var olduğu, bu Yaratıcı’nın, insan için dünyada takip edeceği bir nizam koyduğu ve insanoğlunu dünyada bu nizama bağlı kalıp kalmadığı konusunda, öldükten sonra hesaba çekeceği sonucuna götürmektedir.

Bununla beraber burada, bir Yaratıcı’nın var olup olmadığını veya insan için bir nizam koyup koymadığını araştırmaya gerek yoktur. Buradaki araştırmayı Kapitalist Akide ve onun bozukluğunu açıklama noktasında yoğunlaştırmak gerekir. Bu hususun araştırılmasında, bu Akide’nin akla dayanmayan ve birbirine zıt iki fikir arasında orta bir çözüm olduğunu ortaya koymak yeterlidir.

Sadece Kapitalist Akide’nin çürütülmesi, bir bütün olarak Kapitalizm’in reddi için yeterlidir. Çünkü bozuk bir esas üzerine oturtulan şey de bozuktur. Bu söz şu manaya gelmektedir: Kapitalizm’in bozukluğunu ortaya koyabilmek için ideolojinin esasî fikirlerinin detayına girmeye gerek yoktur. Ancak bu fikirlerden bir kısmının revaçta olması, bazı Müslümanlarca kabul görmesi ve Amerika’nın İslâm’a ve Müslümanlara yönelik çirkin saldırılarda kullandığı sloganlardan olması sebebiyle, bu sloganlara saldırıda bulunmak, bozukluğunu, İslâm’la çeliştiğini yani Müslümanların onu almalarının haram olduğunu, tamamıyla terk etmelerinin, ona çağıran ve devam eden herkesle çatışmanın farz olduğunu açıklamak kaçınılmaz olduğu için sadece bu detaylar üzerinde durulacaktır.

Yukarıda da geçtiği gibi Demokrasi, Çoğulculuk, İnsan Hakları ve Pazar Siyasetleri sloganlarının detaylarını "Amerika'nın İslâm'ı Yok Etme Saldırısı" isimli kitabımızda bulabilirsiniz...

 




Sipariş etmek için:

0 312 229 77 91
Yorumlar