22 Ağustos 2017 - 29 Zi'l-ka'de 1438
Suriyeli Direnişçi Gruplar Referandum Hakkında Ne Dediler?
2017-04-19 12:55:57 | Ajanslar - Köklü Değişim Medya | Suriyeli Direnişçi Gruplar Referandum Hakkında Ne Dediler?
Türkiye’de 16 Nisan’da gerçekleşen referandum sonrasında Suriyeli direnişçi gruplardan art arda mesajlar geldi. Peki, referandum sonuçlarına ilişkin kim, ne dedi?

Köklü Değişim Medya

Türkiye’de 16 Nisan’da gerçekleşen referandum sonrasında Suriyeli direnişçi gruplardan art arda mesajlar geldi. Ahraru’ş-Şam, Heyet-u Tahriru’ş-Şam, Dr. Abdullah Muheysinî’den gelen mesajlar şu şekilde:

Ahraru’ş-Şam İslam Hareketi Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklama:

“Ahraru’ş-Şam olarak, Suriye direnişinin dostu Türkiye halkını ve hükümetini anayasa değişikliğine ilişkin referandumda elde edilen başarıdan dolayı tebrik ediyoruz.

Anayasada yapılan bu değişiklik ve elden edilen başarı, Türkiye’nin bölgemizde yaşanan haksızlıklara ve zulme karşı durabilmesi için önemli bir adımdır.

Bizler, Türkiye’nin kalkınmasının ve istikrarının devam etmesini, Suriye halkının Esed rejimine karşı verdiği hak ve adalet mücadelesinde Türkiye’nin halkımıza destek olmaya devam etmesini temenni ediyoruz.

Geçtiğimiz yıllar boyunca halkımızı ve mübarek davasını kucaklayan, acıların hafifletilmesinde yardımcı olan ve mazlumlara destek veren Türkiye’ye teşekkür ediyoruz.

Doğrusu Allah, güzel işler yapanların mükâfatını asla boşa çıkarmaz.”

Heyet-i Tahrir-u Şam siyasî sözcülerinden Zeyd El-Attar Türkiyede yapılan referanduma ilişkin açıklama yayınladı. Açıklamanın Türkçesini ilginize sunuyoruz:

“Kuşkusuz batı sistemlerinin kayıtlarından özgürleşmenin sürdürülmesi ve önderlik ve bağımsızlık sahasına geçilmesi, tüm projelerin başarılı olmasının temeli ve doğru yola yönelimdir. Kararlarımızda bağımsız olmadığımız ve kendimize, gücümüze ve mirasçısı olduğumuz ve sorumluluğunu taşıdığımız köklü tarihimize güvenmediğimiz sürece ümmetimizin işleri düzelmeyecektir. Müslüman Türk halkını sevindiren, bizi de sevindirir; onları üzen ve onlara eza veren şeyler, bizi de üzer, bize de eza verir. Türk halkına karşı boynumuzda bir borç bulunmaktadır. Devrimlerinde Suriye halkının yanında durmaları, iki halk arasındaki İslam bağının hala köklü olduğunun en güzel delilidir. ‘Ehli-Sünnet’ olarak temsil edilen derin İslami bağlara yönelinmesi, tüm bölgeyi kavuran hile ve entrikaları yıkacak olan kaledir. Bu, İzzet ve şeref gemilerinin konakladıkları bir denizdir. Bizler, Türkiye’nin Müslüman halkların meselelerini desteklemeye ve yanlarında durmaya sevk edecek olan sınırlamalardan kurtulmasına ve İslam dünyasına serbestçe yönelmesine yardımcı olacak; iradesinin ve beldelerinin istikrarına katkı sağlayacak her olayı ve değişimi güzel karşılıyoruz.”

Ayrıca Dr. Abdullah Muheysinî, Türkiye’de yapılan 16 Nisan Referandumunun ardından başlayan tartışmalar hakkındaki görüşlerini açıkladı. Heyet Tahrir Eş Şam Siyasi Sorumlusu Zeyd Attar’ın referandumu değerlendiren açıklamalarının ardından başlayan tartışmalar sürerken Suriyeli Sünni Muhaliflerin başvuru mercii konumundaki ilim adamı Muheysinî, süreç ve Tahrir eş-Şam açıklaması hakkındaki görüşlerini ifade etti:

“Mücahid kardeşlerden biri bana sordu: “HTŞ’nin siyasi sorumlusu Zeyd Attar’ın sözü hakkında ne düşünüyorsun?” Dedim ki: “Sözleri beni temsil eder”

Türkiye halkını mutlu eden şey bizi de mutlu eder ve tüm Müslümanları mutlu eder. Onun şu sözü, insaflı hak bir sözdür ve güzelliğe verilen karşılıktır: “Suriye halkının yanında durmalarıyla bizim boynumuzda onların borcu vardır.” Ben, Şam ehline yardım eden bir muhacir olarak diyorum ki; onlara yardım eden bana güzellik yapmış gibidir.

Eşyalar zıtlarıyla ayırt edilir… Dera’daki kardeşlerimizin haline bakın. Ürdün hükümetinin icraatları, zulümleri ve yüzüstü bırakmasının sonucudur…

Ben, bu kardeşime ve diğerlerine izahen (genel olarak siyasi işler hakkında) faziletli kardeş Zeyd Attar’ın sözleri dışında diyorum ki: “Allahu Teâlâ bağlayıcı bir emirle Müslümanların topraklarını özgürleştirmek ve din sancağını yükseltmek için tüm gayretleri sarf etmemizi bize emretmiştir. Bu gayret siyasi ve kıtalî olur. Biri diğerinden daha az önemli değildir.”

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onlara gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın.” (Enfal 60) Burada “kuvvet” nekre (belirsiz) gelmiştir. Genel anlaşılır. Her türlü gayreti sarfetmeyi içerir; askerî, siyasi, teknik, idari ve diğerleri…

Ama Allah’ın kevni kanunları dışında sadece savaşla mazlumlara yardım etmek ve Allah yolunda cihadı ikame etmek isteyen kaynaktan uzaklaşmış yolu kaybetmiştir. İşte DAEŞ, çok büyük kuvvete ulaştı ve dünyayı karşısına aldı. Allah’ın kevni sünnetlerini örttü. O (kuvveti) ondan bir şeyi koruyamadı.

Buna mukabil “Taliban Emirliği” 20 seneden fazla sebat etti. Düşmanlarını azaltmak ve yardım etmesi mümkün olanlardan yardım almak için tüm gayretlerini sarf etti. Komşu devletlerle iyi ilişkiler kurdu. Ama silahını da bir gün olsun terk etmedi veya baskılara boyun eğmedi.

Rasulullah (sav)’in siyerini ve cihad siyerini okuyan siyasi ilişkilerle dolu olduğunu görecektir. Rasulullah (sav)’in hicretten sonra aldığı ilk karar siyasi bir karardı. Yahudilerle yapılan imtiyazlı Medine Sözleşmesi idi. Bununla Medine’nin savunması ortak yapılacaktı. En şiddetli düşmana karşı Allah’ın kevnî kanunlarıyla amel etmek ve tüm sebepleri yerine getirmek hayır ise soykırıma uğrayan göç ettirilen mazlum halka yardım etmeye çalışan, ümmetin savunmasını yüklenen zayıf cihadi cemaatler nasıl olmalıdır?

Söz, siyasi ilişkilerden olmamalı, ilişkilerin tabiatından ve manalarından olmalıdır. Ben siyasi ofisteki kardeşleri, güvenilir ve adaletli olarak biliyorum. Bir adım atmadan önce mutlaka ilim ehli mücahidlerden oluşan HTŞ’nin şer’i ofisine danışırlar.

Allah’ım Heyet’teki siyasetçi kardeşlerimiz ve diğerlerini mazlumlara yardım ve Müslümanlardan zilleti kaldırmada muvaffak kıl. Bizi ve onları bu din üzere sabit kıl.”


Yorumlar

SON HABERLER