23 Mayis 2017 - 27 Şaban 1438
İLKAV’a Cuma Vaazında Provokasyon
2017-03-10 18:30:41 | Köklü Değişim Medya | İLKAV’a Cuma Vaazında Provokasyon
İLKAV’ın kendisine ait mescitte Cuma vaazı esnasında Müslümanlara yapılan zulümlerden bahseden Yalçın İçyer’e bir kaç provokatör tartışma çıkarıp, ardından da küfürlü sözler sarf ettiler.

Köklü Değişim Medya

Her hafta Cuma namazı eda edilen kendilerine ait mescitte vaaz esnasında Müslümanlara yapılan zulümlerden bahseden Yalçın İçyer’e bir kaç provokatör önce tartışma çıkarıp ardından da küfürlü sözler sarf ettiler.

Hutbede Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar ve Osman Yıldız hakkında gerçekleşen haksız gözaltıya binaen yapılan basın açıklaması okunurken yeniden sataşmalar cereyan etmiştir. 

Namaz çıkışında devam eden ve arbedeye dönüşen olayda Yalçın İçyer, Hayati İsaoğlu ve yanlarındaki bir kişi gözaltına alınmıştır.                     

Alınan bilgilere göre Çankaya Emniyet Müdürlüğüne götürülen Yalçın İçyer, Hayati İsaoğlu ve yanlarındaki üçüncü kişi buradan TEM Şube Müdürlüğüne sevk edilmiştir.

Son zamanlarda İslami camiaya karşı gerçekleştirilen baskı ve desiselerden payını alan İLKAV camiasına yapılan bu provokasyonu kınıyor, kendilerine geçmiş olsun diyoruz.

 

Bahsi geçen Basın Açıklaması;

 Hutbe: Basın açıklaması

“Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır. İman edip sâlih ameller işleyenlere ise zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur. Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.” (85 Buruç 10-12)

Değerli Müslümanlar, Bugün Hicri 11 cemaziye’l-Ahir 1438 Cuma rabbim günlerimize bereket katsın. Hutbemiz tarih boyunca Müslümanlara reva görülen baskı ve şiddete dair olacak inşaAllah.

İnsanlık tarihi sürekli bir hak-batıl mücadelesine sahne olmuştur. Ve hep hak galip gelmiştir. Çünkü hak gücünü Allah’tan almaktadır. Hakkın temsilcileri genelde mustaz’af, güçsüz onların tabiri ile ayak takımı insanlardan oluşmuştur. Nuh, Musa, Şuayb, Lut, Salih, İsa ve Muhammed (a)’ların mücadelelerine bakarsak hep aynı esaslar çerçevesinde yapıldığını ve müşriklerinde aynı duruşla, aynı mantıkla karşı durduklarını görürüz.

Kur’an’da örnekleri olan kıssalara bir göz gezdirsek; işte Yasin suresindeki kasabalılar, Ashab-ı Kehf, yukarda okuduğum Buruç suresindeki Ashab-ı Uhdud örnekleri karşımıza çıkar. Her birisi yaşadıkları bölgede nebevi davete iman edip o uğurda taviz vermeden her türlü zulüm ve işkenceyi göze alan kutlu insanlardır ki Kur’an kıyamete kadar onları anarak örnek göstermektedir. Bu mübarek insanların tek ve affedilemez suçları yerlerin ve göklerin hakimiyetinde Allah’ı tevhid etmeleri ve O’na hiçbir gücü ortak koşmamalarıdır.

Rasul’ün irtihalinden sonraki süreç de aynı esaslı mücadeleye tanıklık etmiştir. İşte Hz Ömer, Hz Ali’nin ve Hz Hüseyin’in mücadele ve şehadetleri. Tüm bu dönemde yaşananlar da aynı davanın devamı olarak görülmelidir. Uluslararası arenada da Müslümanlar hep ötelendi, işkence ve hapis gibi cezalara mahkum edildiler. Guantanamo, Ebu Gureyb, İsrail zindanlarında yatan Müslümanlar bu iddiamızın delili ve son yüzyılın yüz karasıdır.

Yakın tarihimize bakarsak; cumhuriyetin ilk yıllarından 50’li yıllara kadar ki dönemde de birçok Müslüman hapis ve sürgün cezası yedi birçokları da zulmen şehid edildi. Yapılan devrimlere, batılılaşmaya muhalefet suçuyla acımasızca tecziye edildi. 50’li yıllardan günümüze de bunca özgürlük, hürriyet, söylemlerine rağmen çok fazla bir şeylerin değişmediğini görmekteyiz. Son günlerde Müslümanlara yönelik yapılan haksızlıklar İLKAV ve KALEM-DER’in ortaklaşa kaleme aldığı basın açıklamasında protesto edildi. Bildiriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Eski baskı dönemlerinin geride kaldığına dair açıklamalarına ve Müslümanlara dinlerini yaşama, İslâmî görüşlerini özgürce açıklama vaadlerine ve bu konuda attıkları küçük adımlarla büyük çaplı övünmelerine rağmen, iktidarın, Müslümanlara karşı acımasız tavırlarına giderek artan biçimde şahit olmaktayız. Almanya'ya, kendi bakanlarına toplantı izni vermedi diye haklı olarak kızanlar, büyük bir çelişkiyle kendi ülkelerinde” Hilâfet” konulu toplantıya izin vermiyor, ayrıca izin isteyenleri gözaltına alıyor. Bu da yetmiyor; tutuklananlara tepki gösteren, içlerinde çocuklar ve kadınların da bulunduğu yüzlerce kişiyi de göz altına alıyorlar.

Son birkaç ayda vuku bulan bazı olayları hatırlatalım: Gülen grubuna yakın olanların, onlara nasılsa yardım etmiş olanların yahut bir şekilde yasal düzlemde yolu kesişenlerin bile üzerine acımasızca gidilirken, kurunun yanında nice yaşlar da yandı. Onlarca mağdur kişi çaresizlikle bunalıma girip intihar etti. Binlerce kişinin ailesi, çocukları sefalete itildi. Gaziantep’te bazı medreseler kapatıldı. 4 ay önce Konya’da Selam-Der adlı dernekle birlikte başında Alâaddin Palevi Hoca’nın bulunduğu İslâmî ilimler tahsil edilen medrese kapatıldı, binasına ve kitaplar dâhil içindeki eşyalara el konuldu. Alâaddin Hoca, Türkiye'yi terketmek mecburiyetinde kaldı. TEGEV adıyla eğitim faaliyeti sürdüren Müslümanlara ait özel okullar kapatıldı. Merkezi Adana’da bulunan Furkan Vakfı’nın nice faaliyetlerine izin verilmedi.

Şimdi de "Hilâfet Konferansı"na yasak getirilmesi ve Hizbu’tTahrir Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar’ın gözaltına alınması üzerine, 6 Mart Pazartesi günü, onun tutuklanmasına tepkilerini göstermekten başka "suç"(!)ları olmayan ailesi, yakınları ve dostlarından oluşan kadınlı-çocuklu yaklaşık 300 kişi gözaltına alındı. Dünyanın öbür ucundaki bir zulme bile sessiz ve seyirci kalmamızın câiz olmadığını bilen Müslümanlar olarak, yaşadığımız ülkede olup biten haksızlıklara duyarsız ve tepkisiz kalamayız. Sadece kendisine ve yandaşlarına değil; herkese özgürlük vaadederek göreve gelen iktidarın; özellikle kendisini desteklemeyen Müslümanların fikir hürriyetini yok sayan adaletsiz tutumuna itiraz ediyor, kendi çizgisinde olmayan tüm sesleri susturmayı hedeflediği gibi bir görüntü veren bu yanlış tavırlardan bir an önce dönmesi gerektiğini haykırıyoruz.

Hizbuttahrir, hilâfet vurgusunu öne çıkartan, ancak bu düşüncesini kabul ettirmek için silahlı eylemlere hiç müracaat etmemiş, tıpkı bizler gibi fikrî olarak mevcut düzene muhalif olan İslami cemaatlerden biridir. Hizbuttahrir cemaatinden olmayabiliriz. Onu bazı konularda eleştirebiliriz. Nitekim bizler de, Hizbuttahrir'in bazı konulardaki yaklaşımlarıyla tam örtüşmüyoruz, ama onların bu konudaki fikirlerini toplumla özgürce paylaşabilme haklarını sonuna kadar savunuyoruz. Ancak, laik devletin ve onu yöneten laik hükûmetin, Müslümanların aralarındaki farklı fikrî oluşumları eleştirmeye bile kesinlikle hakkı olamaz. Varsa birtakım farklılıklarımız ve ihtilaflarımız, ümmet olarak Müslümanları ilgilendirir ve bunlar ancak ümmet ailesi içinde çözümlenebilir. Laik devleti ve yöneticilerini ilgilendirmez.

Laik devletin cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, uzun süredir tekrar ettiği ve çok yakın zamanda Suudi Arabistan’ın El-Arabiya televizyonuna verdiği mülakatta bir daha propaganda ettiği laiklik anlayışına göre, "bütün inançlara eşit uzaklıkta olup hepsinin kendisini özgürce ifade etmesini güvence altına alan bir laik devletten yana olduklarını" ifade etmişti. Neden bu beyanda belirtilen farklı inançlara revâ görülen fikir özgürlüğü, muhalif Müslümanlara da verilmemekte ve şiddete bulaşmadıkları halde bazı İslami gruplar sırf farklı inanç ve düşüncelerinden dolayı baskı altına alınmakta, tâciz edilmekte, çeşitli zulümlere muhatap kılınmaktadırlar? Bu gidiş, iktidara eklemlenmeyen İslami grupların hepsinin tek tek üzerine gidilip baskı altına alınacaklarının işaretlerini vermektedir. Hele bir de referandumdan galibiyetle çıkması halinde, iktidarın, bu tavrını daha sert ve daha yaygın biçimde uygulamaya koyup Diyanet ve yandaş gruplar dışında kalan tüm İslami çalışmaları zapturapt altına almaya ve farklı düşünen Müslümanlara hayatı çekilmez kılmaya yönelebileceği endişesini uyandırmaktadır.

Hangi cemaat mensubuna yapılırsa yapılsın bir zulüm gerçekleştiğinde, Müslümanlar, bu zulüm karşısında "ben de o cemaattenim" veya "ben de Hizbu’t-Tahrir’im"  demesi gerekmese bile, Müslüman mazlumların yanında yer alamıyorlar ve zâlimlere tavır koyamıyorlarsa, bu tutum adil şahidler olma sorumluluğuyla bağdaşmaz. Müslümanlar, özellikle tevhidî bilince sahip olanlar, cemaat taassubundan uzaklaşıp birbirlerine sahip çıkmadıkları müddetçe vahdet türküleri söylemeye de, İlâhî rahmetin üzerlerine inmesini beklemeye de hakları yoktur.

Bizler, genelde kime yapılırsa yapılsın tüm haksız uygulamaları, özelde Müslümanların inanç ve fikir hürriyetine müdahale edilmesini, Mahmut Kar ve arkadaşlarının tutuklanmasını protesto ediyoruz. Görece özgürlük vaadiyle iktidar olan hükûmeti, hiç değilse kendi ahdine sadakate ve bu bağlamda tüm insan haklarına saygı göstermeye çağırıyoruz.”

http://ilkav.org/web/haber-1079-hutbe---basin-aciklamasi.html

10.03.2017

Hazırlayan: Hayati İsaoğlu  

                                                                                                                              


Yorumlar

SON HABERLER