21 Nisan 2018 - 5 Şaban 1439
Hizb-ut Tahrir Malezya, Uluslararası Hilafet Konferansı Düzenledi
2017-12-11 16:32:08 | Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi | Hizb-ut Tahrir Malezya, Uluslararası Hilafet Konferansı Düzenledi
Hizb-ut Tahrir Malezya, 9 Aralık 2017 M tarihinde Kuala Lumpur'da Uluslararası Hilafet konferansı düzenledi. Konferansa Türkiye’den Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar katıldı.

Köklü Değişim Medya

Hizb-ut Tahrir Malezya, 21 Rebiyülevvel 1439 H - 9 Aralık 2017 M tarihinde Kuala Lumpur'da Uluslararası Hilafet konferansı düzenledi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Konferans'ta İslam ümmetinin vakıası ve uyanışı, 3 Mart 1924'de sömürgeci kâfirler eliyle Hilafet'in yıkılışı ve Hizb-ut Tahrir ile çalışarak Ümmetin üzerine farz olan Hilafet'in tekrar ikamesi için daveti taşımak konuları ele alındı. Hizb-ut Tahrir gecesini gündüzüne katarak Allah'ın ve Rasulünün vaadi olan Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet'in tekrar ikamesi için çalışmaktadır.” denildi.

Konferansa Türkiye’den de Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar da katıldı. Demokrasinin insanlarda ne tür felaketlere yol açtığını kısaca izah eden Kar’ın konferans konuşmasını istifadenize sunuyoruz:

(NOT: Videonun 1:00:09 - 1:22:25 arasında Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar'ın konuşmasını izleyebilirsiniz)


بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

الحمد لله رب العالمين...

Kıymetli kardeşlerim ve bacılarım…

Sizlere; İslam’ın toprağından, Hilafetin merkezi Türkiye’den selamlar getirdim.

Fatih Sultan Muhammed Han’ın fethettiği beldeden, Osmanlı Hilafet Devleti’nin son başkenti Payitaht İstanbul’dan Malezya’ya sizlere selamlar getirdim.

Halife 2. Abdülhamit Han’ın çok değer verdiği Malezya’ya gelmiş olmak ve aranızda bulunmaktan son derece mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh…

Kıymetli Misafirler; Osmanlı Hilafet Devleti’nin İngilizler ve onların yerli ajanlarının eliyle yıkıldığı sömürge döneminin üzerinden tam 94 yıl geçti. 94 yıl önce İslam Ümmetinin kalkanı olan Hilafet Türkiye’de ilga edildiğinde, sömürgeci kâfirler Hilafeti ortadan kaldırmanın sevinci ile sabahladılar. Yeryüzünün tüm kıtalarına yayılmış Müslümanlar ise başlarına gelen bu büyük felaketin dehşeti ile sarsıldılar. O günden sonra işgaller işgalleri, katliamlar katliamları, musibetler musibetleri takip etti. Askeri, siyasi ve kültürel alanda işgal edilmemiş bir beldemiz, sömürülmemiş bir kaynağımız ve kirletilmemiş hiçbir değerimiz kalmadı. Aynen Yecüc ve Mecüc’ün her tepeden saldırması gibi, kâfirler de İslam Ümmetine her yönden saldırdılar.

Kâfirler demokrasi vaatleri ile Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ettiler. Tunus, Mısır, Yemen, Libya, Suriye ve daha birçok ülkede Müslümanların uyanışını demokratik çözüm ve savaşlar ile bastırarak işbirlikçi yönetimlerin ömrünü uzatmaya çalıştılar. Müslümanlar ile kâfir Batılılar arasında 100 yıldır devam eden bu savaş küresel bir savaştır. Bu savaş İslam küfür savaşıdır.

İşte bugün başını Amerika’nın çektiği bu küresel savaşta kâfirlerin elinde kalan tek ve en etkili silah demokrasidir. Ne acıdır ki; Batı’nın bu silahını Müslümanlara karşı kullanmaktan çekinmeyen beldelerimizdeki yöneticiler, âlimler ve akademisyenler, İslam ile demokrasinin birbirine zıt olmadığını ve İslam'ın bir yönetim sisteminin bulunmadığı söyleyerek bu çetin savaşta kâfirlerin safında yer aldılar. Hatta onlar, demokrasinin İslam’dan olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler!

Kıymetli Davetliler! Bugün ben sizlere demokrasinin küfür nizamı olduğunu veya İslam ile taban tabana zıt olduğunu anlatmayacağım. Zira bu aklen ve şer’an ortadadır. Aksine ben, doğduğu ve büyüdüğü topraklar olan Batılı ülkelerde dahi demokrasinin tatbik edilmediğini, demokrasinin bütünüyle yalan ve saptırmalar üzerine kurulu sahte bir sistem olduğunu anlatacağım. Yine bu sistemin İslam dünyasındaki başarısızlığını, tutarsızlığını ve kokuşmuşluğunu anlatmaya çalışacağım.

Değerli Misafirler!

Demokrasi, Batılıların iddia ettiği gibi çoğunluğun seçtiği yöneticilerin idare ettiği bir yönetim sitemi değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Çünkü Batı toplumu her zaman bir avuç elit, aristokrat ve sermaye sahibi azınlık tarafından yönetilmiştir. Bunun en açık örnekleri bizzat Batılı ülkelerdeki yönetimlerdir. Amerika’da senato ve devlet başkanı sözde seçim sonuçlarına göre belirlense de, asıl belirleyici olan halkın kendisi değil, kapitalist sermaye şirketleridir. Zira Amerika’da bugüne kadar seçilen devlet başkanları ve senato üyelerinin hepsi, petrol ve silah şirketi sahiplerinin iradelerini temsil etmektedirler. Öyle ki onların, seçim kampanya masraflarını dahi işte bu kapitalist şirket sahipleri karşılıyorlar.

Demokrasinin beşiği olduğu söylenen İngiltere’ye gelince; orada eskiden beri aristokratlar (soylu aileler), zenginler ve büyük sermaye sahipleri yönetime hâkimdir. İngiltere’nin demokrasi üzerinde yürüdüğü iddia edilse de hakikatte yöneticiler özel bir sınıftan yani aristokratlardan (soylulardan) tayin edilmektedirler. Tayini yapanlar ise soylu aileler ve kapitalist kartel şirketlerdir.

Bu gerçeği sadece biz değil Batılı halklar da bilmektedir. Bunun için Batı’da seçimlere katılım oranları çok düşüktür. Çünkü seçimlerin göstermelik olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Batı’da demokratik seçimlere katılım oranı ortalama %50’dir. ABD’de Cumhuriyetçi Donald Trump’ın başkan olduğu seçimlere katılım oranı sadece % 55,4’tü. Düşünebiliyor musunuz; halkın yarıya yakınının sandığa gitmediği bir seçimle ABD’ye başkan belirlendi. Yine bugün birçok Avrupa ülkesinde %20, %30 oranında oy almış partiler ve liderler yönetimdedirler.

Demokratik olduğu iddia edilen ülkelerin çoğu ya azınlık hükümetler tarafından ya da koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmektedir. Bu nedenle kurulacak hükümetler güvenoyu almak için oy oranı az olan partilerin desteğine ihtiyaç duyuyorlar. Bakınız; Almanya başbakanı Merkel’in partisi son seçimlerde en yüksek oyu almasına rağmen iki aydır hükümet kuramıyor. Dolayısıyla şunu açıkça söyleyebiliriz ki, “Demokrasinin tatbik edildiği ülkelerde meclisler çoğunluğun görüşünü temsil eder” sözü yalan ve aldatmacadan başka bir şey değildir.

Soruyorum! Sizce bugün dünyadaki gelirin %95’ine sahip olan sermaye sahipleri, yönetim ve söz söyleme hakkını insanların tümüne bırakırlar mı? Eğer demokrasi halkın iradesi ise insanlığın ortak kaynakları niçin halka dağıtılmaz. Niçin halkın tamamı bu kaynaklardan gerekli oranda istifade edemez ve kaynakların neredeyse tamamı sadece bir avuç kapitalist zenginin tekeline bırakılır?

Değerli Konuklar! Demokrasi aynı zamanda insani ve ahlaki bir sistemde değildir. Demokrasi uygulandığı hiçbir ülkede insanlara refahı, emniyeti ve mutluluğu temin edememiştir. Aksine her tarafta büyük sosyal buhranlar ve toplumsal kargaşalara neden olmuştur.

-Batı’da insanlık tamamen bitmiştir. Kapitalizmin simgesi olan büyük gökdelenlerin ve metropollerin birkaç sokak ötesine gittiğinizde, Batının gizlemeye çalıştığı insanlık dışı hayat ile karşılaşırsınız. Halkın çoğunun yoksulluk ve hastalıklarla boğuştuğunu görürsünüz. Suç oranlarının her geçen gün katlanarak arttığına şahit olursunuz. Batılılar, hırsızlık, gasp, cinayet, taciz ve tecavüz olaylarının önünün alınamadığını bugün artık kendileri itiraf etmektedirler.

Kendi istatistiklerine göre; ABD’de her 23 dakikada bir kişi öldürülüyor,

Her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor,

Her 49 saniyede bir kişi saldırıya uğruyor.

Avrupa ülkelerinin suç istatistikleri ise adeta Amerika ile yarışır bir vaziyettedir.

-Ahlaki alanda da Batı tam bir çöküş yaşıyor. Demokrasinin bayraklaştırdığı özgürlükler fikrinin uygulandığı Batı’da Ahlaki değerler de tamamen çökmüştür. İçki, zina, fuhuş, uyuşturucu, eşcinsellik, insan ve organ ticareti gibi kötülüklerin kaynağı işte bu özgürlüklerdir. Ahlaksızlıkların boyutu o dereceye ulaştı ki, Batılı devletler yaygınlaşan bu pislikleri artık çıkardıkları yasalarla meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Bakınız; Kendi verilerine göre ABD’de 20 milyon eşcinsel bulunuyor.

Avrupa’da evlilik dışı çocuk oranları; Danimarka’da % 48, İngiltere’de % 30, Almanya’da % 18, Fransa’da % 14’tür.

Dünya çapında yapılan bir araştırmada 137 ülkenin katıldığı emniyet güçlerinin verilerine göre insan ticaretinden her yıl 30 milyar dolar kazanç elde ediliyor. Avrupa serbest ticaret bölgesinde kadın ticaretinden elde edilen yıllık toplam kazancın 15 milyar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Avrupa’da kadınların %55’i çoğunlukla işyerinde cinsel tacize maruz kalıyor.

Batı’da uyuşturucu kullanma yaşı 10 yaşın altına düşmüş durumdadır.

Batılı toplumlarda “aile” mefhumu da kalmamıştır. Babalar, çocuklar, anneler ve kardeşler arasındaki merhamet ve sevgi tamamen ortadan kalkmıştır. Öyle ki, yüzlerce yaşlı insan sokaklarda yaşamakta, evlerinde yaşayanlar ise sofralarını ve yataklarını köpek ya da başka hayvanlar ile paylaşmaktadırlar.

Kıymetli kardeşlerim! İşte bu bilgiler bizlere şunu göstermektedir: Batının Müslümanlara pazarlamaya çalıştığı Demokrasi, insanlık dışıdır ve tiksindiricidir. Kendi toplumlarını bile yiyip bitiren kokuşmuş köhne bir sitemdir. Demokrasi konusundaki gerçekleri bizzat Batılı düşünürlerden dinlersek, bu anlattıklarımızı onlarında teyit ettiğini görüyoruz. Ünlü düşünür Alan Coren demokrasiyi şöyle tanımlamaktadır: “Demokrasi, duymak istediğinizi sandığınız şeyi size söylemelerinin ardından, diktatörlerinizi seçmenizden ibarettir.”  yine Fransız düşünür, Jacques Matter Demokrasi için, “O gizli bir aristokrasidir” demektedir. Batılı düşünürlerden Eflatun, Aristo ve Immanuel Kant Demokrasi için “O aslen despotizmdir” demişlerdir. İşte Batının demokrasi ile imtihanının sonuçları en genel hatlarıyla bu şekildedir.

Peki, demokrasi, İslam dünyasında nasıl bir etki oluşturdu?

Demokrasi Müslümanlara ne getirdi? Hiçbir şey!

Müslümanlar demokrasi ile maddi refaha ulaştılar mı? Hayır! Aksine, Müslümanlar daha çok fakirleştiler, topraklarının altı ve üstü kaynaklarla dolu olduğu halde bugün yoksulluk ve açlık sınırında yaşıyorlar.

Peki, Müslümanlar demokrasi ile istedikleri gibi ülkeleri yönetebildiler mi? Hayır! Aksine iktidara geldikleri ülkelerde laik demokratik sistemlere entegre oldular. Müslüman eliyle demokratik özgürlükleri Müslümanlara pazarladılar. Demokrasiyi sevmek için onu süsleyip püslediler ama hiçbir zaman ondan hayır bulamadılar.

Peki, demokrasi ile Müslümanlar ilim ve teknolojide ilerlediler mi? Hayır! Dünya halkları arasında en geniş kültürel mirasa sahip olmalarına rağmen, Müslümanlar bugün ilim ve teknolojide geride kaldılar ve en cahil halklar arasında yer aldılar.

Demokrasi ile Müslümanlar eskiden olduğu gibi güçlü ve ihtişamlı günlerine geri döndüler mi? Maalesef hayır! Aksine bölündükçe bölündüler, adeta parama parça oldular. Bu parçalanmışlığın neticesinde ise zayıf, güçsüz ve muhtaç olan devletler haline geldiler.

Kıymetli Kardeşlerim! Bütün bunlarla birlikte, biraz önce Batı için bahsettiğimiz toplumsal çöküş, insani ve ahlaki yozlaşma, maalesef Müslümanlar arasında da yayılmaya başladı. Allah’ın haram kıldığı içki, kumar, zina gibi münkerler Müslüman gençleri esir aldı. Allah ve Rasülü’nün koruma altına aldığı kalelerimiz, ailelerimiz dağılmaya başladı. Can, mal ve namus emniyeti neredeyse tamamen ortadan kalktı. Faiz yaygınlaştı. Sömürgeci kâfirlerin çıkarları için Müslümanlar birbirlerini katletmeye başladılar. İslam kardeşliği zayıflamaya, Müslümanlar arasında ekilen milliyetçilik tohumu ile kin ve düşmanlıklar artmaya başladı.

Ey Malezyalı Müslümanlar! Peki, Müslümanların layık olduğu hayat bu mu olmalı? Müslümanlar böyle bir hayat mı istiyorlar? Tabi ki hayır! Müslümanlar, izzet istiyorlar, kalkınmak ve ilerlemek istiyorlar! Sömürgeci kâfirlerin pençesinden kurtulmak istiyorlar. Allah’ın arzında, Allah’ın dinine göre yaşamak istiyorlar.

Kıymetli Misafirler! Demokrasi sinsi bir tilki ve zehirli bir yılan gibidir. Onun makyajlı yüzünün ardında bin bir türlü çirkinlik bulunmaktadır. Demokrasi ile Müslümanlar aldatılmakta ve kandırılmaktadır. Sahih bir fikir ve doğru bir metottan yoksun olan Müslümanlar işte bu zehir ile zehirlenmekte ve başkalarını da zehirlemeye çalışmaktadırlar. Yani demokrasi bağışıklık sistemimizi bozan bulaşıcı bir hastalık gibidir.

Bakın; size kendi ülkemden, Türkiye’den bir örnek vereceğim. Hilafet’in yıkılmasından sonra Türkiye halkı üzerinde baskı ile laik ve demokratik cumhuriyet rejimi uygulanmaya çalışıldı. İnsanlara bu pis fikirleri kabul ettirmek için her yolu denediler. Kur’an’ı Kerim’i yasakladırlar, ezanları susturdular, medreseleri ve okulları kapattılar. Yetmedi idam sehpaları kurdular. Ancak başarılı olamadılar. Bu sefer plan değiştirdiler. Sözde İslamcı partiler kuruldu, onların eliyle Müslüman halktan oy istediler, demokrasiyi bir araç olarak kullanıp İslam’ı getireceklerini söylediler. Bu yalanları ile halkı kandırmaya çalıştılar.

Maalesef Müslüman Türkiye halkı İslam’a olan sevgilerinden dolayı ve İslam’ı getirecekleri beklentisi ile bu sözde İslamcı partileri desteklemeye başladı. İşte Erdoğan ve Partisinin Müslümanlar tarafından desteklenmesinin gerçek nedeni budur. Ancak Erdoğan ve partisi, bugün geldiğimiz noktada Müslümanları laiklik ve Kemalizm ile barıştırmaya çalışıyor. Erdoğan, İslam düşmanı laiklerin yıllarca baskı ve şiddetle yapamadığını bugün demokrasiyi kullanarak yapmaya çalışıyor. Bundan yirmi sene önce “Haşa demokrasi ile mi yöneteceğiz, demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır” diyen Erdoğan, bugün demokrasi havarisi durumundadır. Hatta daha da ileri bir laiklik sevdalısıdır.

Kıymetli Malezyalı Kardeşlerim! Müslümanlar olarak bizler sömürgeci Amerika ve Batı’nın İslam beldeleri üzerinde uygulamaya koyduğu laik ve demokratik modellerin hiç birisine aldanmamalıyız. Asla küfre rıza göstermemeliyiz. İslam'ı bir nur ve hidayet olarak cihana taşıyacak, Raşidi Hilafet'i yeniden kurmak için el ele vermeliyiz. Zira bugün artık, Müslümanların Hilafet'e yönelmesinin önünde hiçbir engel kalmadı. Çünkü komünizm çöktü, kapitalizm ise artık can çekişmektedir. Dolayısıyla ne ütopya olan demokrasinin, ne de Allah’ın mülkünde O’na kafa tutma küstahlığı olan laikliğin bizim topraklarımızda, İslam topraklarında yeri yoktur ve asla da olmayacaktır.

Öyleyse bu dönem, İslam’ın ve Müslümanların dönemi olacaktır. Unutmayalım ki bu dönem Raşidi Hilafet’in dönemi olacaktır. Gelin! Hep birlikte Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini hatırlayalım. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zalim yönetimlerden sonra yeniden nübüvvet minhacı üzere Raşidi Hilafet’in olacağını şöyle haber vermiştir:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

“Sonra yeniden nübüvvet metodu üzere Râşidî Hilafet olacak.”

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah…

 

Konferanstan görüntüler:


Konferansı hk. bilgi için bkz.:

International Khilafah Conference Kuala Lumpur 2017

Hizb-ut Tahrir Malaysia

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Ofisi


Yorumlar

SON HABERLER