26 Nisan 2018 - 10 Şaban 1439
Hizb-ut Tahrir’in Kurucusu ‘Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî‘yi Rahmetle Anıyoruz!
2017-12-11 13:05:24 | Köklü Değişim Medya | Hizb-ut Tahrir’in Kurucusu ‘Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî‘yi Rahmetle Anıyoruz!
11 Aralık 1977 yılında Hakkın rahmetine kavuşan Hizb-ut Tahrir’in kurucusu, alim ve hareket önderi, 'İslami Hayatı Yeniden Başlatmak' uğrunda eziyetlere maruz bırakılmış Şeyh Nebhânî’yi ölümünün 40. yılında rahmetle anıyoruz.

Köklü Değişim Medya

11 Aralık 1977 yılında Hakkın rahmetine kavuşan Hizb-ut Tahrir’in kurucusu, değerli alim ve hareket önderi, “İslami Hayatı Yeniden Başlatmak” uğrunda büyük sıkıntılar çekmiş, türlü ağır eziyetlere maruz bırakılmış Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî’yi ölümünün 40. yılında rahmetle anıyoruz.

Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî,  İslami Devlet kitabında şöyle diyor;

İslâm Devleti; Hayalden, rüya görmekten, sayıklamaktan ibaret değildir. Çünkü o, 13 asır boyunca tarihin her tarafını tamamen kaplamıştır.

Bu, bir hakikattir. İslâm Devleti, geçmişte böyle idi yakın bir zaman içinde yine öyle olacaktır. Çünkü onun var oluş faktörleri, kötürüm kimsenin onu inkâr etmesinden ya da onu yıkmak için hazırladığı kuvvetten daha kuvvetlidir. Zira artık günümüzde aydın akıllar onunla dolmaktadır.

Çünkü o, İslâm'ın izzetine susamış İslâm ümmetinin arzusu, ideali, kurtuluşu durumundadır…

Müslümanlar izzetin; Allah, Rasulü (sav) ve mü’minlere ait olmadığı beldelerde yaşamakla Rablerini nasıl razı edebilirler?

Onlar; Ordular teçhiz edecek, İslam’ın surlarını koruyacak, Allah Azze ve Celle’nin koyduğu hadleri uygulayacak, Allah Azze ve Celle’nin indirdikleriyle hükmedecek bir devlet kurmadıkları halde, Allah Azze ve Celle’nin azabından nasıl kurtulabilirler?

‘Takiyyuddîn en-Nebhânî’nin Hayatı

Takiyyuddîn en-Nebhânî, 1914'de Filistin'in İczim köyünde fakih bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi hep ilimle ve dinle meşgul idi. Babası Filistin'de şer'i ilimler müderrisi idi. Annesi ve babası Şeyh Yusuf en-Nebhânî'den şer'i ilimler öğrendiler. Dedesi Şeyh Yusuf en-Nebhânî, Osmanlı Devleti'nde en önemli alim ve kadılardan birisi, Sultan Abdulhamid'in gözdelerindendi. Edebiyatçı ve şairdi. Dedesi Yusuf en-Nebhânî'nin hayatı hakkında Hayrettin Zirikli "Alimler Fihristi" isimli kitabında şunları söyler: "Yusuf b. İsmail b. Hasan b. Muhammed en-Nebhânî, 'Ebu'l Mehasin' lakabını aldı. Şafii mezhebinde fakihtir. Edebiyatçı, şair ve mutasavvıf olan Yusuf en-Nebhani aynı zamanda da Yüksek Kadı idi. Filistin'de Cinin kasabasında kadılık yaptı. Daha sonra İstanbul'a göçtü. Ardından Musul vilayetine bağlı Suriye'deki "Yekva" ilçesine kadı olarak tayin edildi. Lazkiye'de Ceza Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Daha sonra Kudüs'e ve Beyrut Hukuk Mahkemesi Başkanlığı'na tayin edildi. 48 kitap yazdı."

Takiyyuddîn en-Nebhânî böyle bir çevrede yetiştiği için, çevresi onun yetişmesinde etkili oldu. On üç yaşına basmadan Kur'an'ı ezberledi. Dedesinin ilminden çok etkilendi. Ayrıca önemli siyasî konuları kavradı ve öğrendi. Çünkü dedesi Yusuf en-Nebhânî'nin Osmanlı Devleti'nde adamları ile sağlam ve samimi ilişkisi vardı.

Takiyyuddîn en-Nebhânî, dedesinin yaptığı ilmî ve fıkhî oturumları, münazaraları ve münakaşaları dinliyordu. Onun bu davranışları dedesinin dikkatini çekti ve El-Ezher'e gönderilmesi için babasını ikna etti.

Tahsili ve İlmî Hayatı

Dedesinden ve babasından şer'i ilimlerin temelini öğrendi. Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi. İlkokulu İczim köyünde, Liseyi de Akka'da okudu. Liseyi bitirmeden dedesinin isteğine binaen Mısır'a gidip 1928'de Ezher'in Lise bölümüne girdi. Ezher'in lise bölümünü birincilikle bitirip diplomasını aldı. Ardından Ezher'e bağlı Dar'ul Ulum'a devam etmeye başladı.

Dedesinin tavsiyesi üzerine Ezher alimlerinden Muhammed Hader Hüseyin'in derslerine devam etti. Ezher'in eski programını okuduğu gibi Ezher'de okutulan yeni programa göre de okudu. Üstünlük gösterip bütün dersleri birincilikle geçen Takiyyuddîn en-Nebhânî, hocalarının ve okul arkadaşlarının dikkatini çekti. Fikirleri derin, görüşleri olgundu. Bu özelliğinden dolayı Kahire'de yüksekokullarda fikrî münazaralara ve münakaşalara katılıyordu. Böylece hüccetli, delilleri kuvvetli bir kişi olarak tanındı.

1932 yılında Dar'ul Ulum ve Ezher'i bitirdi. Arapça ilimleri, Fıkıh, Fıkıh usulü, Hadis ve Hadis usulü, Tefsir, Tevhid ve Kelam ilimlerini ve diğer ilimleri okudu. Bu ilim derslerine katılan en uyanık ve derin düşünen kişi olarak tanındı. Delilleri ince bir şekilde kavrayıp anlatıyordu. Fikir, münakaşa ve münazaralarda ikna edici delillere sahip idi. Ciddiyette, çalışkanlıkta, ilmi tahsil etmekte ve vaktini en iyi bir şekilde değerlendirmekte özen gösteren bir talebe olarak bilindi.

Çalışma Alanı

Tahsilini bitirip Mısır'dan Filistin'e Hayfa'daki Devlet Liselerine Şer'i İlimler hocası olarak tayin edildi. Aynı anda Hayfa İslam Okulunda da hocalık yapmaya başladı. 1932'den 1938 yılına kadar bir kaç şehre geçti ve bir kaç okulda öğretmenlik yaptı. Şer'i mahkemelerde çalışmak için müracaat etti. Filistin'de Bisan Mahkemesi'ne katip olarak tayin edildi. Sonra Taberiye'de aynı görevde çalıştı. 1940'da Hayfa Şer'i Mahkemesi'ne başkatip olarak tayin edildi. Ardından da aynı mahkemeye başkatip ve adlî müşavir olarak tayin edildi. 1945'e kadar bu görevde kaldı. 1945 yılında Remle Şer'i Mahkemesi'ne kadı olarak tayin edildi.

1948'de Filistin'in Yahudiler tarafından işgal edilmesine kadar bu görevini sürdürdü. 1948'de Filistin Yahudiler tarafından işgal edilince Şam'a geçti. Arkadaşı Prof. Enver el-Hatib'in Kudüs Mahkemesi'ne kadı olarak tayin talebi üzerine aynı yıl Kudüs'e geri dönerek Şer'i Mahkeme kadısı olarak tayin edildi. Ardından Şer'i Mahkemeler Müdürü ve Şer'i Yargıtay Başkanı Şeyh Abdülhamit es-Saih tarafından Şer'i Yargıtay Üyeliğine tayin edildi. 1950'ye kadar Yargıtay kadısı olarak görev yaptı. 1950 yılında bu görevinden istifa ederek 1951 yılından itibaren İslâmi İlimler Fakültesi'ne bağlı okullarda dersler vermeye başladı.

Nablus'un büyük camii olan Mescid-i Kebir'de bir hutbe verdikten sonra dönemin Ürdün Kralı Abdullah (Kral Hüseyin'in dedesi) tarafından çağrılarak sorguya çekildi. Bunun üzerine Kral Abdullah'a şu cevabı verdi: "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." Ardından Kral Abdullah tarafından hapse atıldı. Araya bölgenin etkili alimlerinin girmesi ile hapisten çıkartıldı. Sonra Kudüs'e dönüp yüklendiği devlet görevlerinin tümünden istifa ederek şöyle dedi: "Benim gibi insanların herhangi bir devlet görevinde çalışması doğru değildir."

Devlet memuriyetinden istifa edip ayrıldıktan sonra ölümüne kadar geçen süre içerisinde hayatını İslâm mücadelesi ile geçirdi.

Alim, mütefekkir, siyasetçi, İslami Parti/Hizb-ut Tahrir’in kurucusu ve aynı zamanda da müçtehid olan Takiyyuddîn en-Nebhânî –Allah Subhanehu ve Teala ondan razı olsun- birçok fikri ve siyasi eserin de sahibidir.

Eserlerinden bazıları şunlardır:

Eş-Şahsiyyetü'l İslamiyyetü (3 cilt)

Nizam el-Hüküm fi'l İslam

Nizam el-İktisad fi'l İslam

Nizam el-Ukubat fi'l İslam

Nizam el-İctima'i fi'l İslam

Et-Tefkir (“Düşünme Metodu” adı ile dilimize çevrildi)

Sür'at'ül Bedihe (“Kıvrak Zeka” adı ile dilimize çevrildi)

Es-Siyase el-İktisadiyye el-Müsla

El-Fikrü el-İslami

Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî, 11 Aralık 1977 yılında Beyrut'ta vefat etti. Vefat edince mütevazi bir törenle Beyrut'taki İmam'ı Evzai Mezarlığına defnedildi. Allah rahmet eylesin.

İslami fikirleri, İslam davası üzerine kurulu yaşantısı, "İslam Şahsiyeti 1,2,3" olmak üzere birçok değerli eserleri ve Hizb-ut Tahrir'i kurarak 20. yüzyıla damgasını vuran ve Müslümanların HİLAFET talebini 21.yüzyıla taşıyan Takiyyuddîn en-Nebhânî’yi;

Rahmet ve dua’yla anıyoruz… 


Yorumlar

SON HABERLER