15 Aralik 2017 - 26 Rebiü'l-Evvel 1439
Cumhurbaşkanı Erdoğan Yol Ayrımında: İslamî Ümmet Mi, ABD Çıkarları Mı?
2017-05-16 14:21:28 | AA - Köklü Değişim Medya | Cumhurbaşkanı Erdoğan Yol Ayrımında: İslamî Ümmet Mi, ABD Çıkarları Mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti Washington’da Trump’la görüşecek.

Köklü Değişim Medya

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, özel uçak "CAN" ile TSİ 23.50'de Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti Washington'a geldi.

Erdoğan, Andrews Hava Üssü'ne gelişinde ABD Protokol Genel Müdür Vekili Rosemerie Pauli ile Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç tarafından karşılandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ile Milli Savunma Bakanı Fikri Işık da Washington'a geldi.

Erdoğan, Trump ile baş başa görüşecek

Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa görüşme gerçekleştirecek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ziyareti çerçevesinde sivil toplum ve düşünce kuruluşları ile iş dünyası temsilcilerini de ayrı ayrı kabul etmesi planlanıyor.

Yeni tehdit son 20 yıldır Marksizm değil İslam!

Öte yandan, ABD Eski Başkanı Barack Obama döneminde Dışişleri Bakanlığının danışmanlarından Peter Mandaville, Erdoğan’ın bu ziyaretinden yaklaşık iki hafta önce yaptığı açıklamalarla Washington’ın terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD'yi terör örgütü olarak tanımamasını, “ABD dış politikası, yaklaşık 20 yıldır Marksist grupları tehdit olarak görmüyor.” sözleriyle değerlendirmişti. 

George Mason Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ders veren ve aynı zamanda Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsünde uzman olarak görev yapan Mandaville, ABD hükümetinin PYD/YPG'yi destekleme fikrinin, bu grubun taktiksel olarak IŞİD'e karşı “en etkili güç” olmasından kaynaklandığını kaydetmiş, ABD'nin daha önce Suriyeli muhalifleri eğit-donat programı üzerinden desteklemeye çalıştığını da hatırlatmıştı. 

Mandaville, ABD ve Avrupa ülkelerinin Suriye'de savaşan gruplar için “Ilımlı dahi olsa” belli bir ön yargı ile yaklaştığını belirtti. 

ABD Marksist grupları bir tehdit olarak görmüyor

Mandaville, ABD’nin PYD'yi terör grubu olarak tanımamasını, “ABD dış politikası, yaklaşık 20 yıldır Marksist grupları tehdit olarak görmüyor. Marksizmi bir ideolojik tehdit olarak görmüyor. ABD, Marksizmin siyasal ve ekonomik olarak neo-liberal hegemonyanın etkisi altında olduğunu düşünüyor, bu sebepten dolayı bu gruplar artık bizim için sorun değil.” sözleriyle değerlendirmişti. 

Mandaville, ABD’nin Marksist grupları tehdit unsuru olarak görmemesine karşılık kendisini İslam’la ilişkilendiren ılımlı veya radikal bütün gruplara karşı “mesafeli” durduğunu belirtti. 

İslam faktörü devreye girdiği anda ABD, araya bir çizgi çiziyor

Müslüman gruplara karşı dış politikada bir duvar olduğunu ifade eden Mandaville, sözlerini şöyle sürdürüyor: 

“İslam faktörü devreye girdiği anda ABD, araya bir çizgi çiziyor. Mesela IŞİD ve diğer ılımlı gruplar arasında net bir ayrım yapmaya çalışmıyor. Muhalif Araplara ilişkin ABD’nin politikasında ciddi bir sorun var. İçlerinde çok seküler muhalifler olmasına rağmen ABD onları da farklı bir kategoriye koyar. Suriye’deki IŞİD ve diğer gruplar arasındaki ideolojik farklılık benzerliklerden daha fazla olmasına rağmen ABD hepsini tek kategoriye koyuyor.” 

Mandaville, bunun temel gerekçelerinden bir tanesinin ABD’nin Ortadoğu'da yakın zamandaki tecrübeleri olduğunu, bu noktada tercihini doğrudan Marksist Kürt gruplar lehine kullandığını kaydederek, “Washington için bu Kürt gruplar, seküler gruplar, yapısal olarak ABD stratejisine herhangi bir tehdit unsuru değil.” diyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan yol ayrımında: İslamî Ümmet mi, ABD çıkarları mı?

Amerikan yönetiminin seküler Kürt gruplar merkezli stratejisi bu minvalde seyrederken, Erdoğan’ın bu ABD ziyareti daha bir önem arz ediyor. Hatırlanacağı üzere, Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat kendisi PYD’den daha ziyade olarak bölgede çalışılmaya layık olanın Türkiye Cumhuriyeti olduğunu dile getirmiş, fakat ABD yönetimi tercihini PYD’den yana kullanmıştı.

ABD yönetiminin tavrı, Mandaville’nin açıklamaları paralelinde okunduğunda, bölgede seküler bir yapının varlığı, halkı Müslüman bir devletin (Türkiye Cumhuriyeti) varlığına tercih edilmiş gözüküyor. Zira küfrün başı ABD için -her ne kadar kendisinden isteneni tavizsiz bir şekilde yerine getirse de- halkındaki İslamî duygular, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hakkında ABD yönetimi nezdinde bir takım şüpheler oluşturabiliyor ya da en azından her anlamıyla (fikirsel ve insan faktörü açısından) seküler yapıları çıkarları bağlamında daha “güvenilir” kılabiliyor.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye yerine PYD’nin tercih edildiği bir ortamda ABD turuna çıktı. Trump’la yapacağı görüşme de Erdoğan’ın İslam Ümmeti karşısındaki sorumluğunu daha da arttırdı. Zira Suriye’de Beşşar’lı bir yönetimin varlığının devam ettirilmesi sağlanamadığı takdirde bölünecek bir yapıdan seküler yönetimlerin oluşturulması kaçınılmaz olacaktır. “Radikal” denilerek İslamî hassasiyetli yapıların “öcü” olarak gösterildiği bir zamanda, bölge üzerinde İslamî mücadele ve Raşidî bir Hilafet’e evrilme ihtimali olan her türlü çabanın önü kesilmek istenmektedir. Bu çabanın bir ayağında Suriye’deki ihlaslı direnişçi gruplar varken, diğer ayağında da İslam’ı seven, O’nun hakimiyetini isteyen Müslüman halklar vardır.

Umulur ki Erdoğan için bu Washington ziyareti, günahlarından tevbe edip yeniden özüne, İslamî hükümlere yönelmesini sağlayacak argümanları görmesine vesile olur. Aksi halde gerek Çin, gerek Rusya ve gerekse de Yahudi varlığıyla yaptığı anlaşmalarda olduğu gibi kendisine ve Müslümanlara cürümler ve zulümler devşireceği ameller, anlaşmalar ile Türkiye’ye döner ki bu, basiretli ve ferasetli bir liderin, “akıllı” bir Müslümanın takınacağı tavır, göstereceği tutum değildir. 


Yorumlar

SON HABERLER