23 Ekim 2017 - 3 Safer 1439
Türkiyeli & Suriyeli Kardeştir
2017.09.27 16:01 | Türkiyeli & Suriyeli Kardeştir

Köklü Değişim Medya

Suriye kıyamının başlamasından bu yana Suriyeli muhacir Müslümanlarla Türkiyeli Müslümanlar arasında zaman zaman tartışmalar, kavgalar yaşandığı haberleri, haber ajansları ve sosyal medya üzerinden gündeme yansıyor. Son günlerde ise benzer gerginliklerin çarpıtılarak yansıtılması, Suriyeli muhacir kardeşlerimize yönelik kasıtlı bir kampanyanın yürütüldüğü izlenimini de doğuruyor.

İslam kardeşliğini zedeleme ve Müslümanlar arasında fitne çıkarmaya yönelik girişimler karşısında özellikle Türkiyeli Müslüman kardeşlerimiz bu oyunu bozmalı ve bu fitnebazlara gereken cevabı, Suriyeli kardeşlerine “Ensarlık” yaparak göstermelidirler.

 

İTİDAL VE KARDEŞLİK MESAJLARI ÖNEMLİ

Bu minvalde, yakılmaya çalışılan fitne ateşine karşı ister Suriyeli olsun, ister Türkiyeli olsun duyarlı Müslümanlardan itidal ve birlik çağrıları da geliyor. İşte Suriyeli Muhammed Mustafa kardeşimiz de bu çağrı sahiplerinden biri…

5 yıl önce Türkiye’ye gelmiş Mustafa… Son günlerde meydana gelen hadiseler akabinde yayınladığı bir sesli mesajla Türkiyeli ve Suriyeli Müslüman kardeşlerinin dikkatlerini çok önemli bir noktaya; sömürgeci kâfirlerin oyunlarına çekiyor. “Bu sıkıntıdan kim karlı çıkacak diye soralım bir kendimize” diyen Mustafa, “Şüphesiz ki bu sıkıntıdan hem dünyada hem de ahirette iki taraf da zararlıdır. Kardeşlerim, İslam ve Müslüman düşmanları ne zaman bizi bir görseler rahatsız olurlar ve bu yüzden oyunlar yapmaktadırlar.”diyerek gerçek düşmana dikkatleri çekiyor. Mustafa kardeşimizin bu önemli ve içten mesajını Köklü Değişim Medya olarak sizlerle paylaşıyoruz:

Ayrıca Köklü Değişim Medya İstanbul Temsilcisi Osman Yıldız ve Araştırmacı-Yazar Musa Bayoğlu da sağduyu ve kardeşlik mesajı çağrısı yapan isimlerden…

Osman Yıldız sosyal medya üzerinden yayınladığı mesajında; “Son günlerde Suriyeli muhacir kardeşlerimize karşı saldırılar artmaktadır. Ak Parti Hükumeti, sahte güvenlik politikalarını bırakıp, doğru dürüst bir şekilde Suriyeli kardeşlerimizin güvenliğini sağlamalıdır. Onlar bizim halkımız ve din kardeşlerimizdir. Kanları kanımız, onurları onurumuzdur. İster kabul edin, isterseniz etmeyin! Türkiye İslami bir beldedir! En az Türkiyeliler kadar onlarında bu topraklarda hakları vardır. Er ya da geç ümmet, İslam potasında eriyecektir. Evet. 1924 yılından bugüne zaman biraz uzamış olabilir. Ancak bu olağanüstü bir durumdur. Olağanüstü durumlar ise geçicidir. Eninde sonunda tüm İslam beldeleri tek bir bayrak, tek bir devlet altında Nübüvvet metodu üzere Raşidî Hilafet Devleti altında birleşecektir.”  diyerek İslam kardeşliğine vurgu yaptı.

Musa Bayoğlu’nun ise bu topraklarda fitne çıkaran güçlere dikkat çektiği kısa mesajı şu şekilde: “Tüm Müslümanlar kardeştir, Türkiye Suriyeli kardeşlerimizin toprağıdır, evidir... Suriyeli kardeşlerimiz bir evlerinden (Suriye) diğer evlerine (Türkiye) geldiler. Biz canı, malı, namusu ve toprağı bir olan ümmetiz. Türkiye tüm Müslümanların olduğu gibi Suriyelilerin, Suriye ise tüm Müslümanların olduğu gibi Türkiyelilerindir... Evine dönmesi gerekenler Türkiye'de bir karış toprak hakkı olmayan, bu topraklardan canımız pahasına kovduğumuz ABD, Rusya, İngiltere, "İsrail" ve diğer azılı kâfirler ve ajanlardır... Kan akıtanda, fitne çıkaranda onlardır...”

 

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: SURİYELİ MİSAFİRLERİMİZLE YAŞANAN GERGİNLİKLER ÇARPITILIYOR

İçişleri Bakanlığı da, yaşanan gerginlikler üzerine bir açıklama yaptı. Bakanlık açıklamasında, "Suriyeli misafirlerimizle gerek kendi aralarında gerekse vatandaşlarımızla zaman zaman yaşanan gerginlikler son günlerde çarpıtılarak aktarılmaktadır." ifadeleri kullanıldı.

İçişleri Bakanlığının açıklamasında, "Suriyeli misafirlerimizle gerek kendi aralarında gerekse vatandaşlarımızla zaman zaman yaşanan gerginlikler son günlerde çarpıtılarak, abartılarak toplum içinde infial yaratacak bir dille aktarılmakta, misafirperverlik ve ensar ruhuyla bağdaşmayacak şekilde, başka bir boyuta taşınmak istenmekte, bu konu bir fitne, nifak ve iç siyaset malzemesi haline getirilmeye çalışılmaktadır." denildi.

'Suç işleme ve suça karışma oranları oldukça azdır'

Açıklamada, "Suriyeli misafirlerimizin suç işleme ve suça karışma oranları, elimizdeki verilerle karşılaştırıldığında, kamuoyuna yansıtılan verilerle örtüşmemekte, rakamlar bunun tam tersini göstermektedir. Suriyelilerin Türkiye’de işlenen toplam suçlara oranı Türkiye’deki toplam nüfusları göz önünde bulundurulduğunda ülkemiz genel suçlarına göre oldukça azdır." denildi.

'Karıştıkları olaylarda yüzde 5’lik azalma oldu'

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Suriyelilerin karıştıkları olayların Türkiye’deki toplam asayiş olaylarına oranı 2014-2017 arasında yıllık ortalama yüzde 1,32’dir. Bu olayların önemli bir kısmı kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanan olaylardır. Ayrıca 2017’de Suriyelilerin karıştıkları suç olaylarında, nüfuslarındaki artışa rağmen bir önceki yılın ilk 6 ayına oranla yüzde 5’lik bir azalma olmuştur."

 

MUHACİRLER KISKAÇ ALTINDA

Kıyamın başlamasının ardından Suriyeli kardeşlerine ev sahipliği yapan Türkiyeli Müslümanlar, yaklaşık 7 senedir kardeşlerinin çektikleri sıkıntıları hafifletmeye çalışıyorlar. Fakat bir elin beş parmağı da aynı değil; öyle ki bu mazlumların mağduriyetlerinden nemalanmaya çalışan, insani ve vicdani vasıflarını maddi çıkar uğruna satmış kimi fırsatçılar da yok değil. Üstüne üstlük Suriye’den gelen Müslüman aileler, çocuklarının geçimini sağlamak için ucuz işçilik ve sağlıksız yaşam şartlarının getirdiği zorluklarla birlikte, ırkçı ve düşmanca saldırılarla da karşı karşıya kalıyorlar. Medya’da geçen haberlerde de, çoğunlukla Suriyeli Müslümanları suçlayıcı bir dil kullanılıyor.

Fuhuş tuzağına dikkat

Gerek Suriyeli ve gerekse de Türkiyeli kimi karanlık şahısların ellerine düşen kadın ve çocuk, pavyonlarda konsomatris olarak çalışmaya ya da fuhşa zorlanıyorlar. Gaziantep, Adana, Konya, Karaman, Bursa, İstanbul, vb. Türkiye’nin farklı şehirlerinde fuhuş ağına düşürülen Suriyeli ailelerin bu mağduriyetleri de çözüm bekleyen meseleler arasında…

Polis Akademisi’nce düzenlenen “Uluslararası Kitlesel Göçler ve Türkiye’deki Suriyeliler”Sempozyumu Sonuç Raporu[1]’nda yer alan tespitler, Suriyeli mültecilerin karşı karşıya kaldıkları ciddi sorunlara işaret ediyor:

“Bir diğer mağduriyet alanı da fuhuş suçudur. GKAB (Geçici koruma altında bulunan) Suriyeli kadınların fuhuşa karışması meselesi önemli bir sorundur. Aslında söz konusu kadın veyahut da onun müşterisi suçun faili değildir. Bu suçun faili, bu fuhuş için aracılık yapan, yer ve imkân temin eden kişidir. Fuhuş yapan kadınlar aslında mağdur durumundadırlar. Bu yüzden uygulamada bu kadınların mağduriyetini arttıracak işlemler yapılmamalıdır.” denilen raporda, bir diğer mağduriyet alanı olarak faili meçhullerin altı çizildi.

Faili meçhuller de önemli bir sorun

“Uluslararası Kitlesel Göçler ve Türkiye’deki Suriyeliler” Sempozyumu Sonuç Raporu’nda yer alan tespit şu şekilde: “Suriyeli ve diğer sığınmacıların karşı karşıya oldukları bir başka sorun alanı da faili meçhul cinayetlerdir. Türkiye’de sığınmacıların karıştığı cinayet vakaları, çoğu zaman Türkiye vatandaşı ile sığınmacılar arasında gerçekleşmeyip kendi içlerinde yaşanmaktadır. Dahası, diğer devletlerin gerçekleştirdiği suikastlar ya da terör örgütlerinin bizzat bu mültecileri hedef alarak işledikleri cinayetler söz konusudur. Bu tip cinayetler çoğu zaman profesyonel kişilerce işlendiği için takibi kolay olmamaktadır. Bazen ortada ceset bile söz konusu olmamaktadır. Kimlik kaydı olmayan sığınmacıların cinayete kurban gitmeleri durumu ise hukukun hiçbir şekilde konusu olmamakta ve mağduriyetler en üst seviyede ortaya çıkmaktadır. Suriye’nin kendi içindeki terör grupları sık sık Türkiye’ye gelen Suriyelilerin peşine düşmektedir.”

Suriyeli: Ucuz işgücü

Muhacir kardeşlerimizi bekleyen sorunlardan biri de “ucuz işgücü” olarak değerlendirilmek istenmeleridir. Yaptıkları işin karşılığında, işe oranla aldıkları ücret çoğu zaman asgari ücretin bile altında kalmaktadır. Buna mukabil, gecekonduların, baraka tarzı evlerin bile fahiş fiyatla kiraya verilmesi de bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çoğu zaman daha uygun ücretle çalışmak zorunda kalan Suriyelilere işverenlerin ilgi göstermesi, işinin elinden aldığını düşünen Türkiye vatandaşı çalışanlarda Suriyeli kardeşine karşı olumsuz duyguların yeşermesine sebebiyet verdi. Kimi zaman çeşitli ortamlarda dile getirilen bu olumsuz duygularla insanlar, Suriyelilere karşı kinlendirilmeye çalışıldı. Otobüslerde, caddelerde, işyerlerinde kendilerine öfke ve husumetle bakılmasına, aramızdaki kardeşlik hukukunun unutturulmasına yönelik olarak ciddi çabalar ortaya konuldu. Suriyelilerin, daha az ücret karşılığında çalışmak zorunda kalmalarının arkasındaki saikler düşünülmeden, insanların öfke ile muhacir kardeşlerine yönelmeleri sağlanmak istendi. Hâlbuki bizler, muhacirlerin kendilerine koştukları Ensar kardeşleriydik…

'Suriyeli mülteciler organ mafyasının kıskacında'

Kimi yurtdışı kaynaklı haber kanallarına göre Suriyeli sığınmacıların kendi organlarını satmak zorunda kaldıkları iddia ediliyor. Alman Devlet kanalı ARD'de yayınlanan FAKT adlı programda, böbreklerini ya da karaciğerlerini satmak isteyen sığınmacılar sosyal medya üzerinden alıcı arıyor.

Bu ilanları takip ederek ulaşıldığı ve adının Ahmed olduğu belirtilen Suriyeli sığınmacının, "Ben Türkçe bilmiyorum, tanıdıklarım yok, işim yok, evim yok. Böbreğimi satıyorum çünkü çok büyük sorunlarım var. Bedenimi satmaktan başka paraya ulaşma şansım yok” sözlerine yer veriliyor.

Haberde organ ticareti yapan kişilerin FAKT muhabirlerine ameliyat dâhil, 30 bin Euro’ya böbrek nakli pazarlığı yaptıkları aktarılırken, piyasada 6-11 bin Euro fiyata böbrek bulunabildiği öne sürülüyor.

Teyit edilememiş bilgi olarak ise, FAKT muhabirlerine konuşan aracıların organ nakillerinin Malatya'da yapıldığını söyledikleri de aktarılıyor. Suriye savaşının neden olduğu zor şartların organ mafyası tarafından kullanıldığı kaydedilen haberde, daha önce Lübnan'daki Suriyeli sığınmacıların da böbreklerini satmak zorunda kaldıklarına dikkat çekiliyor.[2]

Organ mafyası iki yöntemle böbrek buluyor. Birincisi Suriye’de zorla alınan organlar. Büyük paralar karşılığında bu kişilerin organları mafyaya satılıyor. Organı alınan kişi öldürülüp bir yere atılıyor. Bölgede hiçbir kontrol yapılmadığı için olay soruşturulmuyor. İkinci yöntem ise Suriye’de yaşanan terör olayları nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan yoksul Suriyelilerden satın alınan organlar.

Organ nakli şu anda özellikle Erbil, Süleymaniye’deki hastanelerde yapılıyor. Zengin hastalar Avrupa ve diğer bazı ülkelerden uçakla Erbil ve Süleymaniye’ye götürülüyor. Orada nakil yapılıyor. Sonra da ülkelerine dönüyorlar. Türkiye’de uygun böbrek bulunduğunda böbrek naklinin maliyeti 300 bin dolara kadar ulaşıyor. Ama yoksul Suriyelilerden 3-5 bin dolara böbrek alınıyor. Suriyelilerde kayıt falan da olmadığı için hasta ölse bile kimsenin umurunda olmuyor.[3]

Misyonerlik faaliyetleri, Suriyeli Muhacirlerin inancını tehdit ediyor

Doğu ve Güneydoğu’nun farklı illerinde faaliyet gösteren Koreli misyonerler, önemli merkezlerden olan Şanlıurfa’da çalışma sahalarını genişletiyor.

Özellikle Suriyeli mültecilerin olduğu bölgelerde çalışmalarına hız veren misyonerler, buralarda Arapça basılmış İnciller de dağıtıyor.

Yaşanan çatışmalar nedeniyle mağduriyet yaşayan bölge halkına, Suriye’deki iç savaş sebebiyle Türkiye’ye sığınan mültecilere yönelik Hristiyanlık propagandası yapan misyonerler, bu faaliyetlerini de kurdukları dernekler çatısı altında icra ediyor.

Şanlıurfa'da gruplar halinde gezen misyonerler, merkez ve ilçeleri mesken edinerek esnafa ve çarşı pazarda gezinen halka İncil ve Hristiyan öğretilerine göre hazırlanmış Hz İsa’nın hayatını anlatan kitap ve broşürler dağıtıyor.

Şanlıurfa’nın birçok semtinde çalışmalar yapan misyonerlerin son olarak merkez ilçe Eyyübiye’ye bağlı Eyüp Kent Mahallesi ile Yakubiye Mahallesi’nde görülmeleri dikkat çekti.

Misyonerler özellikle varoşlarda kiraladıkları evlerde genç kız ve erkekleri bir araya getirerek çeşitli programlar düzenliyor. Farklı sosyolojik ve psikoloji sorunlar yaşayan Müslüman gençliği hedef alan misyonerler, 3’erli gruplar halinde gezerek Türkçe, Kürtçe, Arapça olarak Hristiyanlık propagandası yapıyor.

Konu hakkında daha önce basına yansıyan haberlerle beraber tepkisini gösteren bölge halkı, şiddet ve kaosun hâkim olduğu bir coğrafyada yapılan misyonerlik faaliyetlerinin masum bir çalışma olmadığına dikkat çekiyor.[4]

İstanbul gibi büyük şehirlerde de çalışmalar yapan misyonerlerin Türkiye’ye geldikleri ülke ise Amerika. Kilise ya da dernekler aracılığıyla faaliyet gösteren misyonerler, kimi zaman derneklerde çalıştırdıkları Suriyelilerin bilmezliklerinden faydalanmak suretiyle kimi zaman da eğitim, öğretim, alışveriş gibi bahanelerle onlara Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.[5]

 

TÜRKİYELİ & SURİYELİ KARDEŞTİR

İlahiyatçı-Yazar Abdullah İmamoğlu da geçtiğimiz Mayıs ayında Suriyeli ve Türkiyeli kardeşlerimiz arasında yaşanan hadiseler üzerine bir video-mesaj yayınlamış ve özellikle Türkiyeli Müslüman kardeşlerimize, “Ensar” olmanın önemini hatırlatmıştı:

“Rasulullah Buhari’nin tahric ettiği bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ, لَا يَظْلِمُهُ, وَلَا يُسْلِمُهُ, وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ, كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da ona yardım eder.”

Kerim Kardeşlerim!

Suriye kıyamı başlayalı 7 yıl oldu. Bu süre zarfında birçok Suriyeli kardeşimiz çatışmalara, bombalarla evlerinin başlarına yıkılmasına maruz kaldı. Birçok aile dağıldı. Annesiz babasız çocuklar, sahipsiz kadınlar çoğaldı. Dayanılmaz sıkıntılar kardeşlerimizin hicret etmesine sebep oldu. Daha 100 yıl öncesine kadar bu topraklar tek bir çatı altındaydı ve ümmet bir bütün hâlinde kâfir sömürgecilere karşı omuz omuza mücadele vermişti. Şimdi ise topraklarımız sömürgeci kâfirlerin eliyle parçalara bölündü, uşak yöneticiler sayesinde de tekrar bütünleşememektedir.

İslam’a ait bu topraklar her bir Müslümanın öz malı olmasına rağmen, sömürgeci zihniyetin bizleri sarmalamasının bir neticesi olarak bizim olduğu kadar onların da malı olan bu topraklara evlerini, eşlerinin ölü bedenlerini bırakarak, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Suriyeli kardeşlerimiz, üstüne üstük bir de son günlerde linç, yağmalama hatta kaldıkları çadırları yakma girişimlerine maruz kalmaktadırlar.

Kerim kardeşlerim!

Muhakkak ki onlar birçok maddi ve manevi sıkıntılar yaşayan, İslam’ın bizleri kardeş kıldığı Müslümanlardır. İçinde bulundukları psikolojik vakıalarını da göz önünde bulundurarak onlar için daha müsamahakâr davranmak Ensar olmanın bir gereğidir. Bu da aslında bir nevi yıllar öncesinde vuku bulan Mekkeli mazlum ve mağdur Müslümanların gerek Habeşistan’a gerek Medine’ye yaptıkları hicreti hatırlatmalıdır bize. O zamanın Ensarı Medineli Müslümanlardı. Ellerinde avuçlarında neleri var ise muhacir kardeşleriyle paylaştıkları ve onların ihtiyaçlarını giderdikleri için Ensar ismiyle müsemma oldular.

Şimdi gelişen olaylarda haklının ve haksızın kim olduğuna bakmak yerine, yapmamız gereken, yaşadıkları mağduriyetten ve zulümlerden ötürü kardeşlerine sığınan Suriyeli Müslümanlara asrımızın Ensarı olmaktır.

Bugün Rasulullah’ın zor anında ona kucak açan, O’nu ve dinini izzetle, kuvvetle destekleyen Ensar olma günüdür.”

#TürkiyeliSuriyeliKardeştir

#suriye #ensar



[3] Milli Gazete

Yorumlar

DİĞER FAALİYETLERİMİZ