loader
Köklü Değişim Kadın Kolları’ndan ’Ümmet Olarak Ahlakı Nasıl Anlamalıyız?’ Paneli - Ankara

Köklü Değişim Kadın Kolları’ndan ’Ümmet Olarak Ahlakı Nasıl Anlamalıyız?’ Paneli - Ankara

Köklü Değişim Kadın Kolları - Ankara tarafından düzenlenen ‘’Ümmet Olarak Ahlakı Nasıl Anlamalıyız?’’ başlıklı panel gerçekleştirildi.
Aslıhan Güner’in sunuculuğunu yaptığı panel, İrem Yurtoğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Zeynep kardeşimiz; Ahlak nedir? Kalkınma üzerinde etkisi var mıdır? Toplumun ahlaka bakışı ile İslam'ın ahlaka bakışı aynı mıdır? Yoksa ahlak mü'min kişide bulunan imani ve İslami esasların bir bütünü bir neticesi midir? Sorularını açığa kavuşturduğu sunumunu gerçekleştirdi.. Zeynep kardeşimiz ayrıca şu hususların altını çizdi: ‘’Çokça zikredilen fakat anlamı konusunda ihtilaflar yaşanan kavramlardan biri de ahlaktır. İslam literatüründe ahlak hulk’un çoğuludur. Ahlak: 
1) İnsanın doğuştan ya da sonradan kazandığı bir takım tutum ve davranışların tümü 
2) Kişide huy olarak bilinen nitelikler 
3) Yapı, mizaç, karakter. 
İnsanın iyi ya da kötü vasıflanmasına yol açacak manevi nitelikleri, bunların etkisiyle ortaya çıkan davranışlar bütünüdür. Kısacası ahlak fikirlerin, duyguların ve nizamların tatbikiyle doğan bir sonuçtur. 
Ahlak İslam şeriatından bir parçadır. Allah (svt)’nın emir ve nehiylerinden bir kısımdır. Dolayısıyla onu sadece genel geçer kabul görülen doğruluk, adalet, dürüstlük gibi sade vasıfların içine hapsedemeyiz. Ahlakı anlamak konusunda düştüğümüz en büyük tuzaklardan biride budur belki. Zira Allah (svt)’nın hükümlerini tatbik etmeye çalışan bir Müslümanı yalan söylediği için ahlaksız sayamayız. Veya tam tersi Allah (svt)’nın men ettiği zinaya bulaşmış, faiz kullanmış birisi sırf cömert, merhametli ve yalan söylemediği için ahlaklı mı sayılır? Bunu kabul edersek Allah (svt)’nın haramlarını da onunla kabul etmiş olmaz mıyız? Olaya göz kırparak bakmış olmaz mıyız? 
Ahlak ile ilgili İslam kaynaklarında ona has, özel bir bab bulamayız. Fıkıh kaynaklarını incelediğimiz de ahlak esaslarının atıldığı başlıkları bulamayız. Çünkü fıkıh toplumun alakalarını düzenler. Ahlak ise fertte özel olarak ortaya çıkacak bir dışa vurumdur. Şöyle bir örnek verelim. Çok sevdiğimiz bir meyve ağacını ektiğimizi varsayalım. Her gün bakımını yapıp sulayalım. Ağaç kökleşecektir ki bu kök bizim dinimizdir. Devamla yine bakımını yaptığımızda o ağaç dallarını salkım salkım göğe uzatır ki o dallar bizim amellerimizdir. Yine bakımına devam ederiz ve sonun da dallarda meyveler görürüz ahlakta o meyvedir. Yani ahlak bizim hasat zamanımızdır. 
Elimizde hiçbir kök yokken sadece ahlaka çağrı yapmak, ahlakla her şeyin üstesinden geleceğimizi sanmak büyük yanılgıdır. 
Kişiler önce kendi kapısının önünü temizlesin sonra mahalle temiz olsun demek, insanları fert fert bu işe çağırmak hatadır. Eğer hastalık doğru teşhis edilmezse tedavide yanlış olur ki zaten kapitalist sistemin toplum tarifi, toplum teşhisi yanlıştır. Onlara göre toplum fertlerden oluşur. Fert düzelirse toplumda düzelir. Fert kalkınırsa toplumda kalkınır. Bunun vakıasını hiçbir alanda göremediğimiz gibi ahlakta da göremedik. Zira TÜİK’in açıklamasına göre son on yılda suç oranı yüzde 434, uyuşturucu yüzde 678, fuhuş yüzde 734 arttı. Bu ve bunun gibi örnekler daha çoğaltılabilir. Toplumu ayakta tutan nedir peki? Toplumu ayakta tutan, uygulanan nizam halkın benimsediği fikir ve sahip olduğu duygularıdır. 
Herkes yağmuru sever fakat marifet buluttadır. Biz marifetimizin kaynağını hatırlamalıyız. Allah (svt) ve Rasulünün (sav) bizi hayat sahasında başı boş bırakmadığını idrak etmeliyiz. Allah (svt)'nın Resulünü (sav) ahlak konusunda da muhatap aldığını görmekteyiz. 
‘’Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.’’ [Kalem 4]
Hal böyleyken Mekke döneminde Rasûlullah (sav) sadece ahlaka çağrı yapmadı. İyi meziyetleri tavsiye etti. Cahiliye ahlakından sakındırdı. Amacı ahlaki bir toplum değil İslami bir toplumdu. Ve en nihayetinde Allah (svt)’nın nusreti Yesribi Medine yaptı. Orada İslami nizam potasında eriyen bir toplum oluştu. Allah (svt)’nın emirleriyle hareket eden muhteşem şahsiyetler yetişti. Şayet içinde bulunduğumuz durumun hastalığından kurtulmak istiyorsak yapacağımız iş acilen İslami Devleti ikame etmektir. Öyle ki, o devlet Allah (svt)’nın şeriatini tatbik edecek, insanların Rablerine karşı iyi bir kul olmaları için çalışacaktır. İşte o devletin adı Allah (svt)’nın izniyle Raşid-i Hilafettir.‘’ 
Sunumun ardından ‘’Ahlak ve Toplum Üzerindeki Etkileri’’ başlıklı sinevizyon gösterimi yapıldı. Panel, Sümeyye Özdemir kardeşimizin yaptığı dua ile son buldu.