18 Kasim 2017 - 29 Safer 1439
124 Sayı Ocak 2015
Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
RASUL (SAV)’İN DEĞİŞİM METODUNA GELEN TEKLİFLERİN İNCELENMESİ - 2
124. Sayı | Hakan Bolat | RASUL (SAV)’İN DEĞİŞİM METODUNA GELEN TEKLİFLERİN İNCELENMESİ - 2

İlk bölümde Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, nebevî değişim metodundan taviz vermesi için Mekke’nin siyasi varlığının habis, çirkin ve sertlik içeren tekliflerini incelemiştik. İkici bölümde ise toplumun şekillenmesinde, haberlerin taşınmasında, legal ya da illegal etkiyi oluşturan kamuoyu bakımından değişim metoduna gelen teklifleri incelemeye çalışacağız.

a)Toplumun Şekillenmesinde, Haberlerin Taşınmasında, Legal ya da İllegal Etkiyi Oluşturan Kamuoyu Bakımından:

Allah Resulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesi, kendisini harekete geçiren düşünceleriyle toplum içinde varlığından haberdar olunmaya başladığında,  Mekke kamuoyu zannediyordu ki, topluma anlatılan tevhidî metodun ruhbanların, bir takım aktivislerin ve toplum içinde dolaşan felsefeci aydınların anlattıklarından öteye geçemeyecek. İnsanlar Mekke’nin siyasi varlığının oluşturduğu algı atmosferinin dışına çıkamayıp, mevcut toplumsal düzenden razı olacaklar. Bu sebep ile tevhidî değişim metodunun ilk başlarda kamuoyu tarafından dikkate alınmaması ve görmezden gelinmesi algısını oluşturarak ilgi odağı olmamasını sağlamaya çalıştılar.

Fakat Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesi, kendisini harekete geçiren fikirler ile toplumda etki meydana getirmeye başlıyordu. Bu etki ya düşünceye yönelişi yani sempati, ya düşünceyi kabul edip kaynaşmayı ya da ona karşı mücadele olarak ortaya çıkıyordu. Mekke kamuoyu bu davetin önemini, ciddiyetini hissetmeye başladı. Kamuoyu baskısı ile toplumun değişimini sağlayacak Nebevî değişim metodundan tavizler vermesi, diğer gruplar gibi toplumun öngördüğü beşerî kalkınma metotları ile hareket etmesi teklif ediliyordu. Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın kesin bir şekilde emretmiş olduğu değişim metodundan taviz vermediğini anladıklarında, ona karşı tutumlarının şiddeti değişiyor ve onunla mücadele etmek için ortak bir algı yönetimi oluşturuyorlardı.

Mekke kamuoyunun algı yönetimi üç kısımdan oluşuyordu:

1. Topluma sunmuş olduğu hayat hakkındaki fikirlerin esasında/akidesinde şüphe oluşturmak.

2. Toplum içinde daveti taşıyan müminlerin alaya alınıp küçümsenmesini sağlamak,

3. Kitlenin kurucusu Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve fikirlerinin-söylemlerinin güvenilir olmadığı beyan etmek.

Birinci algı operasyonunda akidenin beslendiği esaslarda karışıklık ve bozulma oluşturmaya çalıştılar. Kamuoyunun fasit düşünce yapısına uygun gelecek şekilde fikirlerinden ödün vermesi ya da tevil etmesi gerektiği noktasında teklifler sundular. Ki böylelikle, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın emrettiği toplumun değişim metodunun esaslarından ve kaidelerinden saptırmak istiyorlardı ve diyorlardı ki:

-Muhammed'e ne oldu ki, Safâ ve Merve'yi altın kılmıyor. Onun kendisinden haber vermiş olduğu Kitab, gökten yazılmış olarak ona inmiyor mu? Eğer böyle bir şey olsaydı bizim ona inanmamız daha kolay olurdu.

-Muhammed'in bahsettiği haberi ona sunan Cibril, size niçin aşikâr görünmüyor? Gerçekten bu hak ise bizlere de görünmeliydi.

-O, ölüyü niçin diriltmiyor? O, niçin şu dağları yürütmüyor ki Mekke aralarında hapis kalmasın?! O, belde halkının suya ihtiyacı olduğunu bildiği halde, niçin zemzemden sular fışkırtan membalar açmıyor? Onun Rabbi niçin ona bizim müstakbelde kazançlar sağlayacağımız değerli ticaret eşyaları, hazineleri indirmiyor?...

Bu şekilde toplum içinde kamuoyu oluşturarak Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in değişim metodunun temel fikrinin toplumun istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği takdirde O’nun etrafında toplanabilecekleri teklifinde bulunmaktaydılar. Bir başka ifade ile nebevî değişim metodunun temel dinamiklerinin toplumun örf ve adetlerine uygun olması gerektiğini öne sürmekteydiler. Fasit olan toplumsal dengelerini bozmayacak, bozuk inanç yapıları ile mutabakata varabilecek, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın belirlediği esasların yanı sıra kendi belirledikleri esasları da kabul etmesi dâhilinde uzlaşabileceklerini söylemekteydiler. Yani Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile pazarlık masasına oturup, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın seçmiş olduğu hayat nizamı hakkında anlaşmaya varmak istiyorlardı. 

Aslında bugün kâfir sömürgeci devletlerin Laiklik ve Demokrasi adı ile Müslümanların iman etmiş olduğu, Allah Subhanehû ve Teâlâ katında tek hayat nizamı olarak tayin ettiği İslâm dini üzerinde pazarlık yapmalarından bir farkları yoktu. La İlahe İllallah kelimesinin üzerine dinler arası diyaloğu bina etmek isteyenler mi, yoksa demokrasi ve inanç hürriyetinden yola çıkarak İslâm akidesini tevil edenler mi, ya da İslâm’ın maslahat anlayışı ile liberalizmin maslahat anlayışını bir tutmaya çalışanlar mı? Bu sayede Müslümanların hayat hakkındaki esaslarında yanıltmacalar oluşturarak, Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in toplumu değiştirme metodunda kapalılıklar ve vakıacı yaklaşımlar sergilemelerine neden oldular. Böylece Müslümanların samimi fikir ve duyguları ile kurdukları kitlelerin enerjisi, dinin hayattan ayırması “laiklik” esasına hizmet eder hâle getirildi.  Müslümanlar bozuk kitleleşme metotları ile laik devletin, İslâm ile hükmetmesinden doğan İslâmî toplumsal açıkları, cüzi problemleri çözmek için gayret sarf eder oldular. Bozuk esaslara sabitlenmiş değişim metotları, Müslümanların tabii bir şekilde İslâm’ı hayata hâkim kılma isteklerini sömürgeci kâfir devletlerin gösterdiği kitleleşme metotlarıyla harcayarak heba edip, güçlerimizi tükettiler.

Âlemlerin Rabbi olan Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya hamdolsun ki kâfirlerin nebevî değişim metodunun akidesine yapmış oldukları saldırıyı ve akidenin göreceli olması gerektiği anlayışına karşı Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i uyarıp, onların sundukları teklifler ile nasıl bir tuzak kurduklarını kendisine bildiriyordu:

فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَضَآئِقٌ بِهِ صَدْرُكَ أَن يَقُولُواْ لَوْلاَ أُنزِلَ عَلَيْهِ كَنزٌ أَوْ جَاء مَعَهُ مَلَكٌ إِنَّمَا أَنتَ نَذِيرٌ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ

“Belki de sen (müşriklerin:) Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi! demelerinden ötürü sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.” (Hud 12)

الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلاَّ نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىَ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءكُمْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ جَآؤُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

“Onlar: Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti, dediler. De ki: Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz? (Resulüm!) Eğer seni yalancılıkla itham ettilerse (yadırgama); gerçekten, senden önce apaçık mucizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamberler de yalancılıkla itham edildi.”(Ali İmran 183-184)

“Bu fikirlerle mi toplumun değişimini sağlayacaksınız” diyen kamuoyuna karşı tereddüt yaşayan Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve O’na iman eden mü’minlerin zihinlerindeki kırılmaları Rabbimiz tedavi edip, ufuklarını açan hitabı ile onların zihniyetlerini kuvvetlendirerek, müşriklerin realist, maddî güç odaklı yaklaşımlarının etkilerini ortadan kaldırıyordu. Bu sayede nebevî metodun beslendiği akidenin, toplumun fasit fikirlerinden etkilenmesi önleniyor. İnsanların fıtrî ve aklî etkilerinden toplumun değişimini sağlayacak ideoloji muhafaza ediliyordu. Böylece kamuoyunda oluşturulan akideye yönelik tekliflerin akideyi etkileme ve değiştirme çabası boşa çıkıyor, Nebevî değişim metodunun akide gücü toplumu hızlı bir şekilde etkisi altına almaya başlıyordu. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesiyle toplumu değiştirme metodu insanlar arasında tabii bir kitleleşmeyi meydana getirmeye başlıyordu.

İkinci algı operasyonu nebevî metodun yolu ile değişimi arzulayan kitlenin mensuplarının özgüvenlerini yitirmelerine yönelik tekliflerdi. Bu teklifleri incelediğimizde daveti taşıyan fertleri, daveti taşımaktan vazgeçirmek için çeşitli maddî ve psikolojik baskılara maruz kaldıklarını görebiliyoruz. Bu tarz teklifleri zihnimizde telakki ettirecek örneklerden biriside Ammar RadiyAllahu Anh ve Ümeyye arasında geçen diyalogdur. Aslında bu konuşmalar Mekke toplumu içinde oluşturulmak istenilen kamuoyunun şiddetini de bizlere göstermektedir.

Ammar RadiyAllahu Anh “para ile satın aldıkları kölelerin, efendilerinden bir farkı olmadığını” söylediğinde Umeyye öfkelenerek bir kölenin kendisi gibi hür bir insanla nasıl eşit olacağını sorarak! Ammar RadiyAllahu Anh’ı ikna etmeye çalışır. Ammar RadiyAllahu Anh’ın inandığı hayat görüşünün çelişkisini “hür bir insan ile köle arasındaki farkı” ona aklen hissettirebilmek için (o zamanlar) kölesi olan Bilal RadiyAllahu Anh çağırır ve emreder;

-Bilal, Mekke'nin efendisi olan benimle, senin arandaki farkı bu adama göster; fikirlerinin ona verdiği ezikliği hissettirmek için kamçıyı diline vur!

Mekke kamuoyu Ammar RadiyAllahu Anh’a uygulanan psikolojik ve maddî işkenceler ile aslında insanların seçimlerine etki edecek bir algı oluşturuyorlardı. Eğer daveti taşıyan hür ve güçlü kimseler olursa; ticaret hayatının son bulunacağı, işinden gücünden olacağı, mü’minlerden yüz çevirdiklerinde ticari yolların açılacağı söylenerek tehdit içerikli teklifler sunarlardı. Fakat daveti fakir ve köle kimselerin iman ettiğini öğrendiklerinde ise; hapse atılmak, geçim sıkıntısı yaşatmak, işkenceye maruz kalmak, ailesi tarafından dışlanmak gibi tehdit içerikli teklifler ile daveti taşımasından vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Böylece Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in değişim metodu ile hareket edenlerin özgüvenlerini yitirmeleri için Mekke toplumunda bir kamuoyu oluşturuluyordu.

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dayısının oğlu Esved b. Abd Yeğus da,  Mekke’deki kamuoyunun sesi olmaktaydı. Değişimi arzulayan kitle mensuplarının özgüvenlerini yitirmeleri ve insanlar tarafından alaya alınıp küçümsemelerini sağlayacak sözlerden birini sarf etmekteydi;

-Kisra ve Kayser’in ülkelerine vâris olacak meliklere bakın!

Günümüzde olduğu gibi Müslümanları hep güdülmeye mahkûm varlıklar olarak gören sömürgeci kâfir devletler ve yerli işbirlikçilerinin alaycı, hakir gören tavırları Mekke kamuoyunda daveti taşıyan müminlerde oluşturulmak istenilen kamuoyu baskısı ile benzerlikler taşımaktadır.   Amaç tabii ki toplumun maslahatlarını İslâm Nizamı ile yönetmeye aday olan mü’minler idi. Bu kimselere adeta bırakın devlet adamı olmayı, dağdaki koyun sürüsünü gütme kudreti bile olmayan insanların nasıl toplumu sevk ve idare edebileceklerine dair kamuoyu yapılarak insanların Allah tarafından gönderilen değişim metoduna itibar etmeleri engelleniyordu. Böylece iman edenlere yeis verilerek toplumun değişim ameliyesinden vazgeçmeleri sağlanmaktaydı.

 Rabbimiz Allah Subhanehû ve Teâlâ, Mekke’deki kamuoyunun toplum içinde daveti taşıyan mü’minleri nasıl alaya alıp küçümsediklerini ve onları engellemek için yaptıkları işleri ayetleri ile bizlere bildirmektedir;

إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاء لَضَالُّونَ

“Şüphesiz müşrikler, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. Mü’minleri gördükleri vakit; Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir, diyorlardı. (Mutaffifîn 29-32)

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e iman eden mü’minler bu teklifler ve baskılar karşısında onlara icabet etmeyerek yönlerini âlemlerin Rabbi olan Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın değişim metoduna yönelterek tevekkül ettiler. Toplumun değişim metodunu uygulama esansında izledikleri yoldan bir adım dahi sapmayarak iradelerini İslâm akidesinin temel fikri La İlahe İllallah fikrine bağladılar. Hatta Mekke’deki oluşturulan kamuoyunun “Kisra ve Kayser’in ülkelerine vâris olacak meliklere bakın” diyerek hakir gördükleri gençler çok kısa bir zaman dilimi içinde bu devletleri fethedip yönettiler.

Üçüncü kamuoyu algısı ise Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ve fikirlerinin-söylemlerinin Mekke kamuoyunda itibarsızlaştırılması, Mekke halklarının söylediklerinden bir şey anlamaması çalışması idi.

İlk önce Mekke kamuoyunda onun övülmüş adam anlamına gelen “Muhammed” ismini harflerle oynama sanatını kullanarak  ”Müzemmem” üzerinde şaibeler olan-kötülenmiş adam diye nitelediler. Onu soran, arayan, merak edip yanına gitmek isteyenlere bu isimi söyleyerek itibarını düşürmek istediler. Mekke kamuoyu onu toplumun gözünde küçük düşürecek birçok yakıştırmalar yaptı:

“Yalancı”, “mecnun”, “büyücü”, “sapıtmış”, “çarpılmış”, “soysuz”, “kargaşa çıkartan”, “küstah”, “asi”, “nankör”, “toplumu tahrik eden” Kur-an’ı Kerim’de ve siyer kitaplarında sıklıkla görebileceğiniz vb. sıfatlar ile toplum içinde Resulü Ekrem efendimizin itibarını düşürmek için ellerinden gelen kamuoyunu yapmaya çalıştılar.

Müşriklerin Resulü Ekrem efendimiz için yaptıkları kamuoyu öyle bir hâle geldi ki! Halkı birbirine düşürüp huzur kaçıran bir bozguncu, toplumu tahrik eden, toplumun düzenini bozan biri olarak lanse edilmeye başlandı. Âdeta kamuoyu nezdinde faili meçhul bir kurşuna hedef gösterilmeye başlandı. Kamuoyunda ona karşı yapılan bu karalama kampanyası insanların ona karşı öfkesini artıyor. Toplumdaki olağan her çalkantıda o sorumlu tutularak hesap sorulmak istenir hâle getiriliyordu. Namazda secdeye durduğunda omuzuna deve işkembesi atılıyor. Mekke’nin çocukları peşine takılarak alay edilmesi sağlanıyor. Eşi ve kızları ile dalga geçiliyor ve daha niceleri… İşte bu kamuoyu algısının en şiddetlisi olarak niteleyebileceğimiz bir hadiseyi de kamuoyunun dolduruşuna gelen Ömer RadiyAllahu Anh yaşıyor:

Rasulullah’ı öldürmek için yola çıkıyor. Yolda rastladığı Nuaym b. Abdillah;

-Ey Ömer, nereye gidiyorsun böyle? diye sorunca Ömer tüyleri ürpertecek şu cevabı veriyor;

-Kureyş’i tefrikaya düşüren, akıllarını küçümseyen, dinlerini eleştirip ayıplayan, ilahlarını kötüleyen şu sapık Muhammed’i öldürmeye gidiyorum.

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ve söylediklerinin güvenilirliğini yitirmeye yönelik başlatılan kamuoyu çalışması bunlarla bitmiyordu. Rasulullah efendimiz Allah'ın dinine davette bulunduğunda arkasından hemen Ebu Nadr geliyordu ve Fars krallarının haberlerinden, dinlerinden hikâyeler anlatmaya başlıyor ve diyordu ki: 

-Neden Muhammed benden daha güzel haber verici olsun. Onun okuduğu, benim okuduğum gibi eskilerin masallarından değil midir?

-Muhammed'in söylediklerini ona ismi Cabir olan bir Hristiyan köle öğretiyor. Onun söyledikleri, Allah'tan değil.

Böylece Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in daveti anlatırken söyledikleri-kullandığı dil, kamuoyu tarafından aynı dil kullanılarak söylediklerinin içi boşaltılıyor, kavram kargaşası meydan getirilmek isteniliyordu. Davetin kullandığı dilin kasıtları bu şekilde içleri boşaltılarak insanların arasında yayılıyordu. Evet, kitlenin liderine kamuoyundan gelen maddî ve psikolojik saldırılar karşısında tercih yapması isteniyor, değişim metodundan vazgeçerek O’na inanan mü’minleri Mekke’nin ideolojisine zarar vermeyecek şekilde yönlendirmesi gerektiğine dair teklifler sunuluyordu.

Bugün de İslâm ülkelerinin başındaki egemen zalim işbirlikçi yöneticiler, kendileri için tehlikeli gördükleri nebevî değişim metodu ile hareket eden İslâmî kitleleri daha ilk adımlarında onlara saldırıp, toplum içinde dikkate alınmamalarını, kullandıkları İslâmî dilin içlerini boşaltarak insanların kafalarının karışmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ الَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّهِ إِلهًا آخَرَ فَسَوْفَ يَعْمَلُونَ وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

“O halde sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. O, alay edenlere karşı biz sana yeteriz. O, Allah ile beraber başka ilâhlar edinenler yakında bilecekler. Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 94-99)

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِّسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُّبِينٌ

“Gerçekten biliyoruz ki, kâfirler; Kur'an'ı muhakkak surette bir insan öğretiyor, diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'an ise açık Arapçadır.” (Nahl 103)

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْآنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ

“Hakikati inkâr edenler birbirlerine şöyle derler: Bu Kur’ân’ı dinlemeyin/dikkate almayın ve onun hakkında saçma anlamsız şeyler uydurup  (insanların onu dinlemesine mani olacak) gürültü ve şamatalar çıkarın; belki ona karşı galip gelirsiniz.” (Fussilet 26)

Allah Subhanehû ve Teâlâ seçmiş olduğu peygamberi Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e yapılan saldırıların değişim metodunu uygulamada taviz oluşturmaması ve kamuoyunun teklif ettiği yöne doğru meyletmemesi için gönderdiği dini efendimiz ile cisimleştirdi. Hem fikrin hem de fikrin cinsinden olan metodun Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’de âdeta şimşek çakması gibi bir etki oluşmasını sağladı. Fikirlerini elde ediş şeklinde derinlemesine düşünceyi nasıl elde edeceğini öğretti. İzlediği metotta (nebevî hareket metodu) dakik bir gözlem ile bakmayı, olaylar karşısında doğaçlama ve duygusal davranmaması gerektiğini gösterdi. Yöneticilerin ona sunduğu tekliflerin tevhid esası ile çelişmemesi gerektiğini kavrattı. Müşriklerin oluşturduğu tuzaklara kanmaması ve sahip olduğu fikirlerin vakıayı değiştirmek için O’na bildirildiği, insanların yaptıklarından zerre kadar etkilenerek saptığı takdirde korkunç bir azap ile karşılık bulacağı nasihatinde bulundu.

Mekke kamuoyunun Rasullullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in minhacı (değişim metodu) üzere değişimin önüne geçebilmek adına sunulan algı yönetimi yukarda belirtmeye çalıştığım üç husus ile şu iki amacı gözetiyordu;

1-Mekke halkının İslâmî değişime karşı donuklaşmasını sağlamaya çalışıyordu, ki bunda başarılı oldu ve Mekke toplumu Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nusret vermeyerek O’nun İslâmî hayatı Mekke topraklarında başlatmasına müsaade etmedi. Medine yurdunda İslâm Devleti kurulduktan sonra Mekke toplumu nasıl bir fırsatı kaçırdıklarının farkına vardılar. 

2-Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesinin değişim metodunun seyrini saptırmaya çalışıyordu. Fakat bunda başarılı olamadılar. Çünkü değişim metodunun fikri ve metodunun kaynağı vahiy olduğu için beşerî bir aklın onu saptırması imkânsızdı. Bu metot ile mutlaka bir beldede İslâmî hayatın başlaması amaçlanmaktadır. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve O’na iman eden mü’minler İslâm’ın talep ettiği bu metoda hayat sahasında hissedilir bir netice almak için azami bir hırs gösteriyorlardı. Mekke’nin dışındaki kavim ve liderler ile görüşüp netice arıyorlardı. Nitekim de öyle oldu, Mekke toplumu kaçırdığı fırsata yanmış ve Medine halkı İslâmî hayatı başlatılacak siyasi varlığı Medine topraklarında kurarak toplumun değişim metodunu taçlandırmıştır.

وَمَا فِي الْأَرْضِ أَلَا إِلَى اللَّهِ تَصِيرُ الأمُورُ

 “Gerçek şu ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.” (Şura 53)

 

Yorumlar