18 Kasim 2017 - 29 Safer 1439
124 Sayı Ocak 2015
Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
İSLÂM’DA ”EMPATİ”NİN YERİ
124. Sayı | Aydın Usalp | İSLÂM’DA ”EMPATİ”NİN YERİ

Bu yazımda, son yıllarda insanlar arasındaki ilişkileri konu edinen yazı ve söylemlerde, yapılan psikolojik ve sosyolojik tespit ve değerlendirmelerde sıkça karşılaştığımız bir kavram olan empatinin İslâm’daki karşılığı üzerinde durmak istedim. Özel bir mefhuma sahip olmadığı için empati kavramının vakıası üzerinde düşünüldüğünde İslâm’da örnekleri çokça karşılaşılan bir kavram olduğunu görebiliriz.

Eş duyum/duygudaşlık olarak da ifade edilen empati, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kişinin kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır. Empatinin sempati ile karıştırılmaması gerekmektedir. Biraz daha açarsak empati; bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişinin olaylara, karşısındaki insanın dünyasından, onun penceresinden bakabilmesidir.

Empati kurabilmek, insanlar ile sağlıklı ilişkiler kurmayı kolaylaştırır ve yoğunlaştırır. Olumlu bir iletişim için kişinin kendi yaşadıklarını hatırlayıp, karşısındakini anlaması gerekir. Çünkü insanoğlunun istediği şeylerden biri de anlaşılmaktır. Hiçbir şey yapmadan bazen karşınızdaki kişiye, kendisini anladığınızı söylemeniz bile onu rahatlatmaya yetebilir ve size karşı bir güven hissetmeye başlayabilir.

Empatinin tam olarak gerçekleşmesinin üç kuralı vardır. Bunlar;

1- Bir insanın, kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmasıdır. Her insanın kendisine has bir çevresi, bir geçmişi, bir bakış açısı, farklı hobileri vb. farklı özellikleri vardır. Etkilendiği hususlar, etkin olmak istediği alanlar farklıdır. Kısacası her insanın kendine özgü bir dünyası vardır. Eğer karşımızdaki insan ile empati kurmak istiyorsak, kendi düşünce ve duygularımız ile veya kendi dünyamızın penceresinden değil, bir an için kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyarak, onun dünyasının penceresinden bakmalıyız.

2- Karşıdakinin,  duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak ve hissetmek gerekir. Bunun için empati kurulacak kişinin yaşadıklarını, çevresini ve geçmişini öğrenip onu anlamaya çalışılmalıyız. Ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlamak için bir anlamda onun rolüne girmeliyiz.   

3- Karşımızdaki kişiyi anladığımızı kendisine ifade etmeliyiz. Empatinin tamamlanabilmesi için ilk iki maddeye binaen karşımızdaki kişiyi anladığımızı söylemeli ve onu anladığımızı göstermeliyiz. Aksi halde empati kurmuş olmayız.

Empati kurma, insanlar arasında olumlu bir iletişim ve ilişki kurulmasını sağladığı gibi dayanışma ve yardımlaşmayı da sağlar.  Ayrıca empati sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik değildir. Empati, empatiyi kuran kişi için de yararlıdır. Yapılan araştırmalarda empati kuranların ya da empati becerileri ve eğilimleri yüksek olanların, diğer insanlara yardım ettiğini ve dolayısı ile çevreleri tarafından sevildikleri görülmüştür. Ayrıca araştırmada, liderlik özelliğine sahip kişilerin empati kurma becerilerinin yüksek olduğu da belirlenmiştir.

Günümüz toplumlarında hayatlar, İslâm ile düzenlenmediğinden dolayı insanların merhamet duygularından uzaklaştığını, birbirine karşı tahammülsüzleştiğini ve duyarsızlaştığını görüyoruz. Ayrıca en küçük farklılıklardan dolayı insanların kutuplaşıp birbirine düşmanca davrandıklarını da görüyoruz. Şayet İslâm, fiilî anlamda yürürlükte olmuş olsaydı, insanların zihinlerinde ve gönüllerinde yer edinseydi bahsettiğimiz sorunlar meydana gelmez ve sosyologlar, psikologlar “empati” diye bir kavram üzerinde durmak zorunda kalmaz, sağlıklı ilişkilerin meydana gelmesi için bu kavrama önemle vurgu yapmazlardı. Çünkü İslâm, bugünkü insanların mumla aradığı empatiyi doğal hâli ile insanlara sunmakta ya da emretmektedir.

İçinde yaşadığımız zaman diliminde toplumsal sorunların başında aile içi huzursuzluklar gelmektedir. Eşler arasında, ebeveyn ile çocuklar arasında ve akrabalar arasındaki anlaşmazlıkların nasıl olumsuzluklar ile sonuçlandığını görmekteyiz. Bu anlaşmazlıkların temelinde, insanlar arasındaki ilişkileri menfaat ölçüsüne bağlayan Kapitalist ideolojinin egemen olması ve insanların İslâmî ölçülerden uzaklaşması görülür. Ailevi ilişkiler de genel anlamda insanlar arasında meydana gelen ilişkilerden farklı değildir. Kendilerini nispetten bu bozuk ideolojinin ölçülerinden uzak tutmuş insanların da ailevi sorunlar yaşadıklarını görmekteyiz. Öyle ki bazen sudan sebeplerden tartışmalar, kavgalar ve boşanmalar gerçekleşebilmektedir.

İslâmî anlamda haklı sebepler olmadığı müddetçe yaşanan bu olumsuzlukların temelinde empati eksikliği vardır.

Eşler, birbirinin penceresinden bakmadan, birbirini anlamadan, tek taraflı hareket ettiği zaman en ufak meseleler bile tartışma ve kavga sebebi olabilmektedir. Öncelikle eşlerin, birbirlerinin yetişme ve yaşama koşullarını göz ardı etmemesi gerekir. Günlük hayatta her biri diğerinin üzerindeki yükün farkında olmalı ve zaman zaman kendisini eşinin yerine koymalı, yani empati yapmalıdır ki onu anlayabilsin ve ona göre hareket edebilsin. Eşler empati yapmak sureti ile birbirini anlayınca iletişimleri güçlü olmaya başlar, ilişkileri yoğunlaşır ve olumsuz davranışlar asgari düzeye iner.

İslâm, eşlere birbirlerinin hukukuna riayet etmelerini, birbirlerinin olumlu yönlerini görmelerini ve olumsuzluklar karşısında sabır göstermeleri gerektiğini söyler. Yine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Sizin en hayırlınız ailesine karşı hayırlı olandır.” diye buyurmuştur.

Ebeveynler ile çocuklar arasındaki ilişkilerde de empatinin çok önemli bir rolü vardır. Bütün ebeveynler bir zamanlar önce çocuk, sonrada gençlik döneminden geçmişlerdir. Kendi çocukluk ve gençlik zamanlarını göz önüne getirip, ebeveynlerinin kendilerine nasıl davranmalarını istediklerini hatırlasınlar. Ki ebeveynler küçük büyük fark etmez bütün çocuklarını anlamaya çalışmalı ve ona göre davranmalıdır. Ancak çoğu ebeveynin çocuklarının duygu ve düşüncelerine önem vermediğini ve onları anlamak için çaba harcamadığını görmekteyiz. Bunun sonucu olarak çocuklar ve gençler kendilerini anlayan ve kendilerine değer veren insanlara meylederler ki bu insanların bir kısmının hiç de iyi niyetli olmadıklarını görebiliyoruz.

Benzer şekilde, çocukların da anne-babalarına karşı empati ile yaklaşmaları gerekir. Ebeveynlerinin kendileri üzerindeki emeklerini, haklarını hatırlayıp onlarla olan iletişim ve ilişkilerini buna göre düzenlemeleri gerekmektedir. Öyle ki Allah Subhanehû ve Teâlâ kitabında;

فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ

“Onlara öf bile deme.” buyurmaktadır.

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifinin anlamı ve pratiği empati kurmayı gerektiriyor. İslâm’ın, “kendi nefsi için istediği bir güzelliği /iyiliği başkası için de istemeyenin kâmil anlamda iman sahibi olamayacağı prensibi hemen herkesin bildiği bir prensiptir. Bu prensibin empati ile birebir ilişkisi vardır. Toplumdaki bireylerin hepsi olmasa bile kayda değer bir kısmının bu ilkeye göre hareket etmesi hâlinde topluma huzur hâkim olmaz mı?

Davet çalışmalarında da empatinin önemli bir yeri vardır. Öncelikle kişinin sahip olduğu duygu ve düşüncelerin doğruluğuna, güzel bir akıbet ile sonuçlanacağına inanması, bu hayırdan başkalarının da istifade etmesi isteğinin altında yatan ana düşünce, karşıdakinin Cehennem gibi olumsuz bir sonuç ile karşılaşma endişesidir.

Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın “kendinizi ve ailenizi, yakıtı taş ve insan olan Cehennem ateşinden koruyunuz.” mealindeki ayetine bakıp, Cehennem gibi bir azap yerini tahayyül ediyoruz. Kendimizi korumak istediğimiz gibi kendimizi sevdiklerimizin yerine koyarak, onların çekebileceği acıları anlayarak onları korumak isteriz. Bu korumanın da onlara İslâmî bir hayat yaşatmaktan geçtiğini görüyoruz. Öyle ki davet çalışmalarında önceliği onlara veriyoruz. Ki bu İslâm’ın da öncelediğidir.

Diğer taraftan, davet çalışmalarında bulunan birçok Müslümanın sıkça şikâyet ettiği bir durum vardır. “Ben anlatıyorum ama karşımdaki beni anlamıyor” ya da “söylediklerimi kabul etmiyor.” vb. şekillerde serzenişleri çok duyarız. Bu durumun birden fazla sebebi olabilir ama bunlardan en önemlisi bence empati eksikliğidir. Kendisine davet götürdüğümüz kişiyi tanımadan, duygu ve düşüncelerini anlamadan, sorunlarını veya bakış açısını bilmeden ve ona göre bir üslup belirlemeden doğrudan bildiğimiz gibi anlatmaya başlamamızın olumlu bir karşılık bulmasını beklemek doğru değildir. Ki büyük bir olasılıkla bulmaz da.

Sonuç olarak İslâm;

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90) ayetinde özet bir şekilde insanın ne yapması gerektiğini bildirmektedir. Bu ayette belirtilen hususlarda empatinin yapılması gerektiğine işaretler var. Kişinin adil olması karşısındakinin durumunu iyi bilmesini gerektirir. Mazlum olmak istemeyen zulüm etmez. Yine kişinin iyilikte bulunması ve yardım etmesi karşısındaki kişinin rolüne girmesi, onu anlaması ile daha bir titizlik ile gerçekleşir. Kendisinin namusuna yan gözle bakılmasını istemeyen, başkasının namusuna göz dikmez. Kendi malına el uzatılmasını istemeyen başkasının malına el sürmez. Rahatsız edilmek istemeyen rahatsız etmez. Alacaklının kapısına dayanmasını istemeyen borçlusunu sıkıştırmaz. Bütün olumsuz durumlar için bu örnekler çoğaltılabildiği gibi benzer şekilde yukarıda da belirttiğim gibi kişinin kendisi için istediği bir güzelliği bir başkası için de istemesi yine İslâm’ın bize emrettiği bir husustur.

Çağdaş “insancıl” toplum mühendislerinin, insanlar arasında yoğun bir şekilde meydana gelen yer yer vahşet boyutuna ulaşan olumsuzlukları azaltmak için öne sürdükleri “empati”, İslâm’da özel bir kavram olarak değil, doğal hâlinde mevcuttur. Dolayısı ile insanlar İslâm ile yaşamlarını düzenlediği takdirde günümüz toplumlarını içten kemirip çökerten hastalıkların hiçbiri meydana gelmez. Adım başı rastlanılan psikiyatrist, psikolog veya rehabilitasyon merkezlerine de ihtiyaç kalmaz.

 

Yorumlar