19 Ocak 2018 - 2 Cemaziye'l-Evvel 1439
113 Sayı Şubat 2014
113. SAYI TANITIM VİDEOSU Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
YENİDEN YARGILANMALAR
113. Sayı | Bayram Sağnak | YENİDEN YARGILANMALAR

Bilmiyorum hiç düşündünüz mü?

Acaba İslam’ın hükümleri kıyamete kadar neden değişmez. Kuran değişmedi ve değişmeyecek. Neden…

İlk bakışta konumuz ile alakası yokmuş gibi görünse de öncelikle bu hususu netleştirme adına bir meseleye değinmek istiyorum.

Bu amaçla soruyu doğru cevaplandırabilmek için insanın vakasına göz atmamız gerekecek.

Yüzyıllardır insan tanımı değişik lafızlarla yapılmaya çalışıldı. Kimileri insanı “iki eli olan, iki ayağı üzerinde yürüyen, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı” olarak, kimileri “özgür iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahraman” olarak, kimileri “düşünen bir varlık” derken kimileri de insanı “düşünen bir hayvan” olarak tanımladı. Elbette bunlardan başka tanımlamalar da yapıldı.

İnsanoğlu neden bu tanımlama işine ihtiyaç hissetti. Tabii ki bunun bir sebebi var.

Her meselenin çözümü öncelikle o meselenin doğru tanımlanmasına bağlıdır. Örnek verelim;

Bir inşaat yapabilmek için kaliteli bir betona ihtiyaç vardır. Bu amaçla beton için gerekli malzemeleri getirdiniz ki bunlar; kum, çimento, su, ortam sıcaklığı ve yapılış biçimidir. İstediğiniz kaliteyi yakalayabilmeniz için tüm bu unsurların oranlarını iyi ayarlamanız gerekecektir. Betonu yaptınız lakin istediğiniz kaliteyi bir türlü yakalayamıyorsunuz. Bu durumda yapılması gereken, betonu oluşturan maddelerin ve uygulama şartlarının yeniden gözden geçirilerek uygun oranların ve şartların yakalanmasını sağlamaktır. Eğer betonu oluşturan unsurların dışında beton ile alakası olmayan şeylerle uğraşacak olursanız sonuç hüsran olacaktır. Mesela betonu yaparken kullanılan kürek, el arabası gibi araçları değiştirmek ya da betonun asıl malzemesi olmayan demir gibi ürünlerin üzerinde yoğunlaşmak sorunu çözmeyecektir.

Bir örnek daha vermek istiyorum.

Toplumu tanımlamak çok önemlidir. Çünkü siz toplumu değiştirmek istiyorsanız, o halde toplumu iyi analiz etmeniz gerekecektir. Yani toplumu oluşturan unsurları net bir şekilde ortaya koymanız gerekecektir. En nihayetinde toplumu tanımlamanız gerekecektir. Ancak bu durumda kalıcı ve doğru değişimi gerçekleştirebilirsiniz.

İnsanı tanımlamak da bu nedenle çok önemlidir. Çünkü insanın mutlu ve huzurlu yaşamını devam ettirebilmesi için bu elzemdir. İnsan doğru tanımlanır ve bu tanıma binaen ihtiyaçlar karşılanır ise mutlu olacaktır.

İşte yaratıcıdan gelen İslam’ın değişmemesinin temel esprisi budur. Çünkü o insanın yaratıcısından gelmiştir. Yani insanın tanımını, hatta en dibinde bir tanımla, insanı hücrelerine kadar bilen yaratıcısından gelmiştir. Ve insana ihtiyaçlarını doğru bir şekilde giderebilmesi için bir nizam göndermiş ve bunu imtihanın özü kılmıştır. İnsanoğlu bu nizama uygun hareket ettiği sürece, diğer dış şartlar ne olursa olsun, mutlu olacaktır. Böylece bu nizam insana hastır. Türk, Alman, Amerikalı, Çinli vb. fark etmez. Neticede hepsi insandır. İnsanın vakıası değişmediği sürece bu nizam da değişmeyecektir. İşte İslam’ın kıyamete kadar değişmemesinin sebebi budur. Çünkü insan o zamana kadar hep insan olarak kalacaktır.

Evet. Bugün ise bizler, insanlar üzerinde uygulanan nizamların devamlı değiştiğine şahit oluyoruz. Oysa doğru olanın değişmemesi gerekir. Çünkü insan aynıdır. Bir takım dış şartların değişmesi bunu etkilememelidir. Yüzyıllar öncesinde insanın binek aracı olarak at ve benzeri hayvanları kullanması ile günümüz taşıtlarını kullanması arasında, esasta bir fark yoktur. Yine kerpiç evlerde kalınması ile günümüz evlerinde barınılması arasında da esasta bir fark yoktur. Teknolojinin gelişmesi ve farklılaşması önemli değildir. Temelde karşılanması gereken ihtiyaçlar yemek, içmek, barınmak vs.dir. Bunların şeklî değişimi insan üzerinde tatbik edilen nizamı değiştirmez.

İnsanlar arasında hukukun olması ise kaçınılmaz bir durum. Çünkü insan aynı zamanda sosyal bir varlıktır ve bu özelliğinden dolayı diğer bireyler ile ilişki içinde olmak zorundadır. Bu ilişkiler kimi zaman sorunları beraberinde getirecektir. Bu sorunları çözmek mutlak suretle bir otoriteye ihtiyacı doğurur. Aksi halde bireyler bu konuda yalnız bırakılırlarsa kargaşa olur ve zayıf olanlar her daim ezilmeye mahkûm olurlar.

Bu girişten sonra artık konumuza dönebiliriz.

Yukarıda zikrettiğim gibi bu kanunsal değişimlerle sürekli karşı karşıyayız. Yönetimde bulunan her grup sayısız anayasa ve kanun değişiklikleri yapıyor ve hatta şimdilerde yakînen de şahit olduğumuz kendi yaptıkları kanunları bile kısa süre sonra yeniden değişmek istemektedirler.

AKP hükümeti kısa süre önce halk oylamasına sunarak, HSYK üzerinde anayasal bir değişiklik yapmıştı. O zamanlar bu değişikliğin yapılmasının doğru olduğu kanaatinde idiler. Bunu o zaman yaptılar. Şimdi ise yapılan değişikliklerde hata ettiklerini söyleyerek yeniden bir düzenleme peşine düştüler.

Bunun asli sebebi ise tabii ki bu hali ile HSYK’nın AKP’nin geleceği ile ilgili kararlar alabilecek yapıda olmasıdır. Hâkim ve savcıları yeniden kendilerine bağlamak istiyorlar.

Bu yapmak istedikleri adımlardan sadece birisidir. Çünkü AKP’yi ciddi olarak sıkıntıya sokabilecek 17 Aralık saldırısını bertaraf etmek ve yenilerinin önüne geçmek için bu gerekli. Bu gibi kanunsal değişikliklerin yanında kamuoyuna yönelik adımlar da atılmalıdır. Paralel devlet ana söylemi ana ekseninde oluşturulan saldırı üslubu bunun bir parçasıdır. Öyle ki “yavuz hırsız” konumuna geldiler.

Bu amaçla atılan bir diğer adım ise yeniden yargılanmalar konusudur. İlk olarak başbakanın başdanışmanı Akdoğan’ın “orduya kumpas kurdular” açıklaması ile fitili ateşlenen bu mevzuya artık hemen hemen herkes müdahil oldu diyebiliriz. Erdoğan’ın Japonya ziyareti öncesi “yeniden yargılanmalara olumlu bakıyoruz” demesi, Necdet Özel’in silah arkadaşları için yeniden yargılanma talebini dilendirmesi, TBB Başkanının devletin zirvesinde bu amaçla yürüttüğü ziyaret trafiği, CHP’nin kanun taslağı hazırlığı vs. böylece bu husus gündeme oturdu.

Peki, AKP bunu neden dillendirdi?

Tabii ki Akdoğan bunu kendi inisiyatifi ile yapmış olamaz. Böylesi önemli bir konuyu Erdoğan’ın bilgisi ve müsaadesi olmadan yapması ihtimal dışıdır. Çünkü bu insanları demir parmakların ardına atan ve siyasette bu kesimi neredeyse etkisiz hale getiren ve bu hususta “cemaat” ile sırt sırta çalışan bizzat AKP’nin kendisidir. Bu da herkesçe malumdur.

Buradan hedeflenen amaçların ne olduğuna gelecek olursak.

1-Laik kesim ile mücadele hususundaki alakası: AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda Türkiye’de başta askeriye ve yargı olmak üzere birçok kurum ve kuruluş Atatürkçü laik kesimin egemenliği altında idi. ABD iktidar olan ama muktedir olamayan AKP’ye cemaati, bu kesimle mücadelesinde kendisine yardımcı olarak verdi. Bu ikili her daim ABD’nin yardımlarını yanlarında hissederek laik kesimi kurumlarda nerede ise etkisiz hale getirdiler. Eğer arkalarında bu güç olmasa idi, oy oranı ne olursa olsun AKP’nin bunca zaman iktidarda kalması ve bu işleri başarması mümkün olamazdı. Tabii bu konu ile ilgili olarak ABD ve Avrupa’nın (İngiltere’nin) birçok meselede uzlaşması da etkilidir. Artık şu durumda AKP’nin eskisi kadar cemaate ihtiyacı yoktur. Ayrıca güveni de kalmamıştır.

2-Çözüm süreci ile olan alakası: Terör ile mücadelede yeni dönem başladı. Mücadeleden müzakereye dönüldü. Silahlar sustu. Ön planda bazı hususlarda çekişir görünseler de geri planda ana hatlar üzerine uzlaşma sağlanmış durumda. Sürecin sonunda her ne kadar af yok denilse de Beşir Atalay’ın dediği gibi örgüt mensupları için her ülkede olduğu gibi bir takım düzenlemeler yapılacaktır. Bunun adına ne derseniz deyin. Bu yasal düzenlemelerden elbette birçok kesim gibi Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları da etkilenecektir. Zaten uzun süredir tutuklu veya hükümlü konumundalar. Ayrıca yukarda zikrettiğimiz gibi eskiden olduğu gibi dışarda olsalar da etkili olacak durumları kalmamıştır. Şu durumda artık AKP orduya sirayet etmiş ve ordunun eski durumu zayıflatılmıştır. Ordunun AKP-Cemaat çatışmasındaki tutumu bunu teyit eden hususlardan sadece biridir. Bu sebeplerden dolayı onların serbest kalmaları AKP açısından tehdit olmaktan çıkmıştır. Zaten yasal düzenlemeler yapıldığında serbest kalacak olanların başka sebeplerle dışarı çıkmaları çok da önemli değildir.

3-Cemaat ile olan alakası: AKP (Erdoğan) bu süreçte yine dik durdu ve hükümete yapılanın kuvvetli bir darbe olmasına karşın iyi mücadele ediyor. Bu mücadelesinde ön plana çıkan husus; karşı tarafı toplum nezdinde haksız konuma getirmek için yaptıklarının kabul edilemez bir hukuksuzluk olduğunu vurgulamaya çalışmak. Bununla cemaat haksız ve hukuksuz konuma itilmeye çalışılırken aynı zamanda yapılması planlanan yasal düzenlemeler için de gerekli bir argüman oluyor. Bu amaçla Ergenekon, balyoz vb. davalarda cemaatin etkisi bilindiği için, onları şaibeli duruma düşürmek amacı ile bu davaların yeniden görülmesine yeşil ışık yaktı.

Başka tali sebepler de olmakla birlikte ana hatlar bunlardır. Siyaset eğer kapitalist siyaset ise durumun böyle olması normaldir. Zira kapitalist siyaset menfaatleri ve entrikaları doğurur. Dün ak denilene bugün kara, dün kara denilene bugün ak denilebilmektedir. Bunca zıtlığına ve fasitliğine rağmen hala İslam Ümmeti bu siyasetin peşinden koşan siyasetçilerden hayır beklemektedirler.

Her meselede Ümmeti ikiye bölmeyi başarabiliyorlar. Ya o taraftasın ya bu tarafta.

Neden onların gösterdiği iki taraftan birini seçmek zorundayız ki? Başka seçenekler yok mudur? Bu bozuk düzenin içinde neden boğulalım? Mevzumuz olan bu son meselede olduğu gibi hemen hemen her meselede sistemin fasitliği ve onu tatbik edenlerin ihaneti gün gibi ortaya çıkarken her nasıl oluyorsa bir şekilde Ümmeti kandırmayı başarabiliyorlar.

Evet, vakıaya göre değişmeyen ve yaratıcıdan gelen nizam yani İslam, elbette asıl ve köklü çözüm olacaktır. Müslümanlar birbirlerine menfaat bağı ile değil kardeşlik bağı ile bağlanır. İslam asla değişmez. Uygulayanlar her ne kadar insanlar olsa da nizam yaratıcıdan gelmiştir.

Müslümanlar ise İslam’ın kıymetini bilemediler. Daha hafif bir ifade kullanacak olursak anlamakta zaafa düştüler. Batı fikirleri böylece yavaş yavaş Ümmete sirayet etti. Nihayetinde Allah Subhanehu ve Teala bizden bu değeri çekti aldı. Öyle ki İslam’ı isteyenlerin hatırı sayılır bir çoğunluğu O’nu yine batı fikirleri, yöntemlerini kendilerine kaynak yaparak arar oldu.

Tüm bu beyhude çabalara son verilmeli, Kapitalist siyasetin iğrenç yüzü fark edilmelidir ve artık sadece sahih duygularla İslam anlaşılmaya çalışılmalı ve O’na teslim olunmalıdır.

Yorumlar