21 Nisan 2018 - 5 Şaban 1439
113 Sayı Şubat 2014
113. SAYI TANITIM VİDEOSU Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
''KÜRESEL EĞİLİMLER 2030'' SAFSATASI
113. Sayı | Emrah Akay | ''KÜRESEL EĞİLİMLER 2030'' SAFSATASI

Orjinal ismi “Global Trends 2030: Alternative Worlds” olan ''Küresel Eğilimler Raporu 2030: Alternatif Dünyalar'' başlığı taşıyan raporda 2030'a kadar peyderpey gelişecek devletlerarası gelişmeler ve 2030 sonrası için de küresel bir projeksiyon sunuyor. Rapor her beş yılda bir ABD'li siyaset bilimciler tarafından gelecek 15 yıl için hazırlanan küresel puzzle niteliği taşıyor. Bu puzzle’da hangi parçaların nereye uyacağını belirleyen, eksik parçaların nasıl tamamlanacağını tasarlayan böylesi bir raporun tıpkı diğer raporlar gibi mugalata dolu olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Zira dünya kamuoyu ile paylaşılan bu eğilimler aslında bahsi geçen ülkelerin eğilimleri değil, ABD'nin o ülkeler için biçtiği rolün ta kendisidir. Örneğin 2000 yılından beri yükselen bir güç olarak şişirilmiş senaryolarla servis edilen Çin, bu raporda da geleceğin en güçlü devleti olarak ifade ediliyor. Çin'in teknolojik, askeri ve demografik üstünlüklerinin gelecek 50 yılda çok daha büyüyeceğini ve dünyanın sözü dinlenen bir ülkesi haline geleceği bilgisini veren ABD yapımı raporda tıpkı geçen 15 yıl için beklenen büyük aktör Hindistan için de aynı şeylerden bahsediliyor. Öncelikle belirtelim ki, Çin ve Hindistan gibi ülkeler elli yıldan fazla süredir, teknolojik, askeri, endüstri ve demografik olarak dünyanın zirvesine oynayan iki ülkedir. Neredeyse her raporda adlarından oldukça fazla bahsedilen bu ülkeler hiç bir zaman dünyada sözü dinlenen, daha doğrusu dünyaya söyleyecek sözü olan ülkeler olamamıştır. Bu ülkelerin üretim gücünü sahip oldukları(!) ideoloji değil ucuz iş gücü belirlemektedir. İdeolojiden mahrum böylesi ülkelerde tabiri caizse 'ekmeğin aslanın ağzında' olduğu bir durum mevcuttur. Zira buralarda rekabet kurumlarda değil, fertlerdedir. Nüfusun fazla olmasından dolayı çok cüzi sermayelerle önemli istihdam alanları oluşturulabilir. Bu durumun farkında olan Kapitalist ABD'nin Avrupa pazarına rakip olamayacağını düşünürsek Çin ve Hindistan gibi ülkelerin Avrupa'nın en önemli rakipleri haline gelmesi kaçınılmaz oluyor. ABD tarafından yayınlanan böylesi raporlarda sıklıkla dillendirilen husus ABD ve Avrupa Birliğinin yeni projeksiyonda oldukça gerileyip birçok kulvarda yerlerini Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelere bırakacak olması. Uzaktan hoş gibi görülen bu tip tahminlerin aslında gelecek yılların planlamasını yapan ideolojik ülkeler nazarında uzak ihtimal olduğu geçen yıllara bakılarak anlaşılabilir.

Meseleye böyle bir girizgâhtan sonra diyebiliriz ki, birçok think thank kuruluşu ve RAND Corporation gibi Amerikan ulusal istatistik kurumlarının yayınlayacağı raporlar ülkelerin misyonunu belirlemede önemli bir görev üstleniyor. Örneğin bir başka eğilim olarak Türkiye'den bahsedilirken 'şişeden cin çıkması' benzetmesi yapılıyor. Özellikle güneydoğu bölgesinin demografik yapısının artan Kürt eğilimine kazandırdığı katkı düşünülerek yeni bir yapıdan yani Kürdistan'dan bahsediliyor. 2015 için Türkiye'ye biçilen Ortadoğu rolüne başrol olarak yeni 15 yıl için İran düşünülüyor. Yine Suriye'nin alacağı şekil sonrasında İsrail-İran arasında ciddi dostluk ilişkileri kurulacağı ve İran'ın Suriye meselesinde Müslümanlar nezdinde kaybettiği değerin devletlerarası arenada yeniden arttırılması isteniyor. Böylece Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nde joker oyuncusu olan İran'ın prestijini suni bir biçimde koruyarak sinsi oyunlarını oynamaya devam etmeyi planlıyor. Yine 16 istihbarat teşkilatının ortak öngörüleri ile katkı sunulan raporda 1945 yılından bu yana ABD hegemonyasının en çok zayıflayacağı ve zarara uğrayacağı yılların 2030 yıllarından sonra başlayacağı ve bir daha toparlama sürecine girmesinin zor olacağı üzerinde duruluyor. Bu sebeple Amerikasız bir dünya tasavvuru içine giren analistler, adına ‘Alternatif Dünyalar’ dedikleri yeni bir dünya düzeninin kaçınılmaz olduğu iddia ediyorlar. Fakat aynı anlistler şu an için alternatifsiz bir ABD gerçeğini de görmezden geliyorlar. Zira onlar meseleye şöyle bakıyorlar; ‘’Zayıf bir ABD’nin alternatifi daha güçlü bir ABD’dir.’’ Korkularının sebebi tabii ki İslami düşüncelerin hayat bulduğu bir sistemin inşası. Böylesi bir ihtimali ancak siyasi mugalatalı fikirler ile örtbas edebilirler. Bu yüzden bahsi geçen raporda olsun ve yahut diğer analiz ve raporlarda olsun siyasi uyanıklığa sahip kişilerin bu örtbaslar karşısındaki muhalif tutumu bu kişilerin teröre destek olduğu gibi bir iftirayı da beraberinde getiriyor.

Tekrar içeriğe dönecek olursak raporda geçen geleceği etkileyecek bazı belirsizlikler şunlardır:

1.Küresel ekonomik kriz yaşanabilir: Küresel ekonomik gelişmelerinin dengesizliği ve istikrarsızlığından dolayı krize girebilir. Dünya ekonomisi artık 2008 yılından önceki durumunu yakalayamaz. Dünya ekonomisi giderek Doğu ve Güney’e bağımlı kalacaktır.

2.Yönetim boşluğu: Dünyanın hızlı değişimine karşı birçok ülke ve uluslararası kuruluşlar hızlı bir şekilde adapte mi olacak yoksa bu değişimin altında mı kalacak?

3.Potansiyel çatışmaların artması: Uluslararası sistemin değişmesiyle birlikte ülkeler arasındaki çatışma riski de artabilir. Özellikle Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin değişime karşı algıları, kaynakların paylaşımı üzerinde çatışmaların artması ve savaş araçları kolayca elde etmesi devletler arasındaki çatışmaları meydana getirebilir.

4.Geniş kapsamlı bölgesel istikrarsızlık: Ortadoğu ve Güney Asya çalkantıları daha geniş çapta istikrarsızlık yaratabilir. Bu bölgelerde sağlam bölgesel güvenlik mekanizması yoktur. Giderek kutuplaşan Asya da küresel tehdit yaratan bir faktördür.

5.Yeni teknolojilerin etkisi: İnsanoğlu bilimsel ve teknolojik açılıma karşı uyum sağlayabilmesi ve bu gelişmeler sayesinde üretim verimliliğini artırması, küresel nüfus artışına çözüm bulması, kentleşme hızına ve iklim değişikliğinin yarattığı sorunlara karşı çare bulması da beklenen problemlerdir.

6.ABD’nin rolü: ABD’nin uluslararası rolünün gelecekteki 15-20 yıl içinde nasıl gelişeceği ve ABD’nin yeni ortaklıklarla uluslararası sisteme yeniden nasıl şekil vereceği konusunu kestirmek zordur. Büyük ihtimale ABD barışçı ortaklıkların arasında birinci konumu sağlayan bir ülkeye dönüşebilir. Sert ve yumuşak güçler (hard and soft power) açısından ABD hala çok geniş çapta avantajlara sahip olmasına rağmen, diğer ülkelerin hızlı yükselişiyle ABD’nin tek kutuplu dönemi (unipolar moment) sona erecektir.

Söz konusu raporda yukarıdaki muhtemel 6 çeşit gelişme üzerinde geleceğe yönelik 4 çeşit senaryoyu geliştirmiştir.

1.Ateşi sönmüş motor: Bu en kötü senaryodur. ABD ve AB’nin ilgisinin ülke içine dönmesi ve küresel liderlik sağlama işi ile ilgilenmemesi, ülkeler arasındaki çatışma riskinin artması, küreselleşme süreci ve küresel ekonomik durgunluğa girmesi gibi sonuçları yaratabilir.

2.Kaynaşma (fusion): Bu en iyi senaryodur: ABD ile Çin çeşitli konularda işbirliği yapmak üzere daha geniş küresel işbirliğini ilerletebilir.

3.Şişeden çıkan cin katsayısı (Gini Out-of-The-Bottle): Yani yurtiçi ve yurtdışı aşırı eşitsizlikler, ülkeler içindeki eşitsizlikler sosyal gerilimlerin artması, uluslararası alanda Avrupa ve ABD’nin kazançlı çıkması ve daha fazla ülkenin başarısız devletler haline gelmesi, büyük güçlerin farklı görüşlerinin çatışma olasılığını artırmamasıdır.

4.Devlet dışı bir dünya (Nonstate World): Yeni teknolojinin imkânı ve devlet dışı aktörlerin (sivil toplum örgütleri, çok uluslu şirketler, akademik kurumlar ve varlıklı kişiler v.s.) yükselişi ile küresel sorunlar karşısında sorumlulukları üstlenmesidir.

Her fırsatta Doğu koridorunu oluşturan asya-pasifik ülkelerinin iktisadi kalkınmalarını dile getiren ABD’li siyaset bilimciler, Avrupalı devletlerinde büyük bir çöküşe doğru gittiğini ifade etmektedirler. Aslında bu söylemler ile ortaya çıkan gerçek, Amerika’nın olası bir düşüşünü Batı’nın tamamına yansıtması ki böylece yalnız ve yenilmiş olarak tarihin çöplüğüne atılmasın. Bu sebeple ABD’li iktisatçılar yaşanacak ekonomik bunalımların ateşi ile bütün Avrupayı tutuşturmak istemektedirler.

Washington’un söz konusu politikasının tanımı Haziran 2012’de Savunma Bakanı Leon E. Panetta’nın Singapur’da düzenlenen XI. The Shangri-La Dialogue konferansındaki konuşmasıyla “yeniden dengeleme” (strategic rebalancing) olarak değişmiştir. Savunma Bakanı Panetta’nın “The US Rebalance Towards The Asia-Pacific” başlıklı konuşmasında Washington’un Asya Pasifik’e yönelik yeniden stratejik dengeleme (strategic rebalancing) politikasını açıklamış ve 2020 yılına kadar ABD’nin silahlı kuvvetlerinin %60’ını Asya Pasifik’e kaydıracağını belirtmiştir. (The National Intelligence Council, Global Trends 2030: Alternative Worlds, 2012, p. xii-xiv.)

Amerikan hükümetinin bu öngörüler ile dünyaya verdiği mesaj aslında çok açıktır. Zira o demektedir ki, ‘benden sonrasına da ben karar veririm.’ Bu çok doğaldır çünkü ideolojisiyle hareket eden devlet sadece bir plan dahilinde hareket etmez. O devletin birden fazla plan ve programı vardır. İhtimalleri ve bu ihtimallerinde alternatifleri vardır. O devletler dünyanın gidişatı hakkında karar alırlar ve uygulamaya koyarlar. Gücünün yetmediği yerlere de satın aldıkları kişiler yoluyla ulaşırlar ve yön verirler. Bu devletler bunları yaparken temel kaynaklarına yani ideolojilerine dönerler. Hal böyle iken üstlerine büyük hedefler konulan Çin, Hindistan, İran, Endonezya ve Türkiye gibi ülkeler bu heeflerin oldukça gerisinden dünyayı seyrederler. Keza onların ideolojisiz olması, uydu devletler şeklinde hallerine rıza göstermesi elde ettikleri iktisadi, demografik ve politik kazanımların sadece nicelik ifade ettiğini göstermekten öteye geçmez. Yine bu ideolojisiz ülkeler tek kutuplu dünyanın çöküşü karşısında alternatif üretmek şöyle dursun şaşkın bir şekilde aynı akıbetin kendilerini de bulmasını beklerler. O uydu devletlerin hiç bir yöneticisi İslam halifesi Harun er-Reşid gibi bulutlara meydan okuyarak; ‘’Nereye isterseniz yağdırın, damlaların düştüğü her toprak parçası bize cizye ödeyecektir’’ diyecek bir ileri görüşlülüğe sahip değillerdir. Yine bu uydu devletlerin yöneticileri Sultan Fatih gibi projeler geliştirip, hedefler koyacak feasete sahip değillerdir. Yine bu yöneticiler II. Abdulhamid gibi toplumunun maslahatlarını düşünen bir vizyona da sahip değillerdir. İşte böylesi devlet yöneticilerinin bulunmadığı bir dünya düzeninde kapitalist devletlerin çöküşünü hızlandırmak yerine onları koruyan önlemler ve destek paketleri hazırlayan 2. ve 3. Dünya devletleri asla ve asla dünyaya yön verme konusunda alternatif olamazlar. Hatta onlar iç işlerinde dahi karşılaştıkları problemleri çözmekten acizdirler. Sömürgeci devletlerin soktuğu fitnelerle yıllarını harcarlar, sonra o fitne biter bir başka tefrika ile gereksiz koşturmacalara başlarlar. Ve böylece sürer gider...

İşte bu sebeple içeriğini özetleyerek vermeye çalıştığımız bu rapor, dünya dengelerinin aslında çok kırılgan olduğunu alternatif sunacak yeni bir devletin çökmeye yüz tutmuş büyük devletleri tarihin karanlık çöplüğüne atabileceğini öngörmektedirler. Bu öngörüyü İslam’a düşmanlıkta zirveye oturmuş kâfirler yaparken, Müslüman yöneticilerin bu öngörülerde bulunamaması oldukça garip ve bir o kadar da düşündürücü.

Bizim ise bu dünya için düşündüğümüz en önemli eğilim herşeye rağmen İslam Ümmeti içerisinde küfrün hegemonyasına son verecek devletlerini kurarak iddialı bir vizyon ile dünyayı kasıp kavuracak fertlerin bulunmasıdır. İşte bu fertler ile en güçlü alternatifin İslami Hilafet Devleti’nin olacağını öngörmekteyiz. Bizim bu öngörümüzü destekleyen onlarca şer’î delil bulunmakla birlikte içinde bulunduğumuz vakıa da en güçlü aklî delilimizdir. Zira aydın bir bakışla küresel eğilimleri inceleyen her müslüman görür ki, artık ibreler İslami Hilafeti gösteriyor. Demokrasinin her çeşidini büyük pişmanlıklarla yaşamış bu ümmet bir daha pişmanlık yaşamamak için Rabbi’nin razı olacağı bir sistemi istiyor. Bunu Suriye’de çok açık gördük. Suriye, turnosol kâğıdı gibi Batı’nın müslümanlara faydasının dokunmayacağını aksine her fırsatta İslam’ı en acımasız şekilde yok etmeye çalıştıklarını gösterdi.

 İslam Ümmetini karanlıklardan Nur’a, zulümattan kurtuluşa çıkaracak Hilafet Nizamı için kâfirlerin yaptıkları bu mugalâtalar ilk değil, son da olmayacak.

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ إِنِّي أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِي الْأَرْضِ الْفَسَادَ

“Firavun da şöyle demişti: "Bana izin verin de Musa'yı öldüreyim. O, Rabbine yalvaradursun. O’nun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” [Mü'min 26]

 فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَوَ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

“Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.” [Bakara 10,11,12]

Yorumlar