21 Nisan 2018 - 5 Şaban 1439
113 Sayı Şubat 2014
113. SAYI TANITIM VİDEOSU Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
KÜRDİSTAN’DA YENİ BİR TUZAK: DEMOKRATİK İSLAM PROJESİ
113. Sayı | Salih Sorgun | KÜRDİSTAN’DA YENİ BİR TUZAK: DEMOKRATİK İSLAM PROJESİ

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana Türkiye sınırları içinde yaşayıp en fazla zulme uğrayan halk şüphesiz ki Kürtlerdir. Cumhuriyetin ilan edildiği günden itibaren Kürtler başıboş dağınık koyun sürüsü haline geldi. 3 Mart 1924’te Hilafet’ in kaldırılması ile Müslüman Türkler gibi Müslüman Kürtler de arayış içine girmiş ve kalkınmak için teşebbüslerde bulunmuştur. Osmanlı devletinde sadık halk olarak anılmışlardır. “Hilafetin korunacağı” ve “kardeşliğin hâkim olacağı” düşüncesinin ortadan kalkmasıyla beraber Şeyh Said liderliğinde kıyama kalkan Müslümanlar ağır bedeller ödemişlerdir.

Hilafetin kaldırılması sonucu Kürtler ile sistem arasındaki tüm bağlar koptu. Böylelikle bundan sonra yavaş yavaş sorunlar ortaya çıktı. Kürtlere karşı; katliamlar, sürgünler, tehcirler, köy boşaltmalar, ekonomik geri bırakılmışlık, alt yapı ve sanayileşmeye önem verilmemesi, Kürt bölgelerinin sürekli sıkıyönetim ve OHAL altında kalması, Türklüğü zorla kabul ettirme çabaları, Kürt kavmini yok kabul etme, Kürtçeyi yasaklama, Türkçe konuşmasını bilmeyen Kürt çocuklarına Türkçe eğitim verilmesi, böylece Kürt çocuklarının yeterli derecede eğitim alamaması yüzünden geride kalması, çocuklara Kürtçe isim koyma yasağı, Kürtçe coğrafik isimlerin değiştirilmesi gibi asimilasyon politikaları uygulandı…

Bu zulümlere karşı direnen Kürtler İslam’dan taviz vermeden mücadele ettiler. Bu hak mücadele PKK’nin kuruluşuna kadar devam etti. PKK kurulunca gerçek kimliğini gizleyip Kürtlerin mazlumluklarından dem vurarak onları kendi safına çekti. Böylelikle zor durumda olan Kürt halkı PKK’nin safına katılır oldu. Tabii Şeyh Said’den başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte Kürdistan toprakları son yüzyıldır birçok tuzakla karşılaştı. Bu tuzakların en büyüğü kuşkusuz ki bugünlerde PKK tarafından ortaya atılan Demokratik İslam projesidir. Bu tuzağın acı veren yanı ise Müslüman olan Kürtlerin bu tuzağa düşerek, Demokratik İslam projesine aldanmalarıdır.

Hepinizin malumu olduğu üzere 14 Ekim 2013 tarihinde İmralı’ya ziyarete giden BDP’li milletvekilleri Abdullah Öcalan'ın -belli ki yıllardır üzerinde yoğunlaştığı- yeni bir projesi ile döndü. Öcalan’ın, yeni projesinin adı: “Demokratik İslam Kongresi”

Öcalan BDP'nin TBMM Grup Başkan Vekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken aracılığıyla yayımladığı mesajda, demokratik İslam çağrısı yaparak şunları söyledi: "Özellikle El Kaide, El Nusra gibi İslam’a ihanet içinde olan kesimlere karşı Diyarbakır’da Demokratik İslam Kongresi çağrısını yapıyorum. Bu kongre çalışmalarında Alevi’si, Sünni’siyle tüm halkımızın derinlikli tartışmalar yürütmesi, kongrenin anlamlı kararlaşmalarla ve kurumsallaşmalarla sonuçlanması son derece önemlidir. Hz. Muhammed'in Medine Şûra çalışmaları örnek alınarak, Şeyh Said gibi tarihi kişiliklerin ruhuna uygun olarak bu çalışmaların yapılması önemlidir. Bu temelde tüm halkımızın Kurban Bayramı'nı bir kez daha kutluyorum"

Öcalan’ın bu söyleminin ardından harekete geçen görevli kişiler gerekli olan hazırlıkları yerine getirmek için çalışmalara başladılar. Birçok görüşme gerçekleştiren bu kişiler bu görüşmeler sonucunda 12 Ocak'ta İstanbul'da, 19 Ocak'ta Ankara'da, 25 Ocak'ta Diyarbakır'da, 26 Ocak'ta Van'da ve 1 Şubat'ta Urfa'da paneller ve forumlar gerçekleştirme kararı aldılar. Bu tartışmaların ardından konferansın ise Şubat ayının sonlarına doğru yapılması bekleniyor. Demokratik İslam Konferansı Hazırlık Komisyonu üyesi Ayhan Bilgen çalışmaların sonucunda Şubat ayında yapılması planlanan konferansın detayları ile alakalı kamuoyuna bilgi vererek şöyle konuştu:

"Yüzlerce delegenin katılacağı bir konferans olacak. Konferans içeriğinde hem bu yerel toplantılarda ortaya çıkan eğilimler ele alınacak hem de Medine Sözleşmesi ve birlikte yaşamanın hukukunun nasıl inşa edileceği, İslami çevrelerin kendi hak ve hukukları ile kendi iç tartışmaları ele alınacak. Yine Ortadoğu'daki şiddet ve bu şiddette dinin payı, din üzerinden sergilenen tutumlar önemli tartışmalardan biri olacak. Yani İslam'ın ezen ezilen kavramına bakışı zulme karşı duruşa yaklaşımının ne olduğuna dair konular ele alınacak. Bu konular yerel panellerde de ele alınacak. Konferans bir ortak tutumun çıkması, bir iradenin dışarıya deklere edilmesi ve kongreden sonraki örgütlenme çalışmaları belki farklı çalışmaları ortaya çıkaracaktır"

 Yukarıdaki ifadeler üzerinde tefekkür edersek, bu çabaların aslında hem Kürtlere, hem de Ortadoğu’da yaşayan diğer halklara demokratik sistemi sevdirme gayretleri olduğunu anlarız. Aynı zamanda Medine vesikasının da saptırıldığını görmek mümkün.

Ayrıca Bilgen, konferans adı ile alakalı da birçok tartışmanın olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Birkaç tartışma çok kritik. Örneğin bunlardan birisi kongrenin ismiyle ilgilidir. Çok doğal olarak kavramlar toplumsal algılar, hem İslami çevrelerin kendi içinde hem diğer çevrelerin İslami çevrelere bakışı ile ilgili kavramlar üzerinde bir takım polemiklerin yapılmasına neden oluyor. Farklı isim önerenler de oldu. Bununla birlikte farklı konseptler önerenler de oldu. Bazı çevreler yerel toplantılarda daha çok Kürdistanî bir buluşmanın gerçekleşmesi gerektiğine vurgu yaptı. Dolayısıyla Kürt İslami çevrelerin buluşmasıyla ilgili bir platform olmasını istiyorlar. Bazı çevreler buradan bir irade çıkmasından önce daha çok teorik tartışmaların İslam Demokrasi ilişkisinin sorgulanması, tartışılması, masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorlar."

Yapılması planlanan panellerin ilki Din Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (DİAYDER) tarafından Bağcılar Han Düğün Salonu'nda "Ortadoğu'da Barış Arayışı" ve "İslam ve Demokrasi" adı altında gerçekleştirildi. Panele İslamcı yazar Hüda Kaya, İstanbul DİAYDER Başkanı Mehmet Şimşek, Hakkâri Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu ve Demokratik İslam Konferansı Hazırlık Komisyonu üyesi Ayhan Bilgen katıldı.

İkincisi ise 25 Ocak 2014 tarihinde Diyarbakır'da DTK öncülüğünde yakın zamanda yapılması planlanan "Demokratik İslam Kongresi"ne hazırlık olarak gerçekleştirilen "Ortadoğu'da Barış Arayışı, İslam ve Demokrasi" paneli, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tiyatro salonunda gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Nurettin Turgay'ın yaptığı panelde konuşmacı olarak yazar Hüda Kaya, Prof. Dr. Kadri Yıldırım ve Doç. Dr. Veysel Ayhan yer aldı. Panelde ağırlıklı olarak Medine vesikası üzerinde duruldu. Panelde ilk konuşmayı Prof. Dr. Kadri Yıldırım yaptı. Yıldırım, "Hz. Peygamber, böyle bir tecrübeyi 'Faziletler Anlaşması'ndan almıştır. İlk anlaşmaya baktığımızda, sadece Müslüman olanlar için değil, anlaşma taraflarının tümü için 'Ümmet' kavramı kullanıldı." diye konuştu. Kürt halkının yaşadığı bölgelerin de böyle bir hakka sahip olduğunun altını çizen Yıldırım, iktidarların bunu engellediğini söyledi. Medine vesikasında yer alan maddelerdeki din ve dil konularına işaret ederek, "Herkesin kendi dinini yaşamasına izin verilmiş ve dil özgürlüğü yaratıldı. Peygamber döneminde mahkemelere tercüman atanmıştı, bu hakların hala tartışılıyor olması çok ayıptır. Ben bunları peygamberimize şikâyet ediyorum." dedi.

 İkinci konuşmacı Hüda kaya ise sözleşmenin önemine değinerek şunları aktardı: "Kandil'e gittiğimde bunun farkına vardım, bu sözleşme üzerine çok yoğun tartışmalar yürütülüyordu, çok şaşırdım o savaşın içinde çözüm bulmak için çok araştırma yapıyorlardı. Yıllarca es geçtiğimiz bu konu üzerinde formüller ile karşılaştım. Bu tartışmaların sonunda ortaya çıkan sonuçları ise Medine Sözleşmesi'nden referans alıyorlar... İbadetlerin içi boşaltıldığı için, 'Neden kavga edildiğini' bir türlü anlamlandıramıyorlar. Kuran İslam’ı değil, Emevi İslam’ı yaşanıyor. Kuran'dan koparılan Emevi İslamiyet’i ile devletin, iktidarın kontrolüne alınmıştır. Emevi'lerden günümüze böyle devam etmiştir"

Diğer ülkelerdeki zulümlerden sıyrılarak biraz da Kürtlere yapılan zulümlere işaret eden Kaya, "Niçin diye sorgulamadık. İslam hukuku iki tarafı dinler, tek taraflı karar vermez, verdiği karar sakat olur. Biz neden öbür tarafı hiç dinlemedik? Biz, ezilmişliğin ne olduğunu siz Kürtleri tanıyarak anladık. Roboski de böyledir. Gerçeği görmediler... Esaretin ne olduğunu zihinlerin tecavüze uğradığını görmeliyiz. Dinin temeli adaleti ayakta tutmaktır." diyerek sözlerini tamamladı.

Kaya'nın ardından söz alan Doç. Dr. Veysel Ayhan, yaptığı kısa konuşmada Ortadoğu'da iktidar odaklarının sürekli dini kullandığından bahsederek konuşmasını sonlandırdı.

Yapılan ve yapılması planlanan paneller birçok kesimden farklı şekillerde tepki çekerek istediği nihai hedefine ulaşmadı. Kimi yapılar sadece üç kişinin konuşmasının abesliğini eleştirdi. Kimi yapılar PKK’nin totaliter ve liderci anlayışını eleştirdi. Kimi yapılar "Demokratik İslam" isminin yanlış olduğunu söyleyerek daha çok kişinin katılması için isminin değişmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getirdi. Kimileri de demokrasiye vurgu yapacak olan bu panellerin pek de demokratik yapılmadığını dile getirdi. Kürtlerin çoğunluğunu oluşturan kimi yapılar da demokrasinin İslam’a aykırı olduğunu söyleyerek bu panellere katılmayı reddetti.

Şu ana kadar yapılanlara bakarsak kumpasın ne kadar büyük olduğunu anlamakta zorlanmayız. PKK kurulduğundan bu yana sosyalist bir çizgiye göre hareket etmiştir. Liderlerinin geneli materyalist ve laik insanlardan oluşmaktadır. Böyle olduğu halde neden Öcalan Müslümanların bayramını kutluyor ki? Neden Müslümanları “Demokratik İslam” konferansını düzenlemeye davet ediyor? Neden Şeyh Said’in öncülüğünde hareket edilmesinden bahsediyor? Biz biliyoruz ki bu tür yapılar Makyavelist bir anlayışa sahiptirler. Onlara göre gaye vasıtayı meşru kılar. Gayelerini gerçekleştirmek için yapmayacaklarını şey yoktur.

Öcalan geçmişte ve günümüzde İslami söylemlerde bulunarak Müslümanları kandıranlar gibi sinsice hareket ederek Müslümanları sisteme entegre etmek için çaba harcamaktadır. PKK ve Öcalan’ın gayesi egemenlik alanını genişletmektir. Bunun için de yeryüzündeki bütün değerleri çok rahat bir şekilde kullanabilirler. İslam’ı reddettiği halde PKK’nin başındaki liderler İslam’ı her daim kullanmışlardır. Allah’ı inkâr ettikleri halde İslamcı birçok sahte oluşum oluşturmuşlardır. Öcalan, “Demokratik İslam Kongresi”ni Müslümanlara önermektedir. Öcalan’a göre demokratik olmayan –El Kaide gibi- İslamcılık da var. Görünen o ki Öcalan’ın konunun başlığını dahi belirlerken ne kadar sinsice belirlediği ortaya çıkıyor. Hâlbuki İslam’ın demokratı, radikali olmaz. Öcalan’ın Müslümanlara kongre yapmayı önermesi gerçek manada İslam’ı veya İslamcıları kabul etmesinden dolayı değil de İslam’ı ve Müslümanları kullanmak içindir. Tabii ki bunun farkında olan Müslümanlar bunu kabul etmeyecektir.

Ayrıca Öcalan, kendisini inkâr ettiği halde, yine Şeyh Said’e İngiliz ajanıdır dediği halde, yine ona ve arkadaşlarına gerici dediği halde ve Şeyh Said kıyamını bir miras olarak ele almadığı halde Şeyh Said’in ruhundan ve tarihi kişiliğinden bahsetmesi ne kadar samimi? Ne oldu da daha düne kadar sevmediği adamın tarihi kişiliğini över hale geldi Öcalan? Bu konferansın yapılmasının bir diğer ve önemli nedeni de Suriye’de kurulması muhtemel olan İslami Devlet’in önüne geçmektir. Böyle bir ortamda kurulacak olan İslami bir devlete Kürtlerin icabet etmesinden korkan Öcalan Suriye’de İslami bir devlet kurmak için mücadele eden Müslümanları karalayarak hedefine ulaşmak istiyor.

Son olarak demokrasi ve İslam’ın ne anlama geldiğini ele alalım ki Müslümanların kalbinde en ufak bir şüphe kalmasın.

Demokrasi Latince bir kelimedir. İki kelimeden oluşan bileşik bir isimdir. "Demos" insanlar ve "Kratos" yönetim anlamına gelmektedir. İki kelimenin bileşiminden anlaşılan şey halkın egemenliğine dayanan yönetim şeklidir. Yani insanlar tam bir egemenlik ve otorite hakkına sahip oldukları gibi herhangi bir cihetin hiçbir müdahalesi olmaksızın hayat işlerini idare eden kanunlar koyma hakkına da sahiptirler. İslam’da yasama hakkı Allah’a aitken demokrasi bunu insanlara vermiştir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

إِنْ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ

“Hüküm sadece Allah’a aittir.” [Yûsuf 40]

Ve şöyle buyurmuştur:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar!” [Nîsâ 65]

 Kapitalist ideolojiden bir de temel özgürlükler fışkırmıştır. Bunlar ise inanç özgürlüğü, fikir özgürlüğü, mülkiyet özgürlüğü ve ferdi özgürlüktür. Bu özgürlükler sonucunda insana dilediğini söyleme ve ifade etmede tam bir özgürlük verilmiştir. Laiklik akidesinin içinde barınmış bu fikirler İslam nazarında haramdır. Aynı şekilde bu akidenin kendisi küfür akidesidir. Bu akide Allah’ın egemenliğini reddederek egemenliği halka vererek İslam akidesine kafa tutmaktadır. Laiklik İslam akidesiyle tamamen çelişmektedir. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

“Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne de yücedir.” [A’râf 54]

Ve şöyle buyurmuştur:

لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.” [Bakara 255]

Demokrasiyi kısaca ele aldıktan sonra şimdi de İslam’ın tanımına geçelim.

İslam: İnsanın yaratıcısıyla, kendisiyle ve diğer insanlar ile olan ilişkisini düzenleyen semavi (ilahi) bir dindir. Bu dini Allah Subhanehu ve Teala efendimiz Muhammed Aleyhi’s Salâtu Ve’s Selâm’a Cebrail vasıtasıyla indirmiştir. Bu din demokrasi gibi kişiyi özgür bırakmamıştır. İnsanın Rabbine ve diğer iman esaslarına nasıl iman etmesini belirlediği gibi Rabbine nasıl ibadet edeceğini de belirlemiştir. Yine insanın neyi yiyip neyi yiyemeyeceğini, neyi içip neyi içemeyeceğini, neyi giyip neyi giyemeyeceğini de belirlemiştir. Aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi İslam’ın ceza hukukunu, bayan erkek ilişkilerini, devletlerarası ilişkileri, iktisadi ilişkileri vs. hayatın her alanı ile alakalı hükümler indirmiştir.

وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُواْ بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُواْ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

"Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken insanların mallarından bir kısmını yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları hâkimlere (yöneticilere ya da kadılara) vermeyin." [Bakara 188]

وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ

"Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et." [Enfal 61]

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاْ أُولِيْ الأَلْبَابِ

"Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri." [Bakara 179]

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ

"Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza olarak, Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin." [Maide 38]

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

“Himarlarını (başörtülerini) cuyubları (yakaları) üzerine örtsünler.” [Nûr 31]

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ

“Mü’min erkeklere de ki: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar.” [Nûr 30]

وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

“Allah alışverişi helâl, ribâyı haram kılmıştır.” [Bakara 275]

Müslüman Kürt halkı geçmişte olduğu gibi Allah’ın izniyle bu tuzağı da deşifre edecektir. Farkında olmadan bu konferansı destekleyen Müslüman kardeşlerimiz de bu hatalarından vazgeçerek samimi davetimize icabet edip küfür nizamı ile İslam’ı bir arada kullanmaktan vazgeçerler inşAllah.

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

“Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz. Biliniz ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

(Konunun uzamaması açısından Medine vesikasının mahiyetine girmedim. Bu konuda araştırma yapmak isteyen kardeşlerimiz dergimiz tarafından çıkarılmış olan Demokrasiye Eleştiri adlı kitaptan faydalanabilirler.)

 

Yorumlar