21 Ocak 2018 - 4 Cemaziye'l-Evvel 1439
113 Sayı Şubat 2014
113. SAYI TANITIM VİDEOSU Ön Kapak Arka Kapak Takdim PDF Dergi
GENEL VE YEREL SEÇİMLERDE İSLAMİ TAVRIMIZ
113. Sayı | Süleyman Uğurlu | GENEL VE YEREL SEÇİMLERDE İSLAMİ TAVRIMIZ

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler öncesi siyasi sataşmalar ve manevralar hız kazanmaktadır. Türlü ayak oyunları, yalanlar, iftiralar…

Bu ahlâksız oy savaşının galibi kim olur onu bilemeyiz. Allah şahittir ki biz bunların hepsinden beriyiz.

Bununla birlikte her seçim döneminde oy kullanmayla alakalı tartışmalar ayyuka çıkar. Kimi taraf oy kullanmanın gerekliliğini nefsani delillerle anlatmaya çalışırken; kimi taraf da vakıaya mutabık olmayan ilimden yoksun delillerle oy kullanmanın şirk olduğunu iddia edip oy kullananlara kâfir yaftası yapıştırmaktan geri durmaz.

Seçimler konusu hakikaten üzerine ehemmiyetle durulması gereken önemli bir konudur. Bu nedenle vakıasının ve hükmünün hiçbir soru işaret olmaksızın açıklığa kavuşturulması kaçınılmazdır. Makalemizde “Demokrasiye Eleştiri” adlı kitabımızda seçimler hakkında yazdıklarımıza ilaveten yerel seçimlerin vakıasını ve şer’î hükmünü de açıklamayı uygun gördük.

Kuşkusuz İslâm’ı kendisine din olarak seçen insanların bağlanması gereken kurallar mevcuttur. Bunların ilki düşünce yapısını İslâmîleştirmektir. Düşünce yapısının İslâmîleşmesi kişinin davranışlarını tayin eden muayyen bir düşünce yapısına sahip olmasıdır. Bu muayyen düşünce yapısını şu şekilde özetlemek mümkündür: Karşılaşılan olay ve husus hakkındaki hükmü vermeden ve ona karşı tavrı belirlemeden önce;

1- Vakıanın hakikati iyice anlaşılmalı. Ne gibi bir durumla karşı karşıya olduğunu bilmeli.

2- İçinde bulunduğu vakıaya uygun olan şer’î nasları araştırmalı.

3- Şer’î nasları tek tek ele almaktan ziyade, Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içinde anlamalı.

4- Şer’î naslardan çıkartılmış şer’î hükme, neticesini dikkate almaksızın teslim olmalı ve gerekli tavrı ortaya koymalı.

Bu esâsi bilgiler ışığında demokratik seçimler meselesini ele alalım. Oy kullanmak her ne kadar tek bir amel olarak görülse de içerisinde birden fazla şer’î hükmü barındırmaktadır. Bu nedenle kısaca bu meseleleri ele alarak konuyu izah etmeye çalışacağız inşallah.

Partiler Ve Onlara Üye Olmak

İslâmî Parti; İslâm Akidesine dayanan, İslâmî fikirleri, hükümleri ve çözümleri benimseyen ve izlediği metot Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu olan partidir. Bunun için, fikir ve metot bakımından yalnızca İslâm esasları üzerine kitleleşmeleri Müslümanlara farzdır. Kapitalist, Sosyalist, Komünist, milliyetçi, vatancı, mezhepçi veya masonluk esaslarına göre kitleleşmeleri de Müslümanlara haram olur. Onun için, Sosyalist, Komünist, Kapitalist, milliyetçi, vatancı, mezhepçi veya masonik parti kurmaları ve bunlara katılmaları yahut bunlara geçerlilik tanımaları Müslümanlara haramdır. Çünkü bunlar küfür partileridir ve küfre davet ederler. Zira Allah şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإسْلامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنْ الْخَاسِرِينَ

“Her kim İslâm’dan başka bir din arzularsa (ararsa), bu ondan asla kabul edilmez. Ahiret’te de o şahıs hüsrana uğrayanlardan olur.” [Âli İmran 85]

Demokratik Seçimlerin Vakıası

Vekil seçimleri herkesin bildiği gibi yasama ve yürütme hususlarında kararların alındığı meclise üye seçimidir. Demokrasilerde halkın tamamı yönetime katılamaz. Kendilerine vekil seçerek meclise gönderirler. Vekiller, mecliste yasama işini bizzat yürütürlerken “yürütme” işini yerine getirmesi için müesses hükümete halkın kendilerine verdiği yetkiye müstenit olarak “güvenoyu” verirler. Bu iki işe birinci derecede dâhil olup yetkili olanlar seçilmiş olan vekillerdir.

Peki, “Teşrî (Yasama)” ne demektir? Teşrî; halkın hayatlarını tanzim edeceği kanunlar çıkartmaktır. Bir başka deyişle; bireylerin diğer bireylerle, bireylerin eşyalarla, bireylerin devletle olan ilişkilerini düzenleyen sosyal, iktisâdî ve siyasî işlerinde uyacakları kaideleri, hükümleri, ölçüleri belirleme işine teşrî denir.

Yürütme ise; halkın vekillerinin verdiği güvenoyuyla oluşturulan hükümetin daha önce alınmış teşrî kararlarını ve alınacak olan teşrî kararlarını icra etmektir.

İşte Meclis Seçimleri bu iki işi yapacak olan meclise üye seçimidir. Seçilenler hâkimiyeti yani teşrî yetkisini alırlar. Kanun tekliflerini görüşürler “kabul” veya “ret” oyu verirler. Allah’ın hüküm koyuculuğunu bir kenara iterler ve hükümlerine aykırı hükümleri kabul ederek tatbik edilmesini sağlarlar ki bu, ‘Hüküm ancak Allah’a aittir’ hakikatine muhaliftir.

Demokratik Meclis Seçimlerine Aday Olmak

Apaçıktır ki; mevcut meclis yani Demokratik meclis İslâmî olmayan nizam ve kanunlar çıkartmaktadır. Bu sonuca ulaşmak için derin araştırma yapmaya gerek yoktur. Onların çıkarttıkları kanunlar İslâm’a taban tabana zıttır. Bu vaziyet ise İslâm’ın kesinlikle haram kıldığı bir ameldir.

-İslâm bu ameli yapanlara şiddetli bir karşılık vermiş ve Allah Subhanehû bu vaziyeti “Rab edinme” olarak vasfetmiştir. Allah Subhanehû şöyle buyurmuştur:

ıÜüاتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ

“Hahamlarını ve Rahiplerini Allah’ın dışında birer Rab edindiler ve Meryem’in oğlu Mesih’i de (İsa’yı da)…” [Tevbe 31]

Nitekim İbn-i Kesir tefsirinde şöyle diyor:

“İmam-ı Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir değişik kanallara dayanarak bize bu belgeyi naklediyorlar: Adiyy b. Hatem, Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın davetini alınca, çağrısını işitince Şam’a kaçtı. Bu zat cahiliye döneminde Nasranî (Hıristiyan) olmuştu. Bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte Müslümanlara esir düşmüş, fakat Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. Kadın, kardeşinin yanına dönünce onu Müslüman olmaya ve Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. Bunun üzerine Medine’ye geldi. -Bu zat o sırada Tay Kabilesi’nin Şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan Hatem Tai idi.- Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. O sırada Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam ‘Onlar Allah’ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler’ cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. Ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a ‘Onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar’ dedi. Onun bu sözlerine Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam şu karşılığı verdi:

بلى إنهم أحلوا لهم الحرام وحرموا عليهم الحلال فاتبعوهم فذلك عبادتهم إياهم

“Evet, ama onlar (din adamları) onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da (din adamlarının bu) hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, (din adamlarına) kulluk etmeleri manasına gelir.”[i]

Rivayetten de anlaşılacağı üzere Allah Azze ve Celle’nin hükümlerinin dışında hükümler icat eden, haramları helal kılıp helalleri haram kılanlara itibar etmek, onlara uymak, onlara zorlama olmaksızın itaat etmek, o mercileri “Rab edinmek”tir. Rabbimiz böyle bir davranışı açık bir şekilde yasaklamıştır.

-Yine İslâm bu ameli “Tağuta mahkeme olmak” olarak kabul etti. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu;

ıÜüأَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا

“Sana indirilene ve senden önce indirilene (kitaplara) inandıklarını iddia edenleri gördün mü? Bunlar tağuta muhakeme olunmak istiyorlar. Hâlbuki onu (tağutu) inkâr etmeleri emredilmişti. Nitekim şeytan, bu insanları derin bir dalalete düşürmek istiyor.” [Nisa 60]

Ebû Salih, İbn Abbas’tan rivayet etmiştir:

“İbn Abbas dedi ki: “Bişr diye anılan münafıklardan bir şahıs ile Yahudi birisi arasında bir anlaşmazlık vardı. Yahudi, “Haydi gel seninle Muhammed’e gidelim.” dediği halde, münafık olan, “Hayır, Kâ’b b. el-Eşref’e gidelim.” dedi. -İşte Allah Azze ve Celle’nin “tağut” yani, “tuğyan eden şahıs” adını verdiği kişi budur- Ancak Yahudi, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den başkasının hükmüne başvurmayı kabul etmedi. Münafık vaziyeti görünce, onunla beraber Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına vardı. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Yahudi’nin lehine hüküm verdi. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yanından çıktıkları vakit münafık, “Ben bu hükme razı değilim.” dedi. “Haydi, seninle Ebû Bekir’e gidelim.” Ebû Bekir de Yahudi lehine hüküm verdi. Yine münafık buna razı gelmedi. -Bunu da ez-Zeccâc zikretmiştir.- Bu sefer dedi ki: “Haydi seninle Ömer’e gidelim.” Bunun üzerine Ömer’e gittiler. Yahudi dedi ki: “Biz önce Rasulullah (SallAllahu Aleyhi ve Sellem)’e gittik, sonra Ebû Bekir’e gittik, fakat bu bir türlü razı olmadı.” Ömer, münafık olana, “Bu vaziyet dediği gibi midir?” diye sordu. Münafık, “Evet!” deyince, Ömer, “Ben yanınıza çıkıp gelinceye kadar burada durunuz.” dedi. İçeri girdi, kılıcını alıp çıktıktan sonra ölünceye kadar kılıcıyla münafığa vurmaya devam etti ve dedi ki: “İşte ben, Allah Azze ve Celle’nin ve Rasulü’nün hükmüne razı olmayan şahısların aleyhine bu şekilde hüküm veririm.” Yahudi ise kaçıp gitti ve bu ayet-i kerime nazil oldu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Ömer’e,

“Sen, el-Fârûk’sun!” dedi. Cebrail de Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a şöyle dedi:

“Şüphe yok ki Ömer hak ile batılın arasını fark etti (birbirinden ayırdı).”[ii]

Allah Azze ve Celle’nin indirdikleri hükümler haricinde başka hükümler aramak, onlara başvurmak, onlara davet etmek, onlarla amel etmek Şer’îat tarafından yasaklanmış ve bu yöne meyleden her kişi, teşkilat, müessese “tağut” olarak vasfedilip onu inkâr etmemiz istenmiştir.

Aynı zamanda bu iş (yani Meclis Seçimi), Müminlerin seçtikleri yolun dışında bir yol seçmek ve izlemek demektir. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

ıÜüوَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرًا

“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra kim Rasul’e karşı çıkar ve Müminlerin yolundan başka bir yola giderse onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” [Nisa 115]

Şehit Seyyid Kutup bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

“‘Meşakke’ ‘şakke’ kelimesi lügatte, “birinin başkasının tuttuğu tarafın zıddını tutması” manasına gelir. Buna göre, Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a zıt düşen, O’nun tuttuğu, saff, taraf ve yana karşıt bir yan, taraf ve saff edinmiş demektir. Bunun manası, tüm hayatı için onun hayat metodundan başka bir hayat metodu edinmesi ve O’nun yolundan başka bir yol seçmesidir. Oysa Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam; Allah Azze ve Celle katından Din ve kulluk belirtilerini kapsadığı kadar, insan hayatının tüm yönlerine yönelik bir Şer’îat ve hakikî nizamı da kapsayan eksiksiz bir hayat metodu getirmiştir. Din ve kulluk belirtileri ile Şer’îat ve hayat nizamı, bu metodun gövdesini oluştururlar. Öyle ki, gövdesi bölünüp bir tarafı alınır diğer tarafı bırakılırsa, bu ilahî hayat metodunun ruhu yok olur. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a zıt düşenler; bütünüyle O’nun getirdiği metodu inkâr edenler ya da bir tarafını alıp diğer tarafını bırakmak suretiyle bir kısmına inanan diğer kısmını reddeden herkestir.

Allah Azze ve Celle’nin insanlara yönelik rahmeti; kendilerine bir Rasul göndermeden, onlara doğru yolu açıklamadan, insanlara azap etmemeyi ve onları en kötü dönüş yeri olan cehenneme atmamayı gerektirmiştir. Şüphesiz bu, şu zayıf yaratığa yönelik, Allah Azze ve Celle’nin geniş ve engin rahmetidir. Doğru yolu iyice tanıdıktan, yeni nizamın Allah Azze ve Celle katından geldiğini öğrendikten sonra, bu hususta Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a zıt düşüp, ona uymazsa, itaat etmezse ve kendisine bildirilen ilahî nizamdan hoşnut olmazsa o zaman Allah Azze ve Celle, kendisine sapıklık nasip eder; koyulduğu tarafa doğru gitmek üzere bırakır ve onu yöneldiği Kâfirlere, müşriklere katar. Böylece ayette anlatılan azabı hakkeder.”

-Aynı zamanda bu amel, Müslümanların üzerinde bulundukları emre de aykırıdır. Bu nedenle bu amel hemen reddedilir. Muslim, Aişe RadiyAllahu Anha yoluyla Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini rivayet etti;

مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

“Kim bizim üzerinde bulunduğumuz emre (yani İslâm’a) aykırı bir amel işlerse o (amel) reddedilir.”[iii]

Çünkü bu amel, küfür nizamlarını ve küfür kanunlarını tatbik eden yöneticilere “güvenoyu” vermek, Allah Azze ve Celle’nin hüküm koyuculuğunu göz ardı etmek demektir. Bunun manası ise, “Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmemesine rıza göstermek günah işlemek için yardımlaşmak, zalimlerin yaptıkları zulme destek olmak” demektir. Hâlbuki bütün bu işler Müminlere haram kılındı.

Buraya kadar anlattıklarımız Demokratik Laik meclis seçimlerine aday olmanın kesinlikle haram olduğunu vazıh bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu adaylığın istisnaî bir durumu da vardır ki; eğer bu adaylık, Allah Azze ve Celle’nin indirdikleriyle hükmedilmesini geri getirmeye davet etmek veya küfür hükümleri ile hükmedilmesiyle mücadele etmek veyahut da şer’î hükümlere göre yöneticileri hesaba çekmek için meclisi bir kürsü olarak kullanmak üzere olursa, Şer’îat’ça caizdir. Keza iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek Şer’îat’ın farz kıldığı amellerdendir.

Bu istisnaî durum genel olarak her İslâmî beldede geçerli olmasına rağmen Türkiye gibi bazı beldelerde seçimlere aday olmanın şartları vardır ki bu şartları kabul etmek caiz değildir. Mesela mevcut tağutî anayasayı benimsemek, bu tağutî nizamı kuran kişinin metodunu devam ettirmek üzere yemin etmek seçimlere aday olmanın ve vekil olmanın şartıdır. Bunun manası, bu yemin şartı sebebiyle seçimlerde aday olmanın hiçbir şekilde caiz olmadığıdır. Bu yemine binaen aday olmak haramdır. Bundan dolayı Müslümanlar için bu adayları seçmek de haramdır.

Hülasa; Bu adaylık üye olup da meclisin teşrii/yasama işlerine katılmak, yöneticilere güvenoyu vermek ve buna benzer işler yapmak üzere olursa haramdır. Çünkü böyle bir iş harama götüren vesiledir. Bu adaylık küfür kanunlarını çıkarılışına katılmak ve zalimlere güvenoyu vermek için kullanılan bir vesiledir. Bu haliyle Allah Azze ve Celle’ye alenen şirk koşmaktır. Eğer bu iş benimseyerek yapılıyor ise bu işi yapan kimse Kâfir olur. Benimsemeden yapıyor ise günahkâr, fasık ve zalim olur. Bu husus hakkındaki şer’î kaide açıktır:

الوسيلة إلي الحرام حرام

“Harama götüren vesile de haram olur.” Şer’î kaideler de bilindiği üzere bir şer’î hükümdür. Dolayısıyla Meclis Seçimlerine aday olmak yukarıdaki kayıt (istisnaî vaziyet) haricinde haramdır.

Böylece Demokratik laik siyasi partilere üye olmak, Demokratik laik siyasi partilerden vekilliğe aday olmak veya bağımsız olarak aday olmanın hükmü açıklığa kavuşmuştur. Geriye kalan ise bu adaylara oy verilip verilmeme meselesidir.

 Demokratik Meclise Aday Olanlara Oy Vermek

Sıkça karşılaştığımız üzere seçimler konusunda ifrat ve tefrit hâd safhadadır. Kimileri İslâm’ın esasî kaidelerini hiçe sayarak seçimlerde oy vermenin caiz, hatta zorunluluk olduğunu söylerken; kimileri de iman ile amel arasındaki ince çizgiyi göremeyerek elindeki keskin kılıçla oy verenlerin tümünü tekfir etmektedir. Böylece ortam bulanıklaşmakta, doğru ile yanlış ayırt edilememektedir.

Müslümanlar arasında çıkan bu karışıklığın nedeni, seçim konusu ile kanun çıkartma konusunu birbirine karıştırmaktan dolayı oluşmuştur. Oysa bu iki mesele birbirinden farklı iki değişik meseledir. Seçim, şer’î hükümler dairesinde bir fiildir, akideler dairesinde değildir. Bunun için seçim (farz/vacip, mendup, mubah/helal, mekruh veya haram gibi) bir şer’î hüküm alır.

Nitekim seçim hem İslâm’da hem de küfür nizamlarında mevcuttur. Yani salibi (haçı) kutsamak, istavroz çıkartmak gibi, sadece küfür dinlerine has bir amel değildir. Bunun için de küfür amellerinden bir amel olarak gösterilemez.

Kanun çıkartma konusu ile kanun çıkartan kişinin durumu akide konusunda tartışılır. Seçimin helal veya haram (günah) olması ise vekâlet ile ilgili şer’î hükümler konusunda tartışılır. Ayrıca seçimin küfür fikirleri üzerine kurulu olduğunu söylemek de dikkatsiz bir tespittir. Çünkü seçimin kendisi vekâlettir, vekâlet de şer’î hükmü olan bir fiildir.

Vekâlet; bir kimsenin bizzat kendisinin de yapabileceği muamelattan olan bir işi yapması için bir başkasını yetkili kılması karşılığında kullanılan bir tabirdir. Mesela bir kimsenin bizzat kendisinin satabileceği bir malı satması için bir başkasını yetkili kılması bir vekâlettir. Ayrıca davalının hakkını koruması için avukat tutması vekâlettir.

Vekâlet İslâmiyet’in caiz gördüğü bir akittir. Bu akdin meşruiyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir ve ulema arasında bu meselede her hangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Bu nedenle burada vekâletin caiz olduğunun delillerini ortaya koymamıza lüzum yoktur.

İslâm Hukukunun meşru gördüğü diğer ahitlerde olduğu gibi vekâletin rüknü de icap ve kabuldür. İcap ve kabul müvekkilin, "Seni şu malı satman için vekil tayin ettim", vekilin de "kabul ettim" demesi gibi sarahaten olabileceği gibi, birisi tarafından açıkça söylenerek sarahaten, diğerinin de susması ile delâlet yoluyla da olabilir.

Vekâlet, bir kimsenin bizzat kendisinin yapabileceği her türlü muamelede caizdir. Yani kişi kendi yapabileceği meşru bir muamelede bir başkasını vekil tayin edebilir. Buna göre, alım satım, havale, rehin, daman, kefalet, şirket, vedia, mudarebe, müzaraa, müsakat, icara, ceâle, karz, sulh, vasiyet, hibe, vakıf, sadaka, fesh, ibra, nikâh, talak gibi konularda vekâlet caizdir. Hakları istemede ve mahkemede savunmada vekâlet caizdir. Ancak vekâlete konu olan tasarrufun, bizzat vekil tarafından yapılması meşru bir tasarruf olmalıdır. Buna göre, bir Müslüman’ın içki, domuz gibi İslâm nazarında mülk edinilmesi haram olan bir şeyi satın alması veya satması için vekil kılması caiz olmaz.

Bu münasebetle seçim, yöneticileri İslâm esasına göre muhasebe etmek için Ümmetten bir vekâlet ise bunun için aday olmak caizdir, bu adayları seçmek de caizdir. Eğer haram ameller yapmak için Ümmetten bir vekâlet ise, aday olmak haramdır ve bu adayları seçmek haramdır. Demokratik Meclis seçimlerinin vakıasında açık bir haram söz konusu olduğuna göre bu işi yapacak kişileri vekil olarak tayin etmek için oy kullanmak da haramdır.

Bununla birlikte Müslümanların bu adayları seçmek için seçime katılmaları harama götüren bir vesiledir. Aynı zamanda bu, günah olan bir işi yapmak için yapılan yardımlaşmadır. Hâlbuki harama götüren vesile haramdır ve günah olan bir işi yapmak için yapılan yardımlaşma da İslâm tarafından haram kılınmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur;

وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“İyilik ve takva (Allah Azze ve Celle’nin yasaklarından sakınıp emirlerine uyma) hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun (Onun Şer’îatı’na bağlanın). Çünkü Allah’ın cezası çetindir.” [Maide 2]

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

أنصر أخاك ظالما أو مظلوما قيل يا رسول الله هذا نصرته مظلوما فكيف أنصره ظالما قال تمنعه من الظلم فذاك نصرك إياه

“İster zalim olsun, ister mazlum, (Mümin) kardeşine yardım et.” Denildi ki; “Ya Rasulullah, mazlum ise ona yardım ederim, fakat zalim ise nasıl yardım edebilirim ki?” O (Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu: “Onu zulüm yapmaktan alı koyarsın. İşte bu ona yardımdır.”[iv]

Günümüzde ve yaşadığımız coğrafyada demokratik seçimlerde bir partiye oy verenlerin birkaç dayanağı vardır. Onların birçoğu derler ki:

-Şu partiye oy vermez isek şu parti iktidara gelecek ve Müslümanlara zulmedecek. Bu nedenle oy kullanmamız gerekmektedir.

-Şu partiye oy verilmelidir. Zira bu parti İslâm Şer’îatını tedricen tatbik edecektir.

-Âlimlerimiz demokrasinin İslâm ile çelişmediğini söylüyor biz de onlara güveniyoruz. Bu nedenle oy kullanıyoruz.

Görüldüğü üzere cehaleti ilim kabul edenler haricinde kimse seçimlerde oy kullanmayı “demokrasiyi benimsediği” için bir gereklilik olarak görmemektedir. Yani burada demokrasiyi benimseme söz konusu değildir. Aksine bu kişilere demokrasi ile İslâm’ı net bir şekilde tarif ettiğiniz zaman kuşkusuz demokrasinin küfür olduğunu kabul edecektir. Hal böyle olunca bu insanlara sırf yukarıda zikrettiğimiz kaygılardan yahut cehaletten ötürü seçimlerde oy kullanması sebebiyle “kâfir” yaftası vurmak ilmî hiçbir dayanağı olmadığı gibi ahlâken de insafsızlıktır. Ancak bu seçimlerde oy kullananların günah işlemediği anlamına gelmez. Nitekim biz açık bir şekilde seçimlerde oy kullananların haram işlediklerini yani günahkâr olduklarını ve cehenneme doğru bir adım attıklarını söylemekteyiz ama mesnetsiz ve vakıaya mutabık düşmeyen delillerle onları kâfir de ilan etmiyoruz.

Hülasa;

Mevcut Demokrasi nizamında iki tür adaylıkla karşı karşıyayız. Birincisi laik bir partinin adayı olanlar, ikincisi ise bağımsız adaylar. Laik, Kapitalist partilerden birisinin aday gösterdiği kişiye veya o partinin bizzat kendisine oy vermek haramdır. Bağımsız olarak katılan adaylar, Allah Azze ve Celle’nin indirdikleriyle hükmedilmesini geri getirmeye davet etmek veya küfür hükümleri ile hükmedilmesiyle mücadele etmek veya yöneticileri hesaba çekmek için adaylıklarını koyarlarsa bu minval üzere hareket edeceğine dair söz verirler ise ve de seçimlere katılmaya şer’î bir engel yok ise (mevcut tağutî anayasayı benimsemek, bu tağutî nizamı kuran kişinin metodunu devam ettirmek üzere yemin etmek gibi) bu adaylara oy vermek caizdir.

Belediye Seçimleri:

Zikrettiğimiz gibi bir vakıa hakkında hüküm verilebilmesi için vakıanın doğru analiz edilmesi kaçınılmazdır. Zira yanlış analiz yanlış hüküm demektir. Belediye seçimleri hakkında doğru hükme ulaşabilmek, ancak yönetim ile idare arasındaki farkın bilinmesiyle gerçekleşecektir.

Yönetim, hakkında şer’î nass’ın sadır olduğu her şeydir. İdare ise hakkında şer’î nass’ın sadır olmadığı mubah dairesinde kalan her şeydir.  Biraz daha açacak olursak; yönetim işleri şunlardır: içtimai nizam hakkında kanunlar belirlemek, had ve cezalar hakkında hükümler belirlemek, iktisadi nizam hakkında hükümler belirlemek vb. İdari işler ise; park ve bahçeler, trafik düzenlemeleri,  kimlik ve pasaport düzenlemeleri vb. hususlardır.

Belediye tanımı ise şu şekildedir: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamusal tüzel kişilik.

Belediyenin görev ve sorumlulukları mevcut kanunlarda şu şekilde geçmektedir:  

İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır.

Toptancı ve perakendeci hâlleri, otobüs terminali, fuar alanı, mezbaha, ilgili mevzuata göre yat limanı ve iskele kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek veya bu yerlerin gerçek ve tüzel kişilerce açılmasına izin vermek. Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek. Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek vb.

Belediye ve onun görev ve sorumluluklarını inceledikten sonra belediye işlerinin idari işlerden olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Meclis seçimleri yönetim işlerindendir zira haklarında şer’î naslar varid olmuştur. Belediye seçimleri ise hakkında şer’î nas varid olmadığı için idare işlerindendir. İdare işleri mubah dairesine girdiğinden dolayı mubah bir işi yapmak için aday olmak da, aday olan kişiye oy vermek de caiz olur.

Bu esas hakkında bir tespittir. Bununla birlikte şunların da bilinmesi gerekmektedir:

1-Yukarıda geçtiği üzere mevcut siyasi partilerden herhangi bir siyasi partiye girerek Belediye Başkan adayı olmak ve bu adaya oy vermek haramdır.

2-Bağımsız adaylardan ancak belediye başkanı yahut belediye meclis üyesine oy vermenin şartı: içki satış yeri ruhsatı vermek, genel işletme ruhsatı vermek gibi haram bir iş işlemeyeceğine kesin kanaat getirmektir. Eğer adaylar belediye başkanı, belediye meclis üyesi olduğunda böylesi haram işlerden uzak duracaklarına dair söz verirler ise ve sözlerine güvenilecek kimseler ise o takdirde onlara oy vermek caiz olur. Zira oy vermek vekâlet vermektir. Haram bir iş yapacağı bilinen bir kişiye vekâlet vermek haramdır.

Son olarak, ister genel seçimler ister belediye seçimleri olsun hüküm verirken dikkatli olunması gerekmektedir. Zira vakıaların tespit edilip bunlara uygun düşen şer’î delilleri ve bu şer’î delillerden şer’î hüküm çıkartma işlemi ilim gerektirir. Birkaç hüküm ayetini öne sürerek şu haramdır, şu küfürdür demek ancak cehalet sahiplerinin işidir. Aynı şekilde haklarında hiçbir nass olmadığı halde maslahatlar gözetilerek şer’î hükme muhalif davranmak da fasıkların işidir.



[i] İbn-u Kesir

[ii] Kûrtubî, el-Camiu li-Ahkamul-Kur’an

[iii] Muslim

[iv] Buharî, K. Mezalim ve’l Gasb, 2264

Yorumlar